biyolojidersi.org https://www.biyolojidersi.org Biyoloji, Biyoloji Konuları ve Dersleri tr-TR hourly 1 Copyright 2019, biyolojidersi.org Wed, 27 Apr 2016 00:00:00 +0000 Tue, 23 Apr 2019 00:00:00 +0000 60 Canlıların Temel Bileşenleri https://www.biyolojidersi.org/canlilarin-temel-bilesenleri.html Tue, 03 Jul 2018 01:42:13 +0000 Canlıların temel bileşenleri, canlıların yapısındaki temel bileşenler bir araya gelerek canlıyı meydana getirirler. Bu bileşenler inorganik ve organik bileşenler üzere iki grup altında toplanır. Yapısında farklı Canlıların temel bileşenleri, canlıların yapısındaki temel bileşenler bir araya gelerek canlıyı meydana getirirler. Bu bileşenler inorganik ve organik bileşenler üzere iki grup altında toplanır. Yapısında farklı inorganik ve organik madde barındıran moleküllere besin adı verilir. Besinlerin içeriğinde buluna n protein, yağ, şeker gibi moleküllere ise besin ögesi adı verilir. Organik besin ögeleri yalnızca canlı hücreler tarafından sentezlenir. İnorganik olanlar ise hücreler tarafından sentezlenmez. Doğada hazır olarak bulunur. Moleküller hücre yapılarında farklı görevlerde kullanılır.

Canlılarda inorganik bileşenler

Su: Canlının yaşamını sürdürebilmesi için hayati önemi olan bir maddedir. Canlıların yani canlıda bulunan hücrelerin büyük kısmı sudan meydana gelir. Su eriyen maddeler için çözücü özelliktedir. Metabolizma yardımıyla oluşan zararlı atıkların inceltilerek vücut dışına atılmasını sağlar. Bitkiler kökleri yardımıyla mineral maddelerini suyun çözücü etkisi sayesinde alır. Kanda bulunan bileşenler bu sayede çözünür ve taşınır.

Asit ve bazlar: Su içinde çözünen ve hidrojen iyonu veren maddeler asit, hidroksil iyonu veren maddeler ise baz olarak tanımlanır. Çözeltinin asit ve baz değeri pH şeklinde değerlendirilir. Hücrelerde biyokimyasal reaksiyonlar belli oranlarda pH'da oluşur. pH değerinde gerçekleşen çok ufak değişiklikler bile canlıları etkileyebilir.

Mineral ve tuzlar: Canlı bünyesinde çok fazla olmasa da minerallere ihtiyaç duyulur. Mineraller, hormon ve vitamin gibi bazı moleküllerin yapısına birleşir. Kan basıncını ayarlanmasında minerallerin görevi vardır. Mineraller, kasların kasılması ve uyarı verilmesinde görev alır. Mineral içerikli gıdaların düzenli şekilde tüketilmesi gerekir. Ter, idrar ve dışkı nedeniyle devamlı vücuttan mineral atılır.

Canlılarda organik bileşenler

Canlıların temel bileşenleri olan bir diğer gruptur. Karbon içerikli bileşikler organik bileşiklerdir. Karbon haricinde yapısında oksijen, hidrojen, azot, kükürt ve fosfor yer alır. Ancak organik moleküllerin asıl görevlisi karbondur. Organik bileşenler, karbonhidratlar, vitaminler, lipitler, proteinler, enzimler, nükleik asitlerdir.

Karbonhidratlar: Canlılar enerji gereksinimlerini karbonhidratlardan karşılar. Hidrojen, karbon ve oksijen atomu barındırırlar. Enerji haricinde yapı maddesi olarak da hücrelerde görev yaparlar. Monosakkaritler, Disakkaritler ve Polisakkaritler olmak üzere üçe ayrılırlar.

Lipitler: Hidrojen, oksijen ve karbon atomlarından oluşur. Biyolojik açıdan en önem arz eden lipitler, fosfolipitler, steroitler ve trigliseritlerdir. Fosfolipitler hücre zarı için oldukça önemlidir. Steroitler ise vitamin ve hormon yapısında yer alır. Trigliseritler ise nötr yağlardır. Yapısında doymuş ve doymamış yağ asitleri bulunur. Hayvansal kökenli yağlar yani katı yağlar doymuş yağlardır. Doymamış yağlar ise bitkisel yani sıvı yağlardır. Yağlar vücut için en ekonomik enerji kaynağıdır. Enerji açığı olduğunda karbonhidratlardan sonra kullanılırlar.

Proteinler: Hidrojen, oksijen, karbon ve azot atomları yapısında yer alır. Organizmaların çoğu görevinde bulunurlar. Proteinlerin yapı taşlarını aminoaistler oluşturur. Hücreler proteinleri sentezlemek amacıyla 20 farklı tür amino asit kullanır. Proteinler vücutta dokuların yapımı ve onarımı için önemlidir. Enzim ve hormon olaylarını düzenler. Uzun saatler aç kalındığında enerji kaynağı olarak vücut tarafından kullanılırlar. Bağışıklığın sağlanabilmesi için görevlidirler. Kanın pıhtılaşmasında görev alırlar. Kemik, kas ve kıkırdak yapısında bulunurlar.

Vitaminler: Vücutta düzenleyici ve direnç arttırıcı maddelerdir. A, D, E ve K vitaminleri yağda çözünme özelliğindedir. Vücuda fazla alındıklarında karaciğerde depolanırlar. B ve C vitaminleri ise suda çözünme özelliği taşırlar. Vücutta depolanma özellikleri yoktur. Eğer fazla alınırsa idrar y]]> Protista Alemi https://www.biyolojidersi.org/protista-alemi.html Tue, 03 Jul 2018 09:28:08 +0000 Protista Alemi; Canlılar dünyasının heterojen (Dışbeslenen) bir grubudur. Tek hücreli ve çok hücreli Zarla çevrili gerçek çekirdeği bulunan varlıklardan oluşur. Ferdi olarak, koloni halinde, serbest veya asalak olarak yaşa Protista Alemi; Canlılar dünyasının heterojen (Dışbeslenen) bir grubudur. Tek hücreli ve çok hücreli Zarla çevrili gerçek çekirdeği bulunan varlıklardan oluşur. Ferdi olarak, koloni halinde, serbest veya asalak olarak yaşayan biçimleri bulunmaktadır. Tatlı suda yaşayan tek hücreliler-de kasılabilir vaküol (boşaltım kofulu) bulunur.


Kök Bacaklılar; hareket etmesini ve Besin alma ihtiyacını, yalancı ayak denilen göze uzantıları (stizol) ile sağlanır. Kamçılılar-a ve kirpikliler-e göre daha az zarla çevrili, özelleşmiş hücre taşırlar. Kök bacaklılar ve delikliler (Foraminifera), ışınlılar (Radiolaria) gibi çeşitleri vardır. Tatlı sularda yaşarlar. Bu canlılar yalancı ayaklarıyla besini hücre içine aldığı anda itibaren besin plazmalarında oluşan ve içi hücre suyu ile dolu olan boşluklar (koful) meydana getirirler. Besin kofulu içindeki besinler hücre içinde sindirilerek kullanılırlar. Genelde canlıların kalın bağırsağında yaşamaktadır. İnsanda amipli dizanteri adı verilen bir hastalığa sebep olduğu görülmüştür.

Kamçılılar (Amipler); Tek hücrelilerdirler. Yapının ön kısmında hareketi sağlayan bir ya da birkaç kamçı bulunur. Bazıları kloroplast bulundurduğu için ototrof-tur. Çoğalmaları uzun iki eşit parçaya bölen çizgi boyunca bölünme şeklindedir yani eşeysiz ürerler. Omurgalı hayvanların kanında kan asalağı olarak yaşayan tripanozomalardır. En çok bilinen kamçılı örnekleri ise Öglena ve Trypanosoma’dır. Emici bir sinek olan çeçe sineği ile diğer canlılara taşınırlar. Özellikle insanlarda uyku hastalığına neden olurlar. Öglena tatlı sularda yaşar ve taşıdığı karmaşık yapılı kromoplast sayesinde fotosentez yaparlar. Bu açıdan bitki hücresine benzerler. Hareket etme biçimi ise organizmalara ait bir özelliktedir.

Sporlular; Bu canlılarda hareket etmek için özgün bir yapı yoktur. Omurgalı ve omurgasız hayvanların vücutlarında asalak olarak yaşarlar. Besin kofulları ve kasılabilen kofulları bulunmaz. Üremelerinde eşeysiz ve eşeyli üreme birbirini takip eder. Bu sporların en bilinen hastalık nedeni ise plazmodyum ile insanda sıtmaya sebep olmasıdır.

Su yosunları (Algler); Tuzlu ve tatlı sularda veya nemli yerlerde yaşayan çekirdekli canlılardır. İçeriğinde Kloroplast bulunduğu için fotosentez yaparak kendi besinlerini kendileri üretirler. Suda yaşayan dışbeslenen canlıların oksijen ve besin kaynağıdırlar. Çekirdeği etrafında zarı bulunan tek hücreli ve çok hücrelidirler. Gerçek kök, yaprak, gövde, gibi organları ve iletim demetleri bulunmaz. Bu grubun en önemli örnekleri, altın renkli (sarı), yeşil, esmer ve kırmızı alglerdir.

Kirpikliler (Silliler); Hücre yüzeyini kaplamış olan kirpik hareketi sağlar ve dışbeslenen dir. Tatlı suda yaşayan türlerinde kasılabilen koful bulunur. Sitoplazmalarında biri küçük , diğeri büyük iki çekirdek bulunmaktadır. Büyük çekirdek eşeysiz üremeyi ve yapımlama ya da yıkımlama olaylarını kontrol ederken, küçük çekirdek ise eşeyli üremeden sorumludur. Vücutlarında yutak, hücre ağzı ve boşaltım açıklığı (anüs) gibi organlar bulunur. Endodinium, Paramecium ve Vorticella bu grubun bazı örnekleridir

Cıvık Mantarlar; Nemli ve organik ortamlarda yaşarlar. Dışbeslenen canlılardır. Ayrıştırıcı olduklarından madde çevriminde rol oynarlar. Hücre duvarı ve aynı zamanda belirgin bir hücre şekli bulunmayan, çok çekirdekli organizmalardır. Kök bacaklıları taklit ederler. Besinlerini de kök bacaklılar da olduğu gibi yalancı ayaklarıyla karşılarlar. Dictyostellium, Protostellium ve Arcyria bazı cıvık mantar örnekleridir.

Protista alemi yukarıda başlıklar altında verdiğimiz Kök bacaklılar, Kamçılılar, Sporlular, Kirpikliler (Silliler), Su yosunları (Algler) ve cıvık mantarlar şeklindedir.
]]>
Miyozin https://www.biyolojidersi.org/miyozin.html Tue, 03 Jul 2018 18:25:00 +0000  Miyo: Kas demektir. Miyozin: Kas sisteminde ki stoplazmada görülen boyuna iplikçiklere miyofibril denir. Miyofibriller "Aktin" ve "Miyozin" denilen kas proteinlerinden oluşur. Kasılmayı bu proteinler sağla  Miyo: Kas demektir. Miyozin: Kas sisteminde ki stoplazmada görülen boyuna iplikçiklere miyofibril denir. Miyofibriller "Aktin" ve "Miyozin" denilen kas proteinlerinden oluşur. Kasılmayı bu proteinler sağlar. Kalın ve kısa olanları "Miyozin", ince ve uzun olanları ise  "Aktin"  iplikleri adını alır. Temel yapıları proteindir.  Kas hücrelerinde aktin flamentlerle  etkileşime girerek kasılmayı miyozinler sağlamaktadır.

Miyozinlerin 16 Kadar üyesi tanımlanmıştır. Kas hücrelerinde "miyozin ll" bulunur. Bununla birlikte,  toplam gaz protein kütlesinin %55 'ini oluşturur. Miyozin; Aktomiyozini, aktin ile birlikte oluşturarak kaslardaki kasılma ile gevşeme hareketlerini düzenlemiş olur.

Hafif ve ağır  zincirlerden oluşur. Miyozinlerin Molekül ağırlığı yaklaşık 500-540 kda olup birbirine dolanmış iki sarmaldan oluşan fibröz bir kuyruğu vardır .Sarmalların ucunda birer globüler baş kısmı bulunmaktadır.

Kasların kasılmasında aktin ve miyozin şu şekilde etkileşir

Enerjinin açığa çıkması için;  miyozinin aktinin varlığına ihtiyacı vardır. Kaslarda ki dinlenme durumunda aktin ve miyozin etkileşime geçemez. Aktin ve miyozinin durağan halde olması ölümden sonraki aşırı kas sertliğinin olması durumudur. Bu duruma "ölü sertliği"(rigor mortis)durumu denir.
Omurgalıların çizgili kaslarını oluşturan proteinlerin yarısı da miyozindir.

İnsan vücudunda kasılma olayı gerçekleşirken  miyozinin etkisi ve kasılmayı, açıklayacak olursak;

Çizgili kasların kasılabilmesi için sinirsel uyarının varlığı zorunludur. Sinirler ile çizgili kas arasında sinir kas kavşağı denilen bir bölüm bulunur. Sinirler ile gelen uyarı asetikolin salgılanmasına sebep olur. Ardından kas hücrelerinin içine sodyum girişi ile kalsiyum iyonları salgılanır. Aktin üzerinde açıkta kalan bölgeye miyozin bağlanarak aktin-miyozin çapraz köprüleri kurulur. Atp enerjisinin harcanmasıyla miyozin başı hareket eder. Aktin miyozin üzerinde bu yolla kayarak sarkomer boyunu kısaltarak kasılma gerçekleşmiştir.

Kalbin kasılması ve pompalama işlemi ise daha farklı şekilde gerçekleşmektedir. Kalp ritmik kasılmalar yapabilmektedir.
]]>
Oksijenli Solunum Evreleri https://www.biyolojidersi.org/oksijenli-solunum-evreleri.html Wed, 04 Jul 2018 15:56:07 +0000 Oksijenli Solunum Evreleri, Hücrede oksijen etkisiyle, besin maddelerinin kimyasal tepkimeye sokup, Atp + su oluşturmasıdır. Solunumdan kast edilen hücresel düzeydeki kimyasal tepkime olup, soluk alıp vermek değildir. Oksijenli Oksijenli Solunum Evreleri, Hücrede oksijen etkisiyle, besin maddelerinin kimyasal tepkimeye sokup, Atp + su oluşturmasıdır. Solunumdan kast edilen hücresel düzeydeki kimyasal tepkime olup, soluk alıp vermek değildir. Oksijenli solunum, ökaryot canlılar yani mitokondri organeli içeren tüm canlılar da vardır. 

Oksijenli solunumun evreleri; Glikoliz Evresi, Krebs Döngüsü Evresi ve Ets Evresi dir. Bu evrelerin tanımı aşağıda verilmiştir.

Glikoliz Evresi:Bu evre oksijenli solunumla oksijensiz solunumda ortak olarak vardır.

Kararlı bir bileşik olan Glikozun 1 Atp harcanarak aktifleştirilmesiyle başlar. Yedi adet reaksiyon gösterir.

1.Reaksiyon: Glikozun aktif olması için Atp den 1 P ayrılır ve Glikoza bağlantı yapar. Glikoz-6-Fosfat meydana gelir 1 Atp harcanır.

2.Reaksiyon: Glikoz-6-Fosfat enzimlerin tesiriyle, Fruktoz-6-Fosfata dönüştürme olur.

3.Reaksiyon: Fruktoz-6-Fosfata bir fosfat grubu daha ilave olur, bundan dolayı bir Atp harcanır Fruktoz-1,6-Difosfat olur.Toplamda 2Atp harcanır ve şeker aktif hale gelir.

4.Reaksiyon: Fruktoz-1,6-Difosfat enzimlerin etkisiyle her biri 1 Fosfat Grubu götüren 2 adet 3C lu PGAL molekülüne (fosfogliseraldehit) bölünür

5.Reaksiyon: 3C lu PGAL moleküllerinin her biri için NAD+ ile H2 çekilir bu biçimde NAD+ koenzimi indirgenir bundan ayrı hücredeki serbest fosfat gruplarından birer adedi moleküle bağlanır ve yüksek enerjili duruma gelir. Bu şekilde DiFosfoGliserikAsit Dpga molekülleri meydana gelir.

6.Reaksiyon: Dpga da olan P gruplarından birer adedi Adp’ ye dahil olur. Bu biçimde toplam olarak 2 ATP sentezlenir. Pga molekülleri meydana gelir.

7.Reaksiyon: Pga da kalan birer P grubu da Adp ye bağlanır ve 2 Atp oluşturur. Bu şekilde 4 Atp sentezlenir. Neticede 2 Pga (fosfogliserikasit ya da pirüvat ) kalır.

Krebs Evreleri: Glikolizin neticesinde 2 tane 3C lu Pirüvik Asit Pga oluşmuştu. Bu iki Pirüvat sitoplazmadan ayrılıp, Mitokondriye girer.

Her bir Pirüvattan bir Co2 ve H2’den ayrılır. Ayrılan hidrojenler Nad koenzimince tutulur ve Nadh + H+ oluşur Co2 ise burada serbest kalır.

Bu meydana gelen reaksiyonların sonucunda 2C lu Asetil-CoA oluşur. Asetil-CoA krebs döngüsü başlatan maddedir. Krebs evresi toplam 6 reaksiyondan oluşur.

Ets Evresi:

Nadh-Q Redüktaz, Ubikinon, Sitokrom Redüktaz, Sitokrom C, Sitokrom Oksidaz

Glikolizde 4 Atp üretilir ancak net kazanç 2 Atp dir. Krebs döngüsünde içinde toplam 2 Atp meydana getirilir.

Bu şekilde Ets ye girmeden evvel elde 4 Atp var. Ets neticesinde her bir Nadh+H+ için 3Atp elde edilir ve her bir Fadh2 için 2Atp elde edilir. Toplamda 10 Nadh+H+ ve 2 Fadh2 olduğu için Ets de 34 Atp elde edilir. 4 Atp de Ets öncesi elimizde vardı bunlarında toplamı 38 Atp eder.

]]>
9 Sınıf Biyoloji Canlıların Temel Bileşenleri https://www.biyolojidersi.org/9-sinif-biyoloji-canlilarin-temel-bilesenleri.html Wed, 04 Jul 2018 20:26:31 +0000 9 Sınıf Biyoloji Canlıların Temel Bileşenleri: Canlıların yapısını oluşturan olmazsa olmazlardan olan temel bileşenler, insan vücudunu oluşturan eksikliğinde önemli sorunlara yol açan zengin yapı maddeleridir.Bünyesinde çe 9 Sınıf Biyoloji Canlıların Temel Bileşenleri: Canlıların yapısını oluşturan olmazsa olmazlardan olan temel bileşenler, insan vücudunu oluşturan eksikliğinde önemli sorunlara yol açan zengin yapı maddeleridir.Bünyesinde çeşitli organik ve inorganik maddeler bulunan moleküllere besin denir.
Canlıların temel bileşenlerini iki ayrı koldan incelenir. Organik besin öğeleri genel olarak yapılarında C, H, O elementlerini bulundururlar. 

İnorganik maddeler ise canlı hücresi tarafından yapılmayıp doğada hazır olarak bulunurlar.
  • İnorganik: Bunlar sırasıyla ; Su, Mineraller, asitler, bazlar, tuz ve minerallerdir.
  • Organik: Bunlar sırasıyla; Karbonhidratlar, yağlar, proteinler, vitaminler, enzimler ve nükleik asitlerdir.

Organik Maddeler:

Karbonhidratlar: Yapılarında C, H, O elementi bulunur. Hücrenin önemli enerji kaynaklarındandır. Bitkisel besinlerde oldukça yaygındır.Yapı olarak üçe ayrılır.

Monosakkarit: Tek ve basit moleküldür. En önemli birimi glukozdur. Bu birim kanda rahatlıkla ölçülür. 

Disakkarit: İki molekül monosakkaritin bir bağ ile bağlaması sonucu oluşur. 

Önemli bileşimleri; Maltoz (glukoz+ glukoz), Sükroz (glukoz+fruktoz), Laktoz (glukoz+galaktoz)

Polisakkarit: Çok fazla monosakkaridin bir ara gelmesiyle oluşan büyük yapılı moleküllerdir. Büyük bir kısmı hücre duvarında yapı taşı olarak kullanılır. 

Önemli bileşenleri: Nişasta, glikojen, selülozdur.

Yağlar: Yapılarında C, H, O elementi bulunur. Ayrıca fosfor ve azot da içerir. Suda çözünmeyen yada az olarak çözünen bir elementidir. Üçe ayrılır bunlar; fosfolipitler, steroitler, trigliseritlerdir. Yağlar doymuş ve doymamış olarak ikiye ayrılır. Doymuş yağlar hayvansal, doymamış yağlar ise bitkiseldir. Enerji kaynağıdır. Hücre zarının yapısında etkin bir rol oynar. Hayvanların kış uykusunda önemli bir görev teşkil eder.

Proteinler: Yapılarında C, H, O ve azot elementi bulunur. Yapı taşları aminoasitlerdir. Vücudun yapım ve onarımına yardımcı olurlar. Kas, kemik yapısında oldukça fazladır. Enerji vericidirler.

Vitaminler: Hücrenin yapısına katılmazlar. Yağda ve suda çözünen vitaminler bulunur. Enzimlerin yapısını oluşturur. Düzenleyici ve direnç artırıcıdırlar.

Enzimler: Kimyasal reaksiyonların başlayabilmesi için enzimlere ihtiyaç duyulur. Reaksiyondan değişmeden çıkarlar. Çift yönlüdürler.

Nükleik asitler: DNA ve RNA olarak aklımıza gelir. Çok sayıda nükleotitlerin birleşmesiyle oluşur. Hücrelerin yapısını ve işlevini kontrol eden kalıtsal bilgi taşır.

İnorganik Maddeler:

Su:Besinin sindiriminde yer alır. Çok iyi bir çözücüdür. Besinlerin taşınmasına yardımı olurlar.

Asit:Tatları eşkidir. Asitler metaller ile  tepkimeye girer. ph değeri 0-7 arasındadır. Mavi turnusol kağıdını kırmızıya çevirirler.

Bazlar: Tatları acıdır. kayganlık hissi verirler. Ph değeri 7-14 arasındadır. Kırmızı turnusol kağıdını maviye çevirirler.

Tuz: Asit ve bazların birleşmesi ile oluşur.

Mineraller: İnorganik tuzlardır. Enerji vermezler. Sindirilmezler. Ter, dışkı ve idrarla atılır. Enzim yapısında görev alır. Hücre zarından geçebilir.
]]>
Patoloji https://www.biyolojidersi.org/patoloji.html Thu, 05 Jul 2018 08:23:36 +0000 Patoloji, ismi Yunancadan gelen ve halk arasında kabaca; iyi ve kötü tümörü ayıran bölüm olarak bilinir. Patolojinin esas amacı hastalığa bir tanı koymaktır. Bilimsel tanımı, vücuttaki tüm organları ve dokuları inceley Patoloji, ismi Yunancadan gelen ve halk arasında kabaca; iyi ve kötü tümörü ayıran bölüm olarak bilinir. Patolojinin esas amacı hastalığa bir tanı koymaktır. Bilimsel tanımı, vücuttaki tüm organları ve dokuları inceleyerek başta kanser ve tümör olmak üzere hastalıklara tanı koyan bölümün adıdır. Patoloji, Yunancada pathos teriminden gelmektedir. Patolojinin bir diğer tanımı, hastalıklara yol açan nedenleri inceleyen bilim dalıdır. Patoloji, anatomide öğrenilen bilgilere, hastanın organlarının mikroskop altındaki düzensiz davranışlarını ekleyerek hastalığın daha kolay teşhis edilmesini sağlar. Hekimliğin en zor bölümlerinden biridir ve uzmanlığın dışında iyi bir tecrübe ister. Patoloji alanında uzmanlaşan kimselere patolog denir. Tıpta uzmanlık sınavında patoloji bölümü dalında başarı kazanan doktorlar patolog olmaya hak kazanır. Patoloji uzmanlık alanının süresi 4 yıldır.

Patolojinin tarihçesi,

Patolojinin tarihine bakılacak olursa; ilk çağlardaki insanlar, her hastalığın bir suçu temsil ettiğini ve işlenen suça karşılık tanrının o kişiyi cezalandırması olarak inanılırdı. Bu inanç din adamlarının üstünlüğü ile alakalıydı ve bitkisel tıbbın keşfedilmesiyle tanrı ile hastalıklar arasındaki bağlantıların yanlış olduğu anlaşılmaya başlandı. Orta çağda ise hastalıkların tanısının koyulması yönünde teoriler ortaya atılmış ve sonunda tanrısal bir bağlantısı olmayan hastalık kavramı çıkmıştır.

Patolojide fizik, kimya, anatomi, histoloji ve bakteriyolojide uygulanan yöntemleri kullanır. Kullanılan başka bir yöntem ise otopsidir yani hastaların ölümünden sonra organlarının çıkarılıp incelemeye alınması işlemi. Otopsi işleminin en büyük avantajı, bütün organların çıplak gözle muayenesinin sağlanmasıdır. Ölen kişinin niçin veya hangi sebepten öldüğünü kesin olarak söylenmesini sağlayan bir yöntemdir. Yapılan işlemlerde organlardaki hasar ve sorunlar çıplak gözle her zaman fark edilmeyebilir. Bunun için mikroskop kullanılarak daha detaylı ve kesin veriler elde edilir.

Patolojinin bölümleri;

Patolojik anatomi:  Hastalıklara tanı koymak için organ ve dokularda 0,1 mm den büyük olan değişimlerin incelenmesidir.

Deneysel patoloji: Hastalıkların tedavisinde kobay hayvanlarını kullanarak deneysel veriler elde eden araştırma alanıdır

Klinik patoloji: Biyokimyasal ve mikrobiyolojik muayenelerin beraber yapılarak hastalıkların teşhisinde ve tedavisinde kullanılan bir araştırma alanıdır.

Cerrahi patoloji: Diğer adı biyopsi olan ve hastalıklı olan bölgeden parça alınıp incelemesinin yapıldığı alandır.

Histokimyasal patoloji: Doku ve organların boyama tekniği ile incelenmesidir.

Genel patoloji: Hastalıkların tanısının koyulmasında genel olarak inceleme yapan ve dokularda meydana gelen fonksiyonel bozuklukların incelenmesini sağlayan çalışma alanıdır.

Özel patoloji: Her bölge ayrı ayrı ele alınır ve her sistemin hastalıklarının ayrı ayrı incelendiği alandır.

Patoloji sadece tanı koymak değil,  tanının koyulmasından sonraki sürecin de nasıl ilerleyeceği konusunda bize bilgi verir. Patoloji, tıbbın temeli olarak da kabul edilir. Günümüzde hemen hemen bütün hastalıkların kesin teşhisi için patoloji raporu istenmektedir. Ayrıca tedavilerin masrafının karşılanması için hem sosyal güvenlik kurumları hem de özel sigortalar patoloji raporunun düzenlenmesi zorunluluğu vardır. Hastalıkların erken teşhis edilmesi açısından da patoloji alanı büyük bir öneme sahiptir.

]]>
Dolaşım Sistemi https://www.biyolojidersi.org/dolasim-sistemi.html Fri, 06 Jul 2018 04:46:18 +0000 Dolaşım Sistemi, Kardiyovasküler sistem veya vasküler sistem olarak da adlandırılan dolaşım sistemi, kanların dolaşımına ve amino asitler ve elektrolitler gibi besin maddelerini, oksijeni, karbondioksiti, hormonları v Dolaşım Sistemi, Kardiyovasküler sistem veya vasküler sistem olarak da adlandırılan dolaşım sistemi, kanların dolaşımına ve amino asitler ve elektrolitler gibi besin maddelerini, oksijeni, karbondioksiti, hormonları ve kan hücrelerini hücrelere nakletmesine imkan sağlayan sistemdir. Vücutta beslenme sağlamak ve hastalıklarla mücadelede yardımcı olmak, sıcaklık ve pH'yı dengelemek işlevini görür. Dolaşım sistemi, vücuda her bölüme uzanan karmaşık kan damarları ve merkezde bulunan kalpten oluşur. 

Dolaşım sisteminin parçaları:

Kalp: Dolaşım sistemindeki kilit organdır. Ana işlevi, kanı vücudun her tarafına pompalamaktır. Genellikle dakikada 60-100 kez atar, ancak gerektiğinde çok daha hızlı çalışabilir. Günde yaklaşık 100.000 kez, yılda 30 milyon kez atar ve 70 yıllık ömrü boyunca yaklaşık 2,5 milyar kez atar.

Kalp kapakçıkları: Her bir kalp hücresinin çıkışında tek yönlü kan akışını sağlayan bir valf bulunur. Bu valfler, kanların geçmesine izin vermek için açık olan kapaklardan oluşur; ancak geri akışını önlemek için sıkıca kapatılırlar.

Damarlar:

Bir yetişkinin kan damarları uçuca eklenmiş halinin uzunluğu yaklaşık 100.000 km'dir.

Kan Damarlar üç gruba ayrılır.    

Atardamarlar: Kalbimizdeki  temiz kanın vücuttaki organ ve diğer yapılarına  taşır.

Toplardamar:  Vücudumuzun  organ ve diğer yapılarındaki kirli kanı kalbe ulaştırır.

Atar ve toplar damarların kalın elastik duvarları vardır ve kalpten pompalanan yüksek kan basıncına dayanırlar

Kılcal damarlar: Atar ve toplar damarlar arasında yer alan daha ince damarlardır. Vücudumuzun her yerini ağ gibi sarar. Kan, kılcal damarlardan içeri girip damarlara girdiğinde, basıncı düştüğü için kılcal damarların daha ince duvarları vardır.

Kan: Kan, vücudun doku ve organlarının aktivitelerini beslemek için gereken oksijeni ve besinleri taşır ve vücudun atık ürünlerinin çıkarılması sağlar. Ortalama büyüklükte bir yetişkin yaklaşık 5 litre kan taşır. Kan, plazma ve plazmada yüzen çok sayıda kan hücresinden oluşur. İki ana kan hücresi tipinden, kırmızı kan hücreleri vücudun dokularına oksijen taşır ve beyaz kan hücreleri, vücuda enfeksiyona karşı savunma sağlarlar. Kan ayrıca besin maddelerini, kan pıhtılaşması için gerekli proteinleri ve atıkları içerisinde taşır.

Kanın pıhtılaşması: Bir kan damarı hasar görürse, sızıntıyı durdurmak için bir pıhtı oluşur. İlk önce, trombositler sızıntıyı durduran bir tıkaç oluşturmak için birbirine yapışır. Aynı zamanda, kandaki kimyasal olayların karmaşık bir dizisi, fibrin adı verilen bir protein uzun şeritlerinin üretilmesine yol açar. Bunlar kan hücrelerini bir arada tutarak, yavaş yavaş katılaşan jel benzeri bir pıhtı oluştururlar. Katı gıdalar, kan damarı onarılana kadar kalır.

Kan hücreleri: Bir damla kan hücresi milyonlarca kırmızı hücreden oluşur ve her hücre, hemoglobin adı verilen 250 milyon moleküllü bir molekül içerir. Akciğerlerde oksijen hemoglobine bağlanır, ancak dokularda oksijen tekrar serbest bırakılır. Birkaç çeşit beyaz kan hücresi mevcuttur ve bunların hepsi vücudun bağışıklık sistemi için önemlidir. Trombositler kan pıhtılaşması için gereken küçük hücrelerdir.

Dolayısıyla Dolaşım Sistemi; vücudumuzun tüm organ ve yapılarıyla doğrudan iletişim halinde olan tamamını doğrudan etkileyen en hayati sistemlerimizden biridir.

]]>
Oksijensiz Solunum Yapan Canlılar https://www.biyolojidersi.org/oksijensiz-solunum-yapan-canlilar.html Fri, 06 Jul 2018 20:12:17 +0000 Oksijensiz Solunum Yapan Canlılar, yaşam faaliyetlerini sürdürmek için oksijenin varlığına gerek duymayan canlılardır. Enerji besin maddelerinden elde edilir Canlıların aldıkları besin maddeleri oksijen kullanılıp ya da oksijen Oksijensiz Solunum Yapan Canlılar, yaşam faaliyetlerini sürdürmek için oksijenin varlığına gerek duymayan canlılardır. Enerji besin maddelerinden elde edilir Canlıların aldıkları besin maddeleri oksijen kullanılıp ya da oksijen kullanılmadan elde edilmesi durumuna "Solunum" denilmektedir. Solunum ile alınan basit şeker hücre içinde parçalanarak enerji, su ve karbondioksit oluşur. Bitkiler canlı olduğu için solunum yapma özellikleri vardır. 

Oksijensiz solunum yapan canlılar, gece ve gündüz solunum yaparlar bunun belirli bir sınırlaması olamaz. Bu tür canlılar solunum yaparak enerji üretmekte olup bu enerjileri hayatlarını sürdürmek için değerlendirmektedir. Bazı canlıların yaşamsal faaliyetlerini yerine getirmesi için oksijene ihtiyaçları yoktur. Bunlar genellikle deniz, akarsu, göllerde yaşayan canlılardır. Solunumda açığa çıkan enerji ATP molekülünde saklanmaktadır. Bir ATP molekülünde birçok madde bulunur. Bu maddeler adenin organik baz ve üç fosfat grubunu içermektedir. Oksijensiz solunum, bazı canlılarda zorunlu solunum yolu olarak oksijensiz ortamda solunum yapılan bir durumdur. Bu yolu izleyerek hayatını sürdüren canlılarda çeşitli kimyasal ve biyolojik tepkimelerin sonucunda oksijen kullanılmaksızın enerji üretilmektedir.

Oksijensiz solunumda oksijen ile sağlanan solunuma göre enerji üretimi daha az seviyededir. Oksijensiz solunum yapan canlılarda ili ATP üretilmektedir. Süt besininden yoğurt ve peynir elde edilirken oksijensiz solunum yapan bakterilerden faydalanılmaktadır. Bu tür solunumun iki farklı türü vardır. Etil alkol ve laktik asit fermantasyonu olarak belirlenir. Etil alkol fermantasyonu glikoz evresi sonucunda iki ATP harcamasından sonra glikoz maddesinin parçalanmasıyla birlikte dört ATP elde edilmektedir. Laktik asit (fermantasyonun) oksijensiz solunumunda ise aynı olayın meydana gelmesine rağmen etil alkol fermantasyonu durumunda iki adet karbondioksit molekülü oluşur. Fakat laktik asit fermantasyonu halinde bu durum oluşmaz.

İnsanda oksijensiz solunum, laktik asit fermantasyonu ile gerçekleşmektedir. Bu oksijensiz solunum, çizgili kas hücreleri içerisinde meydana gelmektedir. Çizgili kasların çok çalışmalarına bağlı olarak yeterince oksijenden yararlanamaz hale geldiklerinde oksijensiz solunum sağlayarak ATP yoluna gitmektedirler. İnsanların yoğun aktivasyon sonrasında yorulmaları oluşumunun sebebi laktik asit birikiminden kaynaklanır. Oksijensiz solunumun tamamı sitoplazma bünyesinde gerçekleşir. Çizgili kasların yanı sıra tek hücreli canlılarda görülür. Oksijensiz solunumda besinler tamamıyla parçalanmaz. Sadece belirli bir düzeydeki miktarı parçalanmaya başlar. Bu nedenle elde edilen enerji seviyesi düşüktür. Bu tür solunum hızla gerçekleşerek canlının ağırlığını azaltır.

Oksijensiz solunum yapan canlılar hangileridir

Günlük hayatta peynir, yoğurt, soya sosu, turşu ve ekmek yapımında bazı bakteri ve mantarlar oksijensiz solunumdan faydalanır. İnsan vücuduna yönelik ağır spor egzersizleri yapıldığında çizgili kaslar  oksijensiz solunum yaparak görevlerini ifa eder. Ayrıca birçok bakteri, maya mantarları ve memeli hayvanların çizgili kas hücreleri oksijensiz solunum yapan canlılar içerisinde yer almaktadır.
]]>
Oksijenli Solunum Yapan Canlılar https://www.biyolojidersi.org/oksijenli-solunum-yapan-canlilar.html Sat, 07 Jul 2018 02:49:54 +0000 Oksijenli solunum yapan canlılar, canlıların bir çok ortak özellikleri vardır. Solunum, hareket, beslenme, boşaltım, üreme, büyüme, hücre yapısı, uyum, metabolizma, çevresel uyarılara tepki verebilme durumu gibi.  Bir canl Oksijenli solunum yapan canlılar, canlıların bir çok ortak özellikleri vardır. Solunum, hareket, beslenme, boşaltım, üreme, büyüme, hücre yapısı, uyum, metabolizma, çevresel uyarılara tepki verebilme durumu gibi.  Bir canlının hayatını devam ettirebilmesi için enerjiye ihtiyacı vardır. Bunun için canlı, besini enerjiye döndürür. Bu dönüşüme hücre solunumu veya solunum denir. Canlıların vücudundaki besinler, oksijeni kullanılarak  ATP elde edilir. Buna oksijenli solunum denir. Bazı canlılar hücre solunumunu oksijenli olarak gerçekleştirmektedir. Bazı canlılar ise oksijensiz olarak gerçekleştirmektedir.  Birçok canlı oksijenli solunum yapmaktadır. Oksijenli solunum yapan canlılar için oksijen hayati öneme sahiptir. 

Oksijenli solunum yapan canlılar

İnsanlar, hayvanlar, bitkiler, mantarlar, bakteriler. Oksijenli solunum tüm canlılar tarafından sadece akciğerlerle yapılmaz. Bazı canlılar solungaç organlarıyla, trake veya deri organlarıyla da oksijenli solunum yapmaktadır. Oksijenli solunum yapan canlılara memeli canlılar, kuşlar, balıklar, eklem bacaklılar, yılanlar örnek verilebilir.

Oksijenli solunum ve oksijenli solunum yapan canlıların özellikleri 
  • Oksijenli solunumda enerji verimi fazla olmaktadır. 
  • Oksijenli solunuma aerobik solunum da denilir. 
  • Canlı olan bütün hücreler kendi ATP' sini üretmek zorundadır. Aynı zamanda elde ettiği ATP 'yi harcamak zorundadır.
  • Solunum organlarıyla dışarıdan alınan havanın kullanılmasına yani soluk alıp verme işine dış solunum denilmektedir.
  • Solunum organlarındaki oksijenin hücrelere iletilerek ortaya çıkan karbondioksidin tekrar solunum organlarına getirilmesine iç solunum denilir.
  • Tek hücrelilerde solunum (geçiş) difüzyon ile sağlanır.
  • Çok hücreli organizmaların çoğunda solunum oksijeni vücut yüzeylerinden alma şeklinde olur. Gelişmiş bir solunum sistemleri bulunmaz.
  • Deri solunumu yapan bazı canlıların dolaşım ve kan sistemi yoktur. Buna yassı yuvarlak solucanlar örnek verilebilir.
  • Kurbağaların solunum organı akciğerlerdir. Fakat solunumun %25 kadarını deri ile sağlamaktadırlar. Memelilerde ise deri solunumu %1 kadardır. Yani bazı canlılar birden fazla solunum organına sahiptir.
  • Böcekler, çok ayaklılar, bazı kabuklu canlılar ve araknitler trake solunumu yapar. Bu canlıların solunum pigmentleri yoktur. Vücut hareketleri veya kanatlarla solunum yaparlar.
  • Solunum organları oksijen alış verişini sağlayabilecek incelikte yapıdadır.
  • Solunum organları genel itibariyle nemlidir ve yüzeyleri genişleyebilme özelliğine sahiptir.
  • Birçok canlı oksijenli solunum yapmaktadır fakat hepsinde solunum aynı düzeyde ve aynı şekilde gerçekleşmemektedir.
]]>
Endoderm https://www.biyolojidersi.org/endoderm.html Sat, 07 Jul 2018 05:22:44 +0000 Endoderm, bunu oluşturan organlar, karaciğer, sindirim kanalını döşeyen doku, pankreas, birçok endokrin bez ve akciğerlerin epitelyal dokusudur. Endoderm en içteki germinal tabakadır. Endoderm vücutta bulunan embriyonik diskin ön Endoderm, bunu oluşturan organlar, karaciğer, sindirim kanalını döşeyen doku, pankreas, birçok endokrin bez ve akciğerlerin epitelyal dokusudur. Endoderm en içteki germinal tabakadır. Endoderm vücutta bulunan embriyonik diskin ön kısımlarına doğru yer alır. Arka kısımlarına doğru olan bölümde ise, ektodermal hücreler yer almaktadır. Endoderm solunum sisteminin çoğunluk kısmını ve sindirim kanalı epitelini oluşturur. Ayrıca endoderm mesanenin ve üretranın da bir kısımını oluşturmaktadır. Vücutta endoderm de oluşan membranlar anüsten ve ağızdan kaynaklanan ektoderm ile ilişki halinde bulunmaktadır. Daha sonra embriyonik disk bir boru haline dönüşmektedir. Embriyonik diskte ektoderm ve endoderm bir üçüncü tabaka olan mezodermi sınırlar. Ortada ise endodermal tüp ilkel sindirim kanalını oluşturmaktadır. Kanal anüs ve ağız ile son bulur. Dışarıya doğru yer alan ektoderm koruyucu olup ve duyu organları ile sinir sistemi ile gelişmektedir. Mezoderm hücreleri ektoderm ve endoderm boru arasını doldurur. Bu mezodermal hücreler organ, kas ve diğer yapılara dönüşmektedir. Endodermal yapılı hücreler sindirim kanalına doğru açılan salgı bezleri epitelini döşerler. Pankreas ve karaciğer de de endodermden gelişmektedir. Paratiroid bezi, timus, tiroid bezi, farenks, trakea, mesane, alveol, üretra ve prostatta da endodermden oluşmaktadır.

Ektodermlerde de sinir sistemi, kulaklar, gözler, epidermis, tırnak, ter bezleri ve saç gelişir. Endoderm membranları ile bu durum ilişki halinde bulunmaktadır. Koruyucu bir tabaka görevini görür. 

Endoderm Oluşumu

Endoderm, İnsan embriyosu oluştuktan sonra embriyonun üçüncü haftasında üç embriyo katmanına (diski) ayrılır. Bu katmanlar, endoderm, mezoderm ve ektoderm diskleridir. Bu katmanların içinde endoderm altta yer almaktadır. Endoderm Şunların oluşumundan sorumlu ve etkin rol oynamaktadır. 
  • Bağırsak, mide ve solunum yolları epitelinden
  • Östaki borusu ve orta kulak boşluğu epitelinden
  • Paratiroid, karaciğer, tiroid ve pankreas parankimaları
  • Timus bezinin bazı bölümleri ile bademciğin bazı bölümlerinden
Embriyonik Endodermin işlevi vücuda doğru iki tüp astarı oluşturur. İlk tüp vücudun uzunluğu boyunca uzanır ve bir sindirim tüpüdür. Bu tüpün tomurcukları safra kesesi, karaciğer ve ve pankreas oluşur. İkinci tüp de ise, solunum tüpü olup, sindirim borusunun doğal bir sonucu olarak oluşmaktadır ve doğal olarak iki sonunda iki akciğer üzere iki kola ayrılmaktadır. Solunum ve sindirim boruları embriyonun ön kısmında ortak olan bir odayı paylaşır. Bu kısma da farenks adı verilmektedir. Farenksin epitelial dışa vurumları tiroid ve bademcikler, timus ve paratiroid bezlerine neden neden olmaktadır. 
]]>
Oksijenli Solunum Denklemi https://www.biyolojidersi.org/oksijenli-solunum-denklemi.html Sat, 07 Jul 2018 15:07:28 +0000 Oksijenli solunum denklemi; Yaşamlarını sürdürebilmek için canlılar enerji ihtiyacı duyarlar. Gerekli enerjiler yalnız besin maddeleri ile karşılanır. Canlılar ise aldıkları besinleri oksijen ile veya oksijensiz Oksijenli solunum denklemi; Yaşamlarını sürdürebilmek için canlılar enerji ihtiyacı duyarlar. Gerekli enerjiler yalnız besin maddeleri ile karşılanır. Canlılar ise aldıkları besinleri oksijen ile veya oksijensiz bir biçimde enerji meydana gelirse solunum meydana gelir. Solunum esnasında alınan basit şekerler hücrede parçalanır. Daha sonra da enerji, karbondioksit ve su meydana gelir. Canlılarda bazıları şekeri oksijen yardımı ile parçalar. Bu oksijen ile solunum şeklinde açıklanır. Bu biçimde olan oksijenli solunum hücrelerde mitokondrinin içinde meydana gelir.

Oksijenli solunum denklemi şu şekildedir;

Besin+Oksijen ----> Karbondioksit+Su+Enerji

Glikoz+6O2 ------> 6CO2  6H2O+38ATP şeklindedir.

Solunum bütün canlılarca yapılır. Buna bitkilerde dahildir. Geceleri ve gündüzleri süre gelen solunum canlıların olmazsa olmaz bir ihtiyacıdır. Solunum esnasında meydana gelen enerji hücrede kullanılır. Enerji hayatın devam etmesi için gerekir. Solunum ile meydana gelen enerji ATP yani adenozintrifosfat molekülü içindedir. Bir ATP molekülü içerisinde adenin organik bazı ile beraber üç fosfat grubu da vardır. Fosfat gruplarının içinde olan bağlar koparak enerjinin meydana gelmesine sebep olur. Enerjinin sayesinde canlılar beslenmeleri, koşmaları, konuşmasını yani her şekilde yaşamın sürmesini sağlanır. Bitkilerde ise bu enerji büyümede ve ışığa yönelmesi besin maddeleri başka organlara nakil edilmesi amacı ile kullanılır.

Canlıların bir bölümü solunum esnasında oksijen kullanmaz. Bu biçimde besinlerin kimyasal bağ enerjileri ATP enerjisine dönüşür ve oksijensiz solunum meydana gelmiş olur. Bu ileme ise mayalanma, fermantasyon şeklinde adlandırılır. Bu şekildeki solunumlar oksijenli solunumlara göre daha kısa sürer. Oksijenli solunumlarda bir glikozdan 38 ATP oluşur. Oksijensiz solunumlarda ise 2 ATP oluşur. Bu biçimde oksijenli solunum ile daha fazla enerjinin meydana geldiği anlaşılmıştır.

Glikoz+Oksijen ----> Karbondioksit+Su+ ATP+Isı

]]>
Ötenazi https://www.biyolojidersi.org/otenazi.html Sun, 08 Jul 2018 03:21:28 +0000 Ötenazi, Bir kişinin veya bir hayvanın yaşadıkları hayatın dayanılamayacak durumlarda olması ve algılanması, acısız veya çok az acıtan bir ölümcül enjeksiyon yapılarak yüksek dozlarda ilaç vererek veya kişinin yaşam des Ötenazi, Bir kişinin veya bir hayvanın yaşadıkları hayatın dayanılamayacak durumlarda olması ve algılanması, acısız veya çok az acıtan bir ölümcül enjeksiyon yapılarak yüksek dozlarda ilaç vererek veya kişinin yaşam destek ünitesinde iken bu üniteden ayırarak yaşamını kendi isteği ile sonlandırılmasına Ötenazi denir. Ötenazi yani yaşamı sonlandırma uygulaması bu belirttiğimiz üç uygulama dışında da farklı formlarda gerçekleştirilebilir. bunlara örnek olarak pasif ötenazi gösterilebilir. Buda kişinin tedavi edilebilecek ama ölümcül bir bulaşıcı hastalığın tedavisinin edilmeyerek kişinin pasif olarak ölümüne yol açması da ilave edilebilir. Pasif ötenazi; genellikle birçok ülkede farklı koşullar altında uygulamalara tabidir. Aktif ötenazi ise çoğu ülkede yasak olan bir ötenazi çeşididir. Genelikle ötenazi başlığı adı altında tartışılan hekim destekli intihar genel anlamda yasa dışı olmakla beraber ABD'nin Washington, Oregon, Vermond ve Montana eyaletlerinde yasal olarak uygulanmaktadır. Aktif ötenazi, olarak bilinen ötenazi ise ülkemizde tamamen yasa dışı olan bir uygulamadır. Türkiye'de yapılacak olan aktif ötenazi durumları birici derecede cinayet sayılır ve ağırlaştırılmış müebbet cezası uygulanır. Bazı ülkelerde bizim ülkemizle beraber yasal olmasa da bizdeki gibi ağır cezalar verilmez. Tam tersine ötenazi faili cezaya çarptırılmadan işleme alınır. 

Hekimler tarafından uygulanan ötenazi tarihçesi

Özellikle antik roma ve antik Yunanlar da bu tür ölümcül bulaşıcı hastalıklara maruz kalan kişilerin iyileşme şansı olmadığından hekimin bir şey yapamayacağı kesinleşen kişilerde tedaviye devam etmek hekimin kendisine utanç ve başarısızlık olarak kazandıracağından dolayı bu tip hastayı iyileştirmeye çalışılması yanlış kanılar doğursa da hekimler için diğer taraftan da hipokrat yemininde açıkça belirtilen hekimin hastaya hasta arzu ettiği takdirde ölümcül ilaç vermesi veya tavsiye etmesi yasaktır ve hoş karşılanmaz. Bununla beraber antik çağın ünlü filozofları olarak bilinen Aristo, Eflatın ve Zeno kentin yaşam kaynaklarını tüketen ve tedavisi olmayan hastalıklara sahip kişilerin kendi istekleri doğrultusunda yetişkin olan hastalara gönüllü yaşamların feragat etmeleri bakımsızlıktan ölmelerinden iyi diyerek ifade ettikleri durumlarda pasif ötenazinini doğru olduğunu savunmuştur. 

Tarihe bakıldığında halen tartışmalara konu olan ötenazi günümüzde ikiye ayrılır. Ötenazi yanlıları ve ötenazi karşıtları olarak, birçok farklı argümanlar bu iki karşıt olgu hakkında halen tartışmaya ve sorgulamaya devam etmektedir. Ötenazi dünya çapında kabul edilmiş yasal bir uygulamakla olmakla beraber bazı ülke ve eyaletlerde yasaldır. Bu ülkeler arasında ABD'nin Teksas eyaletleri, Belçika ve Hollanda vardır. Bununla beraber bu bahsettiğimiz ülkelerde ötenazinin uygulanması için uyulması gereken belirli şartlar ve prosedürler vardır. Özellikle bu ülkelerde pasif ötenazi, aktif ötenaziye oranla daha yaygın ve kullanılan bir ötenazidir. 

İslam dininde ötanazi yeri

İslama göre özellikle insan Allah tarafından yaratılmış bir canlı olduğu için hayat ona Allah tarafından bahşedilmiş bu sebepten ötürüdür. O nedenle de İslamda kişinin kendi canını yok etme hakkı yoktur. Bu hak ancak Allah'a aittir. Bu açıklamadan hareketle İslam dininde ötenazinin de, intiharında yeri asla yoktur. Bu tür durumlarda canı alan kişi katil olarak adledilir. Ayrıca olası ciddi ölümcül hastalıklara da sahip olsa yaşamın sürdürebileceği her türlü tedavinin uygulanması da şarttır. Yani bireyin bilerek ve isteyerek ölüme terk edilmesi kesinle yasaktır. Bunların dışında insanoğlunun yaşamından vazgeçerek Allah'tan ölümü de dilemesi İslamda hoş karşılanmayan bir davranıştır. 

Ötazide belirtildiği gibi iki çeşit ötenazi çeşidi vardır. bunlar aktif ötenazi ve pasif ötenazidir. aktif ötenazi direk uygulanan bir uygulamadır. Pasif ötenazi ise dolaylı bir uygulama ile yap]]> Poliploidi https://www.biyolojidersi.org/poliploidi.html Sun, 08 Jul 2018 07:17:57 +0000 Poliploidi, Genetik bilimine göre; Hücrelerdeki kromozom sayısının 3n veya daha fazla olmasıdır. Ekolojik olarak ise ; canlıların somatik hücrelerinde ikiden daha fazla genomun bulunmasına verilen isimdir. Üretimde yüksek ka Poliploidi, Genetik bilimine göre; Hücrelerdeki kromozom sayısının 3n veya daha fazla olmasıdır. Ekolojik olarak ise ; canlıların somatik hücrelerinde ikiden daha fazla genomun bulunmasına verilen isimdir. Üretimde yüksek kaliteli ve daha verimli ürün üretmek üreticilerin en önemli hedeflerindendir. ürün ıslah yöntemlerinden biri olan Poliploidi genellikle; ekonomik değeri oldukça yüksek olan sebze, meyve ve süs bitkilerinde çokça uygulanmaktadır. Bitkilerde poliploidi yöntemi kullanımı örnekleri hayvanlara göre daha fazladır. Poliploit bitkiler diploit bitkilere göre daha iri meyveli, daha büyük çiçekli bitkiler haline dönüşürler. Bu bitkilere örnek olarak; elma, muz, çekirdeksiz karpuz,  patates gibi ürünleri sayabiliriz. Kapalı tohumların yarısının da poliploid olduğu söylenmektedir.

Poliploid bitkiler daha büyük hücrelere ve daha fazla klorofile sahiptirler. Poliploid bitkiler, koyu yeşil renkleri ve iri yaprakları ile dikkati çekerler. Fotosentez yapma potansiyelleri ise diploitlere göre daha fazladır. Son yıllarda kokulu bitkilerde de poliploidi ıslah yöntemi ile çeşitli araştırmalar yapılmış ve sonucunda kokulu bitkilerdeki koku oranlarında artış, bitki yapraklarında da büyüme olduğu gözlemlenmiştir.
Bitkilerde Poliploidi: Bitkilerin evriminde son derece önemli bir yere sahiptir.

Çeşitli uygulama yöntemleri de şu şekildedir:

Tohumlarda poliploidi uugulanması:
Çabuk çimlenen tohumlar ekimden önce 1-10 gün süre ile kolkisilinin %0.001-1.6 arasında sulu çözeltisi ile ıslatılır. Etkili doz %0.2 gibidir.  Isıtma sığ bir kapta yapılır. Böylece hava almaları sağlanmış olur. Yavaş çimlenen tohumlarda ise bu işlem aktif çimlenmeye kadar geciktirilmektedir.

 Fidelerde poliploidi uygulanması:
Henüz çimlenmiş tohumların sığ bir kapta 3-24 saat kolkisilin içinde tutulmasıyla yapılan bir işlemdir. Kökler kolkisiline çok duyarlıysa işlem fidenin yalnızca gövdesine uygulanmalıdır
.
Otsu bitkilere, göz ve sürgünlere poliploidi uygulanması:
Henüz görülen sürgün ve gözlere kolkisilin çözeltisi damlatılır ya da sürülür. Bu işlem daldırma şeklinde uygulanabilir .Bununla birlikte %0,5-1,0 lık kolkisilin lanolin ile karıştırılıp bu kısımlara konulur. Bu işlemi haftada 2 -3 kez tekrarlamamız gerekir.

Tahıllar ve diğer buğdaygillere poliploidi uygulanması:
Buğdaygiller ve diğer bazı monokotiledonlarda  yapay poliploid işlem yapmak zordur. Bununla ilgili özel yöntem ve çalışmalar denenmektedir.
]]>
Döllenmiş Yumurta https://www.biyolojidersi.org/dollenmis-yumurta.html Sun, 08 Jul 2018 11:19:32 +0000 Döllenmiş Yumurta, Her kadının adet dönemi öncesi yumurtlama dönemi vardır. Bu dönemde yumurtalıkların içinde bulunan yumurta hücresi tüplerin uç kısımlarında bulunan fimbria diye bilinen tüylü bir yapıya sahip olan yapı Döllenmiş Yumurta, Her kadının adet dönemi öncesi yumurtlama dönemi vardır. Bu dönemde yumurtalıkların içinde bulunan yumurta hücresi tüplerin uç kısımlarında bulunan fimbria diye bilinen tüylü bir yapıya sahip olan yapılara tutularak burada tüpler içine alınır. Böylelikle burada bulunana yumurta hücresinin döllenme ve rahim içine doğru ilerleme yolculuğu da başlamış olmaktadır. Burada döllenmek için bekleyen yumurta hücresi cinsel ilişki sonrası vajina içine doğru süzülen sperm hücreleri buradan rahim içine doğru ve tüp (tuba) içine doğru ilerlemeye başlar. Böylelikle sperm hücresi ve yumurta hücresinin döllenme aşaması başlamış olur. Yumurta hücresi ve sperm hücresinin tüp içinde birleşerek döllenmesi sonrasında oluşan yeni ve tek olan hücreye zigot denir. Burada bulunan zigot zaman içerisinde bölünerek rahim içine doğru ilerler. Daha sonra rahim içerisine yapışarak rahim içinde tutunmaya başlar ve yerleşir. Döllenmiş olan bu yumurta zaman içerisinde bölünerek zigot iken, ebriyo ve daha sonra fetusa yani bebek oluşur. 

Döllenmiş Yumurta Hücresinin Gelişim Aşamaları

Tüp bebek aşmalarında öncelikle kadından alınan yumurta hücresi özel mikro cihazlar altında sperm hücresi ile döllenir. Daha sonra yaklaşık olarak 24 saat içinde döllenmenin olup olmadığı tespit edilebilir. Hücrelerin bölünmesi için beklenilen 48-72 saat arasında ise sağlıklı bir embriyo gelişiminin olup olmadığı izlenir. Sağlıklı bir şekilde döllenen yumurta ana rahmine yerleştirilir ve tutunması için 15 günlük bir sürecin geçmesi beklenir. Rahime yerleştirilecek olan embriyo sayısı ise, kadının yaşına göre ve döllenen embriyo sayısına göre değişiklik göstermektedir. Bu uygulamada birden çok embriyo transferi anne adayının gebelik şansını arttırdığı gibi, aynı zamanda çoğul gebeliği de neden olmaktadır. Bu nedenle çoğul gebelik gibi istenmeyen olumsuz durumlar ile karşı karşıya kalmamak için sınırlamalar ve yasal uyarılar getirilmiştir. Getirilen yasal uyarı ve yürürlüğe göre tüp bebek denemelerinde 35 yaş altı kadınlarda birinci ve ikinci uygulamalarda sadece bir embriyo transferine izin verilirken, 35 üzeri kadınlarda ise, birinci, ikinci ve üçüncü tüp bebek denemelerinde iki embriyo ya kadar izin verilmektedir. 

Döllenmiş yumurtanın transfer işlemi oldukça basittir. Aşılamada ki yöntemlere benzetilmektedir. Bu nedenle uyuşturma ve anestezi pek uygulanmaz. Ancak gergin olan kişilerde lokal anestezi uygulanabilir. Döllenmiş olan yumurtanın rahime yerleştirilmesi işlemi ağrısızdır. Transfer işlemi uygulanırken bir kateter cihazıyla döllenmiş olan embriyo rahim içine doğru bırakılır. Yapılan bu işlem yaklaşık olarak beş yada on dakika kadar sürer. Transferin yapılacağı gün yarım saat önceden gelinmesi önerilir. Böylelikle transferin yapılacağı anne adayına sakinleştirici verilerek transfer öncesi rahatlatılması gerekir. Böylelikle transfer gerçekleşirken uterusun embriyoyu vücuttan atma riski de böylelikle azaltmış olacaktır. 
]]>
Tetrat https://www.biyolojidersi.org/tetrat.html Sun, 08 Jul 2018 11:43:00 +0000 Tetrat, üç farklı grupta incelenmektedir. Tıp dilinde, fen bilimlerinde, biyoloji derslerinde ve genetik adı altındaki bilimsel olaylarda tetrat sıkça karşımıza çıkmaktadır. Tetrat bilimsel açıdan çok basitçe bilinen ve bir o Tetrat, üç farklı grupta incelenmektedir. Tıp dilinde, fen bilimlerinde, biyoloji derslerinde ve genetik adı altındaki bilimsel olaylarda tetrat sıkça karşımıza çıkmaktadır. Tetrat bilimsel açıdan çok basitçe bilinen ve bir o kadar da önemli bir yere sahip yapılardan oluşmaktadır. 

Fen bilimlerinde, terim olarak kullanılmaktadır. Fen bilimlerinde kullanılan tetrat, mayoz bölünme esnasında, homolog kromozomların birbirlerine sarılarak meydana getirdikleri dört kromotitli yapıdan oluşmaktadır.

Biyoloji dersinde, terim olarak tetrat kullanılmaktadır. Biyolojide tetrat, mayoz bölünme sırasında, homolog kromozomların birbirine bağlanmasıyla oluşturduğu dört kromotitli yapıdan oluşan bir terimdir. Aynı zamanda ilk mayotik profazın en sonunda meydana gelen dört homolog kromozomdan oluşan gruplara verilen addır.

Genetikte de tetrat, terim olarak kullanılmaktadır. Yine diğer bilimlerde de kullanıldığı gibi, mayoz bölünme sırasında homolog kromozomların birbirine uyum içerisinde kalarak oluşturdukları dörtlü yapısal grup oluşumudur.
Homolog kromozomlar, biri anneden biri de babadan olmak üzere büyüklük bakımlarından eşit, aynı karakterdeki kromozomlardır.. Gen dizilişlerinde farklılıklar görülebilmekle birlikte genellikle aynıdırlar. Mayoz bölünme sırasında tetrat, crossing over ve sinaps kromozomlar arasında görülmektedir.
Tetrat, sinaps ile birbirlerine sarılmaktadırlar ve dört kromatitten oluşurlar. İki homolog kromozomdan meydana gelmektedirler. Her mayozda bir tane tetrat görülmektedir.
]]>
Mitoz https://www.biyolojidersi.org/mitoz.html Sun, 08 Jul 2018 21:21:19 +0000 Mitoz; amipteki gibi tek hücreli canlılar ve çok hücreli canlılardaki gibi tüm canlılar da görülen bir bölünme biçimidir. Canlılarda büyümeyi ve gelişimini etkileyen temel husus mitoz bölünmedir. Mitoz bölünmede ana h Mitoz; amipteki gibi tek hücreli canlılar ve çok hücreli canlılardaki gibi tüm canlılar da görülen bir bölünme biçimidir. Canlılarda büyümeyi ve gelişimini etkileyen temel husus mitoz bölünmedir. Mitoz bölünmede ana hücrelerdeki genetik maddesi eş biçimde daha küçük hücrelere geçer. Oluşmuş yavru hücreler doğdukları ana hücrelere benzerler. Tek hücreli canlılarda da hücre bölünmesin ile her sefer üremeyi sağlar.

Mitoz bölünmede yaralı ve yaşlı hücrelerin yerine yeni ve genç hücreler oluşur. Büyümesini sağlayan, canlı hücreler sayısı mitoz ile artar. Mitoz ile, olgunlaşmış bir hücreden iki tane yavru hücre oluşur. Mitozun amacı tek hücreli canlılarda üremenin sağlanmasıdır. Bu esnada kromozom sayıları ve yapıları değişmediğinden her türlü kromozom sayısına sahip farklı hücreler mitoz  gerçekleştirir.

Hücreler mitoz bölünmeye başlamadan önce hazırlanma vakti geçirir. İki mitoz hücre arasında gerçekleşecek bu evrelere interfaz evresi denir. İnterfaz bölünmeler ana evre değildir. İnterfaz canlıların normal yaşama evresidir. İnterfazda beslenmeler; büyüme, biyokimyasal reaksiyonlar gibi olaylar ile  gerçekleşir. Ama hücre bölünmesi zamanlamasına karar verildiği esnadan itibaren bölünme işlemine ait işlemler başlamış olur.

Mitoz ile canlılar;

  • Eşeysiz üreme
  • Büyüme
  • Gelişme
  • Rejenarasyon ile hücrenin onarılması
İşlemler yolunda gitmedikten sonra eksik yada fazla kromozomu olan hücrelerde mitoz ile bölünür. Mitoz ile kromozom sayıları ve yapısı korunur.

]]>
Enzimlerin Özellikleri https://www.biyolojidersi.org/enzimlerin-ozellikleri.html Mon, 09 Jul 2018 14:03:58 +0000 Enzimlerin Özellikleri, canlı hücrelerce üretilip sentezlenen özel proteinlerden olan enzimlerin görevleri yönünden birçok özellikleri vardır. Bir canlı hücredeki tepkimelerin büyük çoğunluğu yeterince hızlı olabilmek için Enzimlerin Özellikleri, canlı hücrelerce üretilip sentezlenen özel proteinlerden olan enzimlerin görevleri yönünden birçok özellikleri vardır. Bir canlı hücredeki tepkimelerin büyük çoğunluğu yeterince hızlı olabilmek için enzimlere gerek duymaktadır. Aynı enzim farklı hücre ya da doku tiplerinde katalizör görevi üstlenebilir. Enzimlerin çoğu protein yapısında olup tepkimeler ile dönüşümlüdür. 

Enzimlerin özellikleri, aktivasyon enerjisini düşürüp uzun sürede zor bir şekilde gerçekleşecek olan tepkimeleri kısa sürede az miktarda enerji sağlayarak gerçekleştirirler. Enzimlerin proteinden oluşan kısmı ''Apoenzim'' olarak adlandırılır. Çoğu enzim içerisinde vitamin veya mineralden oluşan aktif özellik sağlayan bir kısım bulunur. Oluşan reaksiyonları hızlandırma görevini üstlenirler. Enzimlerin etki ettikleri maddeler özgüldür. Subsrat arasında enzimlere yönelik anahtar ve kilit ilişkisi vardır. Bu bağlandıkları kısım aktif olarak oluşan bölgedir. Enzimler, reaksiyonları başlatma değil de hızlandırma özelliğine sahiptir. Meydana gelen tepkimelerden değişmeden çıkmaktadırlar. Tekrar kullanılabilir yönleri vardır. Yapıdaki her enzimin sentezinden bir gen sorumlu tutulmaktadır. Protein yapısına sahip iken DNA şifresine göre üretilirler. Enzimlerin iyi bir şekilde çalışabildikleri sıcaklık aralığı 30-37 derecedir. Protein yapısında olduklarında yüksek sıcaklıklarda yapıları bozulmaktadır.Düşük sıcaklıklarda ise pasif olup yapılarında bozulma meydana gelmez. Nötr ortamlarda daha iyi çalışabilme özellikleri mevcuttur. Enzimler dengede tutulmaz ise belirli hızda çalışmalarında aksaklıklar meydana gelir. 

Yapısal özelliklerine göre enzimler 

Basit enzim: Sadece proteinden oluşan enzim türüdür. Reaksiyon görevi protein kısmı tarafından yürütülmektedir. Sindirim sistemi enzimleri buna örnek olarak gösterilebilir.

Bileşik Enzim: Bu enzim türü iki kısımdan oluşmaktadır. Protein ve vitaminler. Protein ve mineraller, metal iyonlar. Bileşik enzimler ayrı ayrı görevi yapamaz. Çünkü enzimin etkilediği maddeyi protein kısmı belirler. Organizmalarda vitamin ya da metal iyonları eksik olursa protein kısımları reaksiyon gerçekleştiremez. Hal böyle olunca da canlı hastalanır. Canlılarda her enzim proteinden elde edildiği için proteinler ise gen tarafından programlanarak görevlendirilmiştir. 
]]>
9 Sınıf Biyoloji Enzimler https://www.biyolojidersi.org/9-sinif-biyoloji-enzimler.html Tue, 10 Jul 2018 09:12:04 +0000 9. sınıf biyoloji enzimler; Canlı hücrelerde bulunan biyolojik katalizörlerdir. Organizmaların hayatlarını devam ettirebilmek için gerçekleştirdikleri tüm hayati faaliyetler metabolizmayı oluşturur. Metaboliz
9. sınıf biyoloji enzimler; Canlı hücrelerde bulunan biyolojik katalizörlerdir. Organizmaların hayatlarını devam ettirebilmek için gerçekleştirdikleri tüm hayati faaliyetler metabolizmayı oluşturur. 
Metabolizma anabolizma ve katabolizma diye ikiye ayrılır. Metabolik olayların tamamı enzimler tarafından katalizlenir. Kimyasal bir olayın başlayabilmesi için enerji gerekir. Kimyasal bir tepkimenin başlaması için gerekli olan en düşük enerji miktarına aktivasyon enerjisi denir.
Kimyasal bir reaksiyona giren moleküller hareket halinde olduklarından birbiri ile çarpışırlar. Hareket enerjileri az olduğu için tepkimeye girmeleri kolay olmaz ve reaksiyon yavaş olur.
Aktivasyon enerjisi: Kimyasal tepkimelerin başlayabilmesi için gerekli olan en düşük enerji miktarıdır. Aktivasyon ortamın ısıtılmasıyla ya da katalizör kullanılarak düşürülür. Canlılarda gerçekleşen tepkimelerde hücre ısıtılırsa, hücrenin yapısı bozulur. Bu durum canlıya zarar verir. Bu durumdan dolayı enzimler kullanılır. 
Enzimlerin yapısı:
]]>
Boyun Kasları Nasıl Gevşetilir https://www.biyolojidersi.org/boyun-kaslari-nasil-gevsetilir.html Wed, 11 Jul 2018 08:06:04 +0000 Boyun kasları nasıl gevşetilir, günümüz koşullarında hepimiz o kadar çok çalışıyoruz ki eminim bir çoğumuzun zamanı ya bilgisayar başında, ya direksiyon başında yada telefonla konuşurken geçiyor. Tüm bunlar Boyun kasları nasıl gevşetilir, günümüz koşullarında hepimiz o kadar çok çalışıyoruz ki eminim bir çoğumuzun zamanı ya bilgisayar başında, ya direksiyon başında yada telefonla konuşurken geçiyor. Tüm bunların üzerine stres ve yorgunlukta cabası. Ve böylece zavallı boynumuza gün içinde istemeden ve fark etmeden o kadar çok yük bindiriyoruz ki ta ki son noktaya gelene kadar. Bir zamandan sonra istenmeyen ve kronikleşen boyun ağrıları maalesef hayatı zindana çevirebiliyor. Çok fazla zaman harcamadan yapacağınız basit bir kaç hareket ile boyun kaslarınızı gevşetebilir ve rahatlayabilirsiniz.

Boyun kasları nasıl gevşetilir

Boyun kasları yaşamımız için büyük önem arz eden en önemli kas gruplarındandır. Boyun kasları güçlü ve esnek olursa herhangi bir düşme yada çarpma durumunda bizi hayatta tutar. Boyun kaslarınızı gevşetirken aynı zamanda sağlam boyun kaslarına da sahip olabilmek mümkün.

  • Boyun kaslarını gevşemek için, bir battaniye yada kalın bir havluyu rulo haline getirin. Yere sırt üstü uzanın ve bu ruloyu boynunuzun altına yerleştirin. Rulonun amacı boynunuzdaki üst omurları desteklemek olacaktır. Dizlerinizi karnınıza doğru hafif kırarak çekin ve iki elinizin dirseklerini birleştirerek ellerinizi alın bölgenize yerleştirin. Bu şekilde beklerken derin bir şekilde nefes alıp vermeyi unutmayın nefesi 3 saniyede alırken 6 saniyede geri vermeye özen gösterin. Bu hareketle boyun kısmınızdaki direnen yerleri rahatlıkla hissedeceksiniz. Ve bu bölgeler kısa süre içinde gevşemeye başlayacaktır. Belli aralıklarla bu hareketi bir kaç kez tekrarlayabilirsiniz.
  • Yine rulo başınızın altında olacak şekilde yere uzanın dizleriniz hafif karnınıza doğru çekik halde iken iki kolunuzu da poponuzun altına yerleştirin. Bu pozisyonda belli bir süre kalmak boynunuzda gerginliğin azalmasına yardımcı olur ve boyun kaslarını gevşetir. Bu sırada derin nefes alıp vermeyi ihmal etmeyin.  Bunlar boyun kasları için hafif gevşeme egzersizleri olup, size çok fazla yarar sağlar.
  • Boyun kaslarını gevşetmek için en kolay egzersizlerden biride ayakta yapılandır. Bunun için ayağa kalkın ve bacaklarınızı omuz hizasında açın. Önce sol elinizle başınızın üzerine uzanın, bu arada sağ kulağınızı çene kemiğinizin hemen arkasından tutun, başınızı hafifçe yana yatırırken, başınızı geriye itmemeye dikkat edin. Derin nefes alıp vererek yapın. Aynı hareketi bu sefer diğer tarafınıza uygulayın.  
  • Boyun kaslarını gevşetmek için ayakta yapılabilecek bir diğer hareket ise, yine ayaklarınızı omuz hizasında açarak gövdeniz yere paralel hale gelene kadar kalçalarınızdan öne doğru eğilin. Sol elinizin parmak uçlarını omzunuzla aynı hizada olacak şekilde yere dayarken dirseğinizin düz olmasına özen gösterin. Bu şekilde 10 saniye kalın. Aynı hareketi diğer kolunuzla tekrarlayın. Boyun kaslarınızın nasıl gevşediğini hissedebilirsiniz.     

   

]]>
Kök Hücre https://www.biyolojidersi.org/kok-hucre.html Wed, 11 Jul 2018 11:03:18 +0000 Kök hücre, insan vücudunda gündelik, sağlığımız için çok önemli ve yüzlerce farklı tip hücreler bulunur. Bu hücreler vücudumuzun her gün çalışmasını devam ettirmesinden sorumludur. Kalbimizin atmasını beynimizin düşm Kök hücre, insan vücudunda gündelik, sağlığımız için çok önemli ve yüzlerce farklı tip hücreler bulunur. Bu hücreler vücudumuzun her gün çalışmasını devam ettirmesinden sorumludur. Kalbimizin atmasını beynimizin düşmesini, kalbimizin atmasını, derimizin dökülmesi ve bunun gibi işlevleri sağlar. Kök hücrelerin eşsiz görevi tüm bu tip farklı hücreleri yapmaktır. Kök hücrelerin tedarikçileridirler. Kök hücrelerin bölündüğünde kendilerinden üretebilirler örnek: deride kök hücreler fazla deri kök hücresi yapabilir.

Neden kök hücreler sağlığımız için önemlidir:

Yaralandığımızda hücrelerde yararlanır. Bu durumlarda, kök hücreler etkinleşirler. Kök hücrelerin hasar gören dokularımızı onarmak ve rutin olarak ölen diğer hücrelerimiz bizi sağlıklı tutar ve erken yaşlanmaktan korur. Kök hücreler bizim kendi mikroskopik doktorlarımız gibidirler.

Kök HücreKök hücrelerin çeşitleri nelerdir:

Kök hücreleri birçok farklı şekillerde olabilir. Bilim adamları, vücudumuzdaki tüm organların kendisine özel kök hücrelerin olduğunu söylemektedir. Örneğin kanımız, kan kök hücrelerinden oluşur. Ancak kök hücreler insan gelişimlerinde en erken evrenlerinde de mevcuttur. Bilim adamları bu hücrelerin büyüttüklerinde embriyonik  kök hücre adını almıştır. Embtiuonik kök hücrelerin bilim adamlarını  meraklanması nedeni şudur. bu hücrelerin doğal görevleri, ise insan gelişimi süresince vücuttaki tüm organları ve dokuları oluşturmaktadır. Bunun anlamı ise; süresince vücuttaki tüm hücreler erişkin tip kök hücrelerin aksine yüzlerce değişik tipte hücreye dönüşme potansiyeline sahiptirler. Örneğin, bir kan hücresi yalnızca kan yapabilirken, bir embriyonik kök hücresi kan, kemik, deri, beyin yapabilir.
Ek olarak embriyonik kök hücreler doğanın etkisiyle dokuları organları oluşturmak için programlandırılmıştır. Bu da embriyonik kök hücrelerini hasta olan organları düzeltmek için daha fazla doğal kapasitesi olduğu anlamına gelir. Embriyonik kök hücreleri, tüp bebek tedavisinden kalan ve kullanılmadığı taktirde atılacak olan birkaç günlük embriyolardan elde edilir ve laboratuvarda hücre kültür tabağından oluşturulur.
]]>
Antitoksin https://www.biyolojidersi.org/antitoksin.html Wed, 11 Jul 2018 21:03:16 +0000 Antitoksin, vücutta meydana gelen ve bir toksini (zehri) etkisiz duruma getiren bir madde veya bir antikordur. Zehre karşı koyan antikorlara antitoksin adı verilir. Her bir bakteriyel toksinin kendine has antitoksini vardır. Bu antitoksin Antitoksin, vücutta meydana gelen ve bir toksini (zehri) etkisiz duruma getiren bir madde veya bir antikordur. Zehre karşı koyan antikorlara antitoksin adı verilir. Her bir bakteriyel toksinin kendine has antitoksini vardır. Bu antitoksin, kendi zehri ile birleşir ve zehri etkisiz hale sokar. 

Antitoksinler, toksinleri etkisiz hale getirmelerinden dolayı tıpta önemli uygulama alanı bulmuştur. Mesela gıda zehirlenmesi ve tetenoz gibi hastalıkları önlemede antitoksin tedavisinden faydalanılır. Bu tedavi edici antitoksinler at vb. hayvanlardan üretilir. Gıda zehirlenmesi, genellikle iyi konservelenmemiş yiyeceklerin yenilmesi sonucunda görülen en tehlikeli hatta ölümcül olan besin zehirlenmesidir. Yenildikten 24 saat sonra belirtiler görülebilir. İshal, halsizlik ve kusma gibi etkileri vardır. Bu aşamada en etkili tedavi antitoksin tedavisidir. Yalnızca, serbest toksini nötralize ettiğinden belirtilerin başlamasından sonraki ilk 24 saat içinde verildiğinde en etkilidir.

AntitoksinAntitoksin üretimi

Antitoksinler, hastalıktan kurtulmuş bir insanın kanından, bakteri ya da toksin verilmiş hayvanların kanından ya da enfeksiyona yol açamaz duruma getirilmiş bakteri kültürünün iğneyle verilmesiyle üretilebilir.

Antitoksin içeren bitkiler

Ekinezya, kuşkonmaz, siyah çay yaprağı, hint safranı gibi bitkiler antitoksin özelliği içerir belirli ölçülerde kullanıldığında bir çok rahatsızlığa iyi gelmektedir.  Ayrıca, kefirde antitoksin üreterek zararlı maddeleri yok eder.
]]>
Botanik https://www.biyolojidersi.org/botanik.html Thu, 12 Jul 2018 18:04:24 +0000 Botanik, Bitki konusunu işleyen, bitkileri çeşitlerine göre belli başlı bir düzende inceleyen, bitkileri özellik ve etkinlikleri açısından sınıflandıran bilim dalına botanik denir. Tarihi milattan önceki dönemlere dayanan bot Botanik, Bitki konusunu işleyen, bitkileri çeşitlerine göre belli başlı bir düzende inceleyen, bitkileri özellik ve etkinlikleri açısından sınıflandıran bilim dalına botanik denir. Tarihi milattan önceki dönemlere dayanan botanik çalışmalarını ilk olarak İ.Ö 380- 327 tarihi arasında yaşayan Theophrastes tarafından yapılmıştır. Bu tarihten sonra özellikle de Ortaca'da çoğu botanikçi birçok alanda çalışmalar yapmış ve bu bilim dalının geliştirilmesine büyük ölçüde katkılar sağlamıştır. Botanik bilim dalı temel oluşturduğu farklı bilimler ve ilgi alanları açısından insan hayatıyla yakından ilgisi olan en önemli bilim dalları arasında yer alır. Botanik bilimi genel ve özel botanik olarak iki kısımda incelenir. 

Genel Botanik: Bitkinin genel olarak yapısını ve belirli özelliklerini inceler.

Genel Botanik bölümleri:

Morfoloji veya Organografi: Bitkilerin gözle görülebilecek olan dış bölümlerini inceler.

Bitki anatomisi: Bitkilerin gözle görülebilen iç kısımlarını inceler.

Histoloji:(doku bilim) Bitki dokuların yapılarını inceler

Bitki fizyolojisi: Bitki organlarının işlevlerini inceler.

Fitopatoloji: Bitkilerde oluşan hastalıkları ve hasta olan bitkileri inceler.

BotanikBitki biyolojisi: Bitkilerin gelişimini ve üremesini inceler.

Embriyoloji: Bitkilerin farklılaşmasına ve büyüme evreleri neyi inceler.
 
Genetik: Bitkilerin kalıtsal özelliklerini ve bitkilerde olan kalıtımı inceler. 

Özel Botanik: Birçok bitki çeşitleri arasında olan farklılıklarını ve benzerlikleri belirler, bitkileri sıralar ve her bitkinin birtakım özelliklerini inceler.

Özel Botanik bölümleri: 

Sistematik: Bitkilerin sınıflara ayrılmasını sağlar.

Flojeni (soyoluş): Bitki türlerinin gelişmelerini inceler.

Paleobotanik veya bitki paleontolojisi: Taşlaşmış ve eskimiş bitki kalıntılarının inceleyerek filojeni ve sistematiğe yardımcı olur.

Özel Botanik aynı zamanda birçok farklı bitki gruplarını ayrı ayrı inceler ve incelediği bitkileri mantarı inceleyen ekoloji ve bakterileri inceleyen bakteriyoloji gibi guruplarına göre isimlendirilir. Ayrıca her çeşit bitkinin yetişme ortamı ve birçok ortamda yetişebilen bitki örtülerini inceleyen ekoloji aynı ortamlarda yetişebilen bitki türlerini inceleyen bitki sosyolojisi büyük bölgelerde yer alan bitki örtüsünün inceleyen bitki coğrafyası da özel botaniğin dalları arasında yer alır. Botanikden yararlanan diğer dallar arasında ise, ormancılık, eczacılık ve tarım sayılabilir.
]]>
Kara Yosunları https://www.biyolojidersi.org/kara-yosunlari.html Fri, 13 Jul 2018 15:47:47 +0000 Kara Yosunları, Yosun karada ve suda üreyebilen canlı organizmalara verilen addır. Yosun bitkiye benzesede diğer bitki türleri gibi kök, gövde ve yaprağı yoktur. İpliksi bir yapıya ve yeşil bir renge sahiptir. Yosun karaya göre Kara Yosunları, Yosun karada ve suda üreyebilen canlı organizmalara verilen addır. Yosun bitkiye benzesede diğer bitki türleri gibi kök, gövde ve yaprağı yoktur. İpliksi bir yapıya ve yeşil bir renge sahiptir. Yosun karaya göre suda daha çok ürer. Ama yosunu karada da görebiliriz. Özellikle nemli bölgelerde ürer. Evet karada ve suda üreyen yosun türleri vardır. Biz bugün kara da yetişen yosun türünü incelemeye alalım.

Kara YosunlarıKara yosunu:  Kara yosununu çevremizde sıklıkla nemli olan yerler de görebiliriz. Kara yosunu topraktaki su ve minerali emerek ipliksi yapıda olur. Kara yosunu başlangıç da yeşil olur. Daha sonra zaman geçtikçe kahverengi rengini alır. Bunun nedeni ise sporlanmanın etkisinden olur.  Kara yosunlarını bir çok yerde görmek mümkündür. Ağaçların gövdelerin, taşların üzerinde, yani nemli olan her yerde görmek mümkündür. Bazı yosun çeşitlerini çölde de görebilirsiniz. Yapısından dolayı bazı yosun çeşitleri çöl hayatına uygun şekildedir.

Kara yosunu şekli bakımından bitkiyi anımsatır. Ama diğer bitkiler gibi dal ve gövdesi yoktur. Gövdesi yere yapışık ve ipliksi yapıdadır. Gövdesinde yapraklar bulunmaz, ama bazı türlerinde tomurcuklar görülebilir.
]]>
Yaprak https://www.biyolojidersi.org/yaprak.html Sat, 14 Jul 2018 07:59:32 +0000 Yaprak, Bitkilerin fotosentez transprasyon ve solunumunu gerçekleştiren temel organ olan yaprak, gövde ve yan bağlarda bulunan boğumlarda çıkan ve sınırlı oranda büyüyebilen yapıdır. Yaprak kısımları: Yaprak, Bitkilerin fotosentez transprasyon ve solunumunu gerçekleştiren temel organ olan yaprak, gövde ve yan bağlarda bulunan boğumlarda çıkan ve sınırlı oranda büyüyebilen yapıdır. 

Yaprak kısımları:

Lamina: (yaprak ayası) Solunum terleme ve fotosentez olaylarının olduğu kısımdır.

Petiyol: (yaprak sapı) Yaprağın güneşlenmesini ve iletimini sağlayan kısımdır.

Bazis: (yaprak tabanı) Yaprak ayası ve yaprak sapını gövdeye bağlayan kısımdır.

Yaprak türleri: Yaprağın genel yapısı geniş ve yeşil renktedir. Aya ise yumurtamsı, eliptik, böbreksi ve ipliksi şekillerde olup kenar kısımları düz, testleri yapısında, dişli ve lopludur. Ortak kısımlarından ana damar ve bunlara bağlı olarak yan damarlar yer alır. Tüylü ya da çıplak dır. Ayayı sürgüne bağlayan sap kalın ince uzun, kısa, kaşeli ve tüylü şekillerde olur. Sapsız olan yapraklarda bulunmaktadır. Ayanın sapa bağlanmış olduğu kısım ise tabandır. Asimetrik ya da simetriktir. Yaprağın tepe kısmı ise küp yuvarlak ya da sivri şekillerde olur. Yalnız bir dal üzerinde yer alan yapraklar basit yapraklardır. Ayrı bölümlere ayrılmış olan ve aya parçalı olan yapraklar ise bileşik yapraklardır. Yapraklar biçimlerine göre her dalda çift olarak karşı karşıya üç ya da üçten fazla bulunuyor ise kestel her kısımda iki sırada tek bulunuyorsa almaçlı adını alır. Yüreksi yaprak, iğne yaprak, eliptik yaprak, elsi yaprak ve yumurta yaprak yaprak türleri arasında sayılabilir. 

Yaprağın anatomik yapısı: Yapraklar mezofil, epidermis (üst deri), iletim doku olmak üzere üç ana dokudan meydana gelir.

YaprakÜst deri: Yaprağın alt ve üst kısmını kapsar. Hücre katmanı şeklinde tek sıralı koruyucu bir doku olan üst deri hücrelerinin hücrelerin dış kısımları kütikula adı verilen mumsu ve ince bir madde ile kaplıdır. Bu mumsu yapı su geçirmez özelliğe sahiptir ve bu özellik sayesinde yaprakların yüzey kısmında olacak olan su kaybı azaltılmış olur kütikula yaprağın üst kısmında çoğunlukla daha kalınlaşır ve bu sebeple bu kısım çok daha parlak görünümdedir. 

Üst deri hücrelerinde atmosferle yaprağın gaz alıp vermesini sağlayan gözenekler yer alan alır. Bu gözeneklere ise stoma denir. Stoma oksijen ve karbondioksitin bitkiye geçişini sağlar ve su buharının dışarı atılmasına yardımcı olur. Yaprakların güneş ışığına daha fazla maruz kalan üst kısımlarında su kaybını azaltmak için üst kısımlarında alt kısımlarına bakarak daha az gözenek yani stoma yer alır.

Mezofil: Yaprağın iç bölümü olan mezofil, klorofilce zengin fazla hücre dizileri olarak palizat özek dokusu ile hücreleri arasında yer alan geniş boşluklar olan sünger özek dokusunu kapsayan bölümdür. Işığa daha yakın olan polizat özek doku, hücrelerinin içerisinde yer alan yoğun krofil miktarı sayesinde fotosentez olayının en çok olduğu hücredir. Gaz alış verişinde ise, içerisinde geniş boşluklar bulunması nedeniyle sünger özek dokunun önemli bir rolü vardır. 

İletim doku: Yaprağın damarlarını oluşturan ve bitki içinde madde alışverişinde rol alan bir doku çeşidi olan iletim dokular, soymuk borusu ve odun borusu olarak 2 kısıma ayrılır. 

Soymuk borusu, organik maddelerin iletilmesine yardımcı olur ve canlı hücrelerden oluşur.

Odun borusu ise, su ve mineral gibi inorganik maddelerin iletilmesine yardımcı olur ve cansız hücrelerden oluşur.
]]>
Hücre Zarı https://www.biyolojidersi.org/hucre-zari.html Sun, 15 Jul 2018 03:17:41 +0000 Hücre Zarı, hücre için çok önemli bir bileşendir. Canlıyı dışarıda olan zararlı maddelere karşı korur. Korucu bir özelliği olduğu için hücrenin olmazsa olmazıdır. Aynı zaman da hücrenin sürekliliğinin devam etmesinde Hücre Zarı, hücre için çok önemli bir bileşendir. Canlıyı dışarıda olan zararlı maddelere karşı korur. Korucu bir özelliği olduğu için hücrenin olmazsa olmazıdır. Aynı zaman da hücrenin sürekliliğinin devam etmesinde önemli bir rol alır. Hücre zarı hem hayvan hücrelerinde hemde bitki hücrelerinde bulunur. Ve iki hücreyi de dış ortamlara karşı korur. Hücre zarı olmadan bir canlı hücre olmaz. Hücre akışkan bir yapıya sahip olduğu için hücre duvarı olmazsa eğer dağılır. Hücrede bir düzen olmaz. 

Hücre ZarıHücre zarının özellikleri;
  • Hücre zarı canlı bir yapıya sahiptir.
  • Seçici ve geçirgen bir yapısı vardır.
  • Hücre zarının kalınlığı 12 milimetredir.
  • Canlı bir yapıya sahip olduğundan dolayı esnektir.
  • Saydam olduğu için ışığı geçirir.
  • Hücre zarı çift katlıdır. Çift katlı olduğu için dayanıklı bir yapısı vardır.
  • Hücre zarı akışkandır.
  • Protein, yağ ve karbonhidrattan oluşur.
  • Üzerinde madde alışverişini sağlayacak porlar bulunur. 
Hücre zarının görevleri;
  • Hücrenin beslenmesine yardımcı olur.
  • Aktif taşıma yapar.
  • Hücreyi dış ortamda ayırır.
  • Hücreyi dıştan gelecek olan darbelere karşı korur.
  • Hücreye şekil verir.
  • Hücrenin dağılmasını korur.
  • Hücrenin birbirinin tanımasını sağlar.
  • Hücreye madde giriş çıkışını sağlar.
  • Hücreye alınacak olan hormonları tanır.
  • Metabolizma atıklarının dışarı atılmasını sağlayarak iç ortamı düzenler.
  • Komşu ve yabancı hücreleri bulur.
  • Hücrenin yıpranan kısmını onarır.
Hücre zarının yapısı;
Hücre zarı yaklaşık olarak %55 protein, %40 yağ, %5 karbonhidrat içerir. Hücre zarı karbonhidrat bakımında çok düşük değere sahiptir. Protein açısında zengin olması hücre zarını sağlam yapar. Hücre zarın da iki yağ tabakasının arasına gömülmüş protein molekülleri vardır. Hücre zarının bu modeline akıcı mozaik zar yapısı denir. Protein ve karbonhidratların oluşturduğu yapıya glikoprotein denir. Hücre zarının üzerinde bulunan porlar madde alışverişini sağlar.
]]>
Bakteriyoloji https://www.biyolojidersi.org/bakteriyoloji.html Mon, 16 Jul 2018 02:38:24 +0000 Bakteriyoloji: Bakteri yapılarını, bu bakterilerinin yaşayış ve yayılış şekilleri ile var oldukları yaşayan canlılara olan etkilerini inceleyen bilim dalına bakteriyoloji adı verilmektedir. Bu bilim dalı özellikle hasta Bakteriyoloji: Bakteri yapılarını, bu bakterilerinin yaşayış ve yayılış şekilleri ile var oldukları yaşayan canlılara olan etkilerini inceleyen bilim dalına bakteriyoloji adı verilmektedir. Bu bilim dalı özellikle hastalık oluşumuna sebep olan ve tarım, ilaç yapımı, teknik için fayda sağlayan bakterilerle de ilgilenen bir bilim dalıdır.

Bakteriyoloji bilim dalının önemli isimlerini şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Varro: İÖ yaklaşık olarak 35 senesinde doğada var olan ufak canlıların sıtmayı oluşturabileceği fikrini ortaya atmıştır.
  • Veteriner Pollender - Brauell: 1849 yılında Veteriner Pollender ve 1855 yılında Brauell, şarbon hastalığı sebebi ile ölmüş olan hayvanların karın kısımlarında çubuk şeklindeki taneleri yani basil isimli bakterileri bulmuşlardır. Bu bakteriler bulunan ilk bakterilerdir
  • BakteriyolojiDavaine: Davaine 1850 yılında şarbon hastalığının taşınabilir yani bulaşıcı olduğunu keşfetmiş ve bunu hasta olmayan hayvanlara aşılama yöntemi ile hasta olan hayvanların taze ve kurutulmuş kanlarını enjekte ederek kanıtlamıştır. 
  • Louis Pasteur1857 senesinde süt ile alkol mayalanması ile ilgili yapmış olduğu çalışmaları açıklanmıştır.
  • Robert KochRobert Koch bakteriler üzerinde tam anlamı ile araştırmalar yapan kişidir diyebiliriz. Robert Koch 1876 senesinde şarbon basil sporlarını bulmuştur. Bunun yanı sıra, şarbon hastası olan hayvanların ölüm sebebinin zehirli bakterilerin bir araya gelmesi ile ortaya çıkmış metabolizma üretimi ile olduğu düşüncesini ortaya koymuştur. Robert Koch 1882 senesinde tüberküloz hastalığına sebep olan basili ve 1883 senesinde de kolera hastalığına sebep olan basili bulmuştur. Ayrıca, bakterilerin yalıtımı ile yetiştirme yöntemleri de Robert Koch tarafından getirilmiştir.
  • Schaudinn ve E. Hofmann: 1905 senesinde Schaudinn ve E. Hofmann isimli iki bilim adamı frengi spiroketa’yı yani ferengi mikrobunu bulmuşlardır.
  • Elias Metschnikoffun: Elias Metschnikoffun bakteriyoloji alanında yapmış olduğu çalışmalarda bakteriyoloji hususunda kuramsal ve pratik açıdan önem taşımaktadır.

]]>
Klorofil https://www.biyolojidersi.org/klorofil.html Mon, 16 Jul 2018 10:26:42 +0000 Klorofil, bitkilere yeşil renklerini veren maddedir. Doğadaki tüm yeşil bitkilerde klorofil bulunur. Klorofil, bitkilerde özümleme olayının oluşmasını sağlayan bir katalizördür. Klorofil bitkide kloroplast adı verilen organel Klorofil, bitkilere yeşil renklerini veren maddedir. Doğadaki tüm yeşil bitkilerde klorofil bulunur. Klorofil, bitkilerde özümleme olayının oluşmasını sağlayan bir katalizördür. Klorofil bitkide kloroplast adı verilen organellerin içinde bulunur. Bitkilerin bu yeşil rengi tüm canlılar için büyük bir önem taşır. Çünkü klorofil sayesinde oluşan bitkilerdeki bu yeşil renk öz madde olarak bilinir. Kimyasal yapıları açısından oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir.  Bitkilerde gerçekleşen fotosentez olayının devamlılığı için klorofil bezin zincirinde yer alan tüm canlılar için büyük önem taşır. Sadece etle beslenen canlılar bile bitkilerin varlığına muhtaçtır. Herhangi bir besin maddesinin kökeni araştırıldığında mutlaka bir bitkiyle karşılaşılır. Bitki havadan aldığı karbondioksiti ve topraktan aldığı suyu klorofilin de yardımıyla besinlerden karbonhidratları meydana getirir. Bu olayda kullanılan enerji kaynağı güneş ışınlarıdır. Klorofil bitkilerin yaprak hücrelerinde, genellikle de sap ve çiçeklerinde de bulunur. Yeşil renkte olmayan,dolayısıyla klorofilden yoksun bazı bitkiler de vardır. Bu nedenle bu canlılar kendi besinlerini yapamazlar. Besinlerini başka yollarla elde etmek zorundadırlar.Klorofilin moleküler yapısı incelendiğinde magnezyum atomu merkezde yer alır ve çevresindeki 4 adet pirol halkası bulunur. 

KlorofilÇeşitleri

Klorofil beş tipi vardır. Bunlar a, b, c, d ve f şeklinde adlandırılır. Klorofiller birbirinden farklı özelliklere sahip olsa da, moleküler yapıları birbirine benzer özellikler taşır. Damarlı yeşil bitkilerde bulunan klorofil a ve b yaklaşık olarak %30 oranındadır. Geri kalan c, d ve f klorofilleri bu bitkilerde bulunsa da oranları diğerlerine göre çok azdır. Klorofil a bakteriler hariç bütün yeşil bitkilerde, klorofil b ise yüksek bitkilerde ve yeşil yosunlarda bulunur. Klorofil a ve klorofil b arasındaki en temel fark molekül yapılarındaki ikinci pirol halkasındaki üçüncü karbon atomunun bağlanma biçimidir. Karbon atomunun farklı şekilde bağlanması bitkinin güneş ışınlarını farklı şekillerde içine çekmesini sağlar. Klorofil c kahverengi yosunlarda ve öglena gibi hücreli kamçılılarda, klorofil d ise kırmızı yosunlarda bulunur. 

Faydaları

Yapılan araştırmalar sonucu klorofilin insan sağlığına bir çok yararı olduğu görülmüştür. Bu yararlar sayesinde insanlar tarafından çeşitli amaçlarla kullanılır. Örneğin bakterilerin yok edilmesinde klorofilin etkisi çok büyüktür. Dokuların sıfırdan oluşmasına yada darbe sonucu zarar gören dokuların tamir edilmesine yardımcı olur. Enfeksiyon kapmış yaraların doğal olarak tedavi edilmesini sağlar. Kırmızı kan hücrelerindeki oksijenin temin edilmesi açısından iyi bir potansiyele sahiptir. Kanın ihtiyaç duyduğu oksijeni hücrelere ve dokulara taşımaya yardımcı olur. En önemli fayda olarak organlardaki  kanserojen maddelerin kan hücrelerine bağlanma riskini azaltır. Havada oluşan kirliliğin insan sağlığı için yarattığı olumsuz etkiyi A, C ve E gibi diğer vitaminlerle birleşerek nötrleştirmeye yardımcı olur. Klorofil serbest radikaller için kullanılan antioksidan yiyecekler arasında yer alır. Antioksidan besinlerin vücudu hastalıklara karşı koruyan görevleri vardır. O nedenle sağlıklı beslenme için antioksidan içeren yiyeceklere daha sık yer verilmesi gerekir. Klorofil açısından zengin olan yeşil yapraklı besinler sağlıklı beslenme için idealdir. Ancak pişirme yöntemi besinlerde bulunan klorofilin oranına birebir etki eder. Bu nedenle besinlerin kısa süreli pişirilmesine özen gösterilmelidir. Ayrıca ek takviye yöntemi olarak klorofil tabletleri tercih edilebilir. Bu tabletler rahatlıkla eczane ve sağlık mağazalarında satılmaktadır.
]]>
Fotosentez https://www.biyolojidersi.org/fotosentez.html Tue, 17 Jul 2018 05:39:40 +0000 Fotosentez,  yeşil bitkilerin klorofil ve ışık yardımı ile, havadan alınan karbondioksitin topraktan alınan su ile birleşip besin maddeleri oluşmasıdır. Başlıca yeşil yapraklarda oluşan fotosentez,  bitkinin tüm yeşil kıs Fotosentez,  yeşil bitkilerin klorofil ve ışık yardımı ile, havadan alınan karbondioksitin topraktan alınan su ile birleşip besin maddeleri oluşmasıdır. Başlıca yeşil yapraklarda oluşan fotosentez,  bitkinin tüm yeşil kısımlarında gerçekleşebilir. Fotosentezin hayatımızdaki önemi oldukça büyüktür ve bu yüzden ormanlara,  bitkilere ve tüm yeşilliklere olan ihtiyacımız yaşam boyu devam edecektir. Bu bitkiler fotosentez yaparak sürekli oksijen üretir ve karbondioksit tüketirler. Dünyadaki denge de bu şekilde sağlanır.

Fotosentez İçin Gerekli Faktörler

Işık: Fotosentez olayı enzimler sayesinde gerçekleşir. Protein ısıdan etkilendiği için fotosentez de sıcaklıktan enzimler gibi etkilenir. 

Klorofil: Görevleri, ışık enerjisini kimyasal enerjiye çevirmek, enerjiyi bir molekülden diğerine aktarıp katalizörlük yapmak, yeşil rengi vermek ve elektron kaynağı olarak görev yapmaktır. Klorofil sentezi için ortamda mutlaka demir elementinin bulunması gerekir. Yeşil bitkilerde kloroplastların içinde bulunur.

FotosentezSu: Fotosentez olayında, klorofilin kaybettiği elektron yedeği suyun iyonize olmasıyla sağlanır. Bu durumda, oksijen oluşur ve fotosentez hızı oluşan bu oksijen miktarıyla ölçülür. 

Karbondioksit: Atmosferdeki karbondioksit miktarı % 00,3 tür. Bunun biraz üstü bile insan ve hayvan sağlığına zararlıdır. Bu sebeple seralarda verim için fotosentez hızı arttırılırken karbondioksit miktarı hep yüksek tutulur. Karanlık evre reaksiyonlarında kullanılır, amaç glikoz oluşumunu sağlamaktır. 

Sıcaklık: Fotosentez olayı için sıcaklığın 0-30 derece arasında olması gerekir. En uygun sıcaklık budur.  0 derecenin altında da fotosentez yapabilecek bitkiler vardır fakat bunlar sadece belli alanlarda kalmıştır. 

Enzimler: Fotosentezde enzimler elektron taşıyıcısı görevini üstlenirler. Canlılarda gerçekleşen tüm kimyasal reaksiyonlar enzimlerle oluşur. Ayrıca karanlık evre reaksiyonlarında organik madde sentezini gerçekleştirirler. 

Fotosentezin Hızına Etki Eden Faktörler

Işık Şiddeti: Işık şiddetine bağlı olarak fotosentez hızı da artarken,  daha sonra sabit hızda kalır. 

Sıcaklık: Yüksek ışığa bağlı olarak sıcaklık da artar ve fotosentez hızı yükselir. Daha sonra enzim yapıları bozulacak için fotosentez hızı da düşer.

Işığın Dalga Boyu: Birden fazla ışığın birleşmesiyle beyaz ışık oluşur. Bitkiler ışığın dalga boylarını emerken bazılarını da yansıtırlar. Fotosentezde ise en az yeşil ışık, en fazla mor ve kırmızı ışık emilir. Hız miktarı yeşilde en yavaş,  kırmızı ve morda en hızlı şekilde bilinir. 

Karbondioksit Yoğunluğu: Fotosentez enzimleri karbondioksiti devreye sokar. Enzimlerin hız kapasiteleri sabit olduğundan karbondioksit miktarı arttıkça fotosentez hızı da artar. Ancak bir noktadan sonra sabit hızda kalır. 

Mineral Tuzlar: Fotosentez hızının belirlenmesinde,  ortamda bulunan minerallerden en az olanı rol oynar.

Ortamın pH'ı: Bitki gelişiminde önemli olan pH değeri, fotosentez hızını enzimlerdeki değişimlere göre etkiler. 

Su Miktarı: Suyun belirli bir değere kadar artışı,  fotosentez hızını arttırırken, bir noktadan sonra etki etmez.  

]]>
Genetik Mühendisliği https://www.biyolojidersi.org/genetik-muhendisligi.html Tue, 17 Jul 2018 23:49:47 +0000 Genetik Mühendisliği, her türlü canlının kalıtsal olan özelliklerinin değiştirilmesi ve onlara yeniden işlevler kazandırılmasına yardımcı olan araştırma yapan bilim alanıdır. Bu uygulamalarla uğraşan bilim insanına "Gene Genetik Mühendisliği, her türlü canlının kalıtsal olan özelliklerinin değiştirilmesi ve onlara yeniden işlevler kazandırılmasına yardımcı olan araştırma yapan bilim alanıdır. Bu uygulamalarla uğraşan bilim insanına "Genetik mühendisi" denilmektedir. Özellikle genetik mühendisleri canlıların genlerinin çoğaltılması, yalıtılması, genlerin bir canlıdan diğer bir canlıya aktarımının yapılması ya da farklı canlılardan alınan genlerin birleştirilmesi gibi çalışmalarla uğraşır. Genetik mühendisliğinde dışarıdan müdahale edilerek bir canlıya yeniden kalıtsal özelliklerin kazandırılması ya da kişinin irsi olan mevcut özelliklerinin değiştirilmesiyle alakalı bir bilim dalıdır. Ayrıca genetik mühendisliği gen üretimi, biyoteknoloji, gen teknolojisi ya da gen aşılama şeklinde çeşitli isimler ile de bilinmektedir. Genetik mühendisliğinin etki alanları oldukça geniş olan bir meslek, hem bilim hem de bir mühendislik dalı olmasından dolayı canlıların genleriyle yapılan çalışmalar ve uygulamalar anlamına da gelmektedir. 

Genetik Mühendisliği Uygulamaları Nelerdir, bu bilim dalı bilim insanları tarafından genlerin bir organizmadan alındıktan sonra bir başkasına aktarılmasına olanak sağlayan bir teknolojidir. Genetik mühendisliğinin teknolojisinde "Rekombinant DNA, nükleik asit hibridizasyon, RNA, hücre kültürü, PCR ile monoklonal antikor tekniklerini kapsamaktadır. Ayrıca genetik mühendisliği kullanılan teknoloji tekniklerinden biyoteknolojinin direk bir alt dalı değildir, çünkü genetik mühendisliği ayrı bir teknolojidir. Bu tekniklerin içerisinde yaygın ve başarılı olanı ise DNA tekniğidir. DNA tekniğinde nükleik asit molekülleri ile kesme enzimlerinin kullanılması, özellikle DNA'nın istenilen herhangi bir bölgesinden kesilip çıkarıldıktan sonra ligaz enzimi ile "vektör" ismindeki taşıyıcıya yapıştırılması işleminde uygulanmaktadır. Ardından plazmid bakterinin içerisine yerleştirilir ve rekombinant DNA'nın kendi hücresel olan aktivitesinin devamı sağlanmaktadır. Bu teknoloji sayesinde genin ait olduğu canlının genomundan çoğaltılması ve yalıtılması, ayrıca işlevinin ve yapısının araştırılması yapılmaktadır. Bunun dışında genlerin farklı türde olan canlılara aktarılması, hatta elde edilen üründen daha verimli ve iyi olmasına olanak sağlamaktadır.

Genetik Mühendisliğinin Tanımı Ve Amacı

Canlıdaki var olan genler organizmanın özelliğini belirlemiş olan kimyasal bilgiyi taşımaktadır. Ayrıca genler değiştirildiği zaman organizmaya istenilen bütün özellikler kazandırılmaktadır. Genetik mühendisliği çoğunlukla istenilen canlının geliştirilmesi ya da genetik analizinin yapılması amacıyla türün kendi içindeki yada bir başka türe ait olan organizmanın genleri üzerinde planlı bir şekilde yapılan işlemi kapsamaktadır. Bu teknik genellikle insanlar tarafından belirli bir amaca yönelik şekilde materyal üzerinde araştırılan çalışmalar ismi ile tanımlanmaktadır. Geniş olan bu tanım çoğunlukla hayvan ıslahı ve bitkilerin hem genetik hem de moleküler biyolojisini kapsamaktadır. Genetik mühendisliğinde temel insanlar bakımından ekonomik açıdan önemli olan canlıların özellikle ürünlerinin iyileştirilmesi esas alınmaktadır. Bu duruma ait olan örnekler arasında, yabani bitkilerle insanların, hayvanların ve diğer farklı türdeki canlıların iyileştirilmesini kapsamaktadır. Bir insandan alınan genin bitkiye aktarılması mümkündür. Çünkü bütün canlılarda mevcut olan genlerin dört farklı kimyevi maddeden meydana gelmektedir. Bu kimyevi maddeler "sitozin, timin, guanin ve adenin" bu dört baz hücrelerdeki karbonhidratın fermente olup olmadığını, yaprakların büyüyüp büyümediği durumunu belirlemektedir. 

Genetik MühendisliğiGenetik Mühendisliğinin Çalışma Alanları 
  • Genetik mühendisliğinde ilk amaç canlılarda meydana gelen özürlerin giderilmesini sağlamaktır.
  • Bir insandan başka bir insana veya hayva]]> Derin Ekoloji https://www.biyolojidersi.org/derin-ekoloji.html Wed, 18 Jul 2018 12:15:44 +0000 Derin Ekoloji, Ekoloji demek çevre bilim manasına gelmektedir. Yeryüzünde bulunan tüm ilişkilerin incelenmesi maksatı ile oluşturulmuş ve geliştirilmiştir. İlk ekolojik felsefe okulu 1970’li yılların başında Arne Naess kur Derin Ekoloji, Ekoloji demek çevre bilim manasına gelmektedir. Yeryüzünde bulunan tüm ilişkilerin incelenmesi maksatı ile oluşturulmuş ve geliştirilmiştir. İlk ekolojik felsefe okulu 1970’li yılların başında Arne Naess kurulmuştur. Naes derin ve sığ ekolojinin manasını belirtmiştir. Sığ ekolojinin manasının merkezi kişi merkezlidir. Kişinin doğanın haricinde ve üzerinde, bütün değerlerin kaynağı şeklinde kabul etmektedir.  Derin ekoloji manasına gelince dünyayı birbirine bağlı olan olaylardan oluşmuş bir ağ şeklinde oluşmuştur. Kişileri yada herhangi bir olayı doğal olan yerinden, etrafından ayrı tutmaz. Bütün canlı olan varlıkların içinde bulunan değerlerinin var olduğunu kabul eder ve kişileri hayata bağlılığını sadece bir ipliği şeklinde görmektedir. Arne Naess’e görüşüne göre derin ekolojinin manası, bilimsel ve endüstriyede büyüme olması, materyalist olan dünya görüşünün var olması ve hayat biçimine birtakım sorular sormaktır.

    Derin ekoloji bütün canlıların bir parçası olduğu hayat ağı ile olan ilişkileri sorgulamaktadır. Bir masayı derin ekolojik anlayışı ile inceleme yapılır ise, sadece malzemesinin neden yapıldığına değil, malzemenin nereden gelmiş olduğuna, bunu yapmak için ne kadar ağacın yok edildiğine, yok edilmiş olan ağaçların, ormanların o kısımda yaşamakta olan bitkileri ve hayvanların hayatını ne yönde etkilediğine dair olan sorular da sormaktadır.  Bu sorulmuş olan sorular gün geçtikçe sünya üzerinde bulunan bütün hayatı içerisine alacak kadar büyütülebilir. Mevcut olan teknolojinin sunmuş olduğu bütün araçların bu anlayışla gözden geçirilmesi gerekmektedir. Günlük olan hayatımızın kolay bir şekilde olabilmesinin bedeli, dünyada bulunan hayatın zarar görmesi şeklinde olmamalıdır. İnsanlara sunulmakta olan her türlü kolaylığı sorgusuz bir şekilde kabul edildiği zaman kötü olan durumlar ile karşılaşılabilir.

    Derin EkolojiDerin ekolojinin farkına varmak; Bütün olan olayların birbirlerine bağlı bir şekilde olduğunun, kişiler üzerinde doğanın süreçlerinin içerisinde insanların bulunduğunu ve netice olarak insanların doğaya bağlı olduğunun farkına varması şeklindedir. Derin ekolojinin temeli olarak, Arne Naess’in açık bir şekilde söylediği gibi bireysel özün en başından sonuna kadar doğa vasıtası ile özdeşleşmesidir. Dünyanın derin ekolojik şeklinde algılanması, hayat örgüsünün bir parçası şeklinde olduğu ile ilgili olmasıdır. Bu şekilde bir deneyime sahip olan insan, bütün varoluşa özen göstermeye istekli olmaktadır. 

    Özgür olan doğanın korunmasını insan oğlu kendi korunması şeklinde bir bilinç geliştirir ise özel ve doğal bir şekilde akar. Bu tür olaylarda varlıklar ile sevgi ve saygı belirtmek için dıştan gelen baskılara ve kurallara gerek bulunmamaktadır.  Hayatın örgüsünü bütün canlılar ile beraber meydana geldiğinin bilincine varıldığı vakit, başkaları şeklinde görüldüğü vakit bütün insanların ve varlıkların insanların uzantısı olduklarını ve onlara yapılmış olan iyi veya kötü her şeyi gerçekte hayatta insanların kendisine yapılmakta olduğunu fark eder.

    ]]>
    Algler https://www.biyolojidersi.org/algler.html Wed, 18 Jul 2018 13:28:07 +0000 Algler, ekosistem içerisinde yaşayan oldukça önemli görevleri olan canlılardan bir tanesidir. Algler halk arasında daha çok su yosunu olarak bilinmektedirler. Kendi içlerinde iki gruba ayrılan algler hücre tiplerine göre ayrılama Algler, ekosistem içerisinde yaşayan oldukça önemli görevleri olan canlılardan bir tanesidir. Algler halk arasında daha çok su yosunu olarak bilinmektedirler. Kendi içlerinde iki gruba ayrılan algler hücre tiplerine göre ayrılamayı gerçekleştirmektedirler. Bu ayrılma prokaryotik ile ekaryotik hücre tipidir. Prokaryot hücre, basit yapılı hücre tiplerini temsil etmektedir. Ekaryot hücre ise gelişmiş hücre tiplerini temsil eden hücredir. Yeryüzü üzerinde yaşamlarını sürdürmekte olan algler oldukça farklı türlere sahiptirler. Farklı türlere sahip olmalarının sebebi ise aköyatik ile prokaryotik hücre özellikleri, kromofor yapısında oluşan pigment dağılımı, üreme farklılıkları ve kamçı son olarak hücre çekirdeğinin yapısı gibi farklılıklardır. Alglerin asıl yaşam alanları sulu alanlar iken bir başka yaşam alanları ise buzlu ve karlı alanlardır. Oldukça farklı alanlarda yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Yeryüzünde yaşamlarını sürdüren alglerin yapılan araştırmalar sonucunda yüzde 70 civarında oldukça önemli bir kısmının sulu alanlarda yaşamlarını sürdürmekte oldukları belirlenmiştir. Sulak alanlarda yaşamlarını sürdürmekte olan alglerin yaşadıkları alanlardaki temel görevleri bu bölgelerde bulunan organik karbon bileşiklerini, mojör ve primer olarak üretmektir. Sulak alanlarda yaşayan alglerin sulak alanlarda bile yaşamları farklılık gösterebilmektedir. Alglerin bazı türleri sadece tuzlu sularda yaşamlarını sürdürürken bazı türleri ise, yüksek derecede olan kaynak sularında yaşayabilmektedirler.  Alglerin bir diğer yaşam alanları ise denizler ve göllerdir. Göl ve denizlerde yaşamlarını sürdüren alglerin su yüzeyinin yaklaşık 1 kilometre kadar altında yaşayabilmektedirler.Algler 

    Daha çok 100 metre civarında altta yaşamlarını sürdürürler. Su ekosisteminin devamlılığı ve işleyişi bakımından oldukça önemli bir faktör olan algler su yüzeylerinde bulunan karbondioksit su ve ışığında etkisi ile karbonhidrata dönüşürler. Dönüştürülme işlemi alglerin yapısında bulunan pigmentler ile gerçekleştirilir. Bu işlem sonrasında ise su ortamında çözülmüş oksijen ile besin değerleri artış göstermektedirler. Gerçekleşen bu olaydan sonra algler primer üretici olarak adlandırılırlar. Algler bu özellikleri sayesinde besin zincirinin ilk halkasında yer almaktadırlar. Belirli bir üretim düzeyi için gerekli bütün koşulların sağlanması gerekmektedir. Bu koşullar sadece besin, ışık ve ısıdır. Fakat algler normal seviyeden daha fazla besin üretirlerse çevresel denge düzeyi bozulacaktır. Görülen bu bozulmaya ise biyoloji bilimde ''eutrofikasyon'' ismi verilir. Eutrofikasyon oluşumu durumunda denizde yaşamlarını sürdürmekte olan canlılar için ölüm tehlikesi belirmiş demektir. Gereğinden fazla miktarda besin üretimi artar ve bu neden ile birtakım olumsuz durumlar meydana gelmektedir. Alg ve bakteri faaliyetlerinin ve oluşan bulanıklığın besin artışı sonrasında meydana gelmesi sebebi ile canlılar için gerekli olan güneş ışığı suyun altına kadar inemez ve bu olay sonucunda ise sudaki oksijen dip kısımlarda kalmasına neden olmaktadır. 

    Algler Çeşitleri
    • Kırmızı Algler: Fikobilinler ve klorofil a olarak bilinen kırmızı renkte pigmentler taşırlar. Gövde, yaprak ve kök kısımlarında farklılaşma görülmez. Alg gövde kısmı jelatinimsi bir madde ile sarılmıştır. Kırmızı algler fotosentez yaparak karbonhidratları farklı ve özel bir tip nişasta olan ''floridean'' depolarlar.
    • Mavi Yeşil Algler: Fotosentez yaparak enerjilerini elde eden bir bakteri çeşididir. Adını ise bakterinin renginden alan bu alg çeşidi karada bulunmaktadır. Okyanusun pek çok yerinde beslenebilmektedir.
    • Ateş Rengi Algler: Protista aleminde bulunan kamçılı ve tek hücreli yada koloni halinde yaşayan şubesidir.
    • Kahverengi Algler: Çok hücreli alglerin büyük bir kısmını oluşturmaktadırlar. Protista şubesinde yer alan kahverengi algler büyük deniz alglerin de belirgin hücre farklılı]]> Histoloji https://www.biyolojidersi.org/histoloji.html Thu, 19 Jul 2018 08:17:47 +0000 Histoloji; Hücre şeklinde yaşamakta olan organizmanın en ufak birimi olup canlının tüm özelliklerini bulundurmaktadır. Hücreyi incelemekte olan bilim kolu ise sitolojidir. Bir doku ise, bir arada bulunan belli bir şekilde var olan f Histoloji; Hücre şeklinde yaşamakta olan organizmanın en ufak birimi olup canlının tüm özelliklerini bulundurmaktadır. Hücreyi incelemekte olan bilim kolu ise sitolojidir. Bir doku ise, bir arada bulunan belli bir şekilde var olan fonksiyonu yapmak üzere yer alan hücre topluluğudur. Organlar ani bir şekilde fazla olan dokunun görev birliği yada iş bölümü yaparak oluşturduğu vücut kısımlarıdır. Organ sisteminde, vücutta yer alan belli olan bir işi yapmak için görev almış olan farklı olan organlar yer almaktadır. Dolaşım sistemi, kalp, atardamarlar, toplardamarlar ve kılcal damarlardan oluşmuş olan, kanı taşımak ile görevli olan organ sistemidir. Organlar ile organ sistemlerini anatomi ilmi tarafından incelenmektedir. 

      Dokular ile ilgili olan ilk incelemeleri yapmış olan ve gözlemciler arasında yer lan, Malpighi, Leuven-Hook, R. Brown, Schleiden ve Schwann en önemli olanlarıdır. Bu bilim adamlarının yapmış oldukları çalışmalar, mikroskobun icat edilmesi ile başlamış, hücre elemanlarını, hücre biçimlerini, hücreler arasında bulunan benzerlikleri bulmuşlardır. Modern olan histolojinin 1830'li senelerde Alman olan fizyoloğu Schwann’ın tüm hayvan ve bitki hücrelerinde nüve hücrenin temel ve en önemli olan bölümü olduğunu açıklaması ile beraber başladığı kabul edilmektedir. Aynı yüzyılın son kısımlarına doğru mikroskopta, dokuların alınması ve bulunması ile ortaya çıkarılmış olan teknik ilerlemeler ile hücre metabolizmasının temel özellikleri yer almaktadır. 

      HistolojiHistolojide var olan metodlar; Histoloji, incelemiş olduğu dokuyu, vücutta bulunan haline en yakın olan biçimi ile ele almak zorunda kalmaktadır. Mümkün olduğu kadar yanlışlıklar gözden kaçırılmamalı, bu şekilde dokunun ne olduğu hakkında gerçekten uzak olarak verilecek olan kararlara varılmamalıdır. Histolojik çalışmalarda kullanılmakta olan materyal, incelenebilir bir duruma gelebilmesi için, farklı işlemler yapılır. Bunlar sırası ile, parça alma, parçayı kesit yapmaya uygun bir duruma getirme, kesme, tespit, boyama, lam üstüne alma şeklinde sayılabilir. Parçanın kalınlığı hem dokunun özünü kaybetmeyecek, hem de ışığın geçmesine izin verecek kadar olmalıdır. Kesme işlemi, mikrotom adı verilen oldukça hassas olan aletler yardımı ile yapılır. 

      Yaşamakta olan hücrelerin incelenmesi, bir hücrenin var olduğu yada görev yapmakta olduğu vücut kısmında inceleme yapılması oldukça büyük zorluklar ile yapılmaktadır. Buna karşılık olarak vücudun bazı dokularını, bu biçimde incelemek imkanı bulunmaktadır. Bağırsakları sarmakta olan karın zarı şeklindeki belli olan inceliği geçmemekte olan dokuların yer aldıkları bölgeden alıp vücutta bulunan koşulların oluştuğu laboratuvar şartlarında incelemesinin yapılması mümkün olmaktadır. Bu şekildeki bazı dokular, deney olarak kullanılan hayvanlarının gözlerinin cam şeklinde olan cisimlere karşı ekilerek bu kısımdan direkt bir şekilde incelemeleri yapılmaktadır. Bu türde yapılmakta olan çalışmalar, fakat değişik olan yöntemler ile incelenmesi kabil bir şekilde olmayan dokularda yapılmaktadır. 

      Doku ve organ kültürleri, günümüze kadar ulaşmış olan çalışmalar neticesinde, vücudun hemen hemen her dokusundan alınmış olan hücreler, laboratuvar koşullarında yapılmış olan değişik ortamlarda imal edilmiştir. Bu şekilde imal edilmiş olan saf hücreler, belli olan tip hücrenin incelenmesinin yapılması ve özelliklerinin açıklanması için en uygun olanıdır. Anne karnında bulunan yaşamdan kalan farklı olan organların kalıntıları da, organ kültürlerine konularak hücrelerin çoğalması yapılabilir. Bunlar, histoloji metodlarına bakılarak hazırlanmış olan preparatlar şekline getirilerek incelemeleri yapılmaktadır. 

      Yaymalar, vücutta bulunan sıvıların, lam üstüne yayılmasının ardından tespiti yapılıp boyanarak incelemeleri yapılabilir. Bu biçimde hazırlanmış olan preparatlara yayma adı verilmektedir. Kandan yapılmakta olan yaymadan kan kanseri, kadın cinsi organları ifrazatından yapıl]]> Sitoloji https://www.biyolojidersi.org/sitoloji.html Thu, 19 Jul 2018 16:07:25 +0000 Sitoloji, kök kelime itibarı ile Grek (Yunan) alfabesinde yer alan kytos (barındırıcı) kelimesi ile Loji (bilim) kelimelerinin birleşiminden meydana gelmiştir. Hücrenin enerji üretimi, tüketimi, protein kullanımı,
      Sitoloji, kök kelime itibarı ile Grek (Yunan) alfabesinde yer alan kytos (barındırıcı) kelimesi ile Loji (bilim) kelimelerinin birleşiminden meydana gelmiştir. Hücrenin enerji üretimi, tüketimi, protein kullanımı, hücrenin yapısı ve kanser ve diğer tanımlanamayan hastalıklar sitolojinin bilimsel alanına girmektedir. Ayrıca hücrenin diğer hücreler ile olan fizyolojik ilişkisi, hücrenin ölümü, hücrenin organelleri, bölünmesi çoğalması yine bu bilim dalının bilimsel çalışma sahasını oluşturur.  Sitoloji, protozoa ve bakteri gibi tek hücreli canlılardan insan ve hayvan gibi karmaşık yapılı canlıların organizmalarına kadar geniş bir araştırma alanına sahiptir. 

      Hücrenin ortaya çıkışı ve görevi ile hücre hakkında bilgi öğrenmek biyolojik bilimin temel felsefesini oluşturur. Farklı hücreler arasında değişiklik ve benzerlikler oluşturmak; moleküler biyoloji ve gelişim biyolojisine büyük katkı sunar. Araştırmaların ortaya çıkarttığı sonuçlar, evrensel teorileri meydana getirdiğinden, bir hücre türünden öğrenilen bilgiler bir başka hücre için kullanılabilir.

      Stoloji de kullanılan terimler,
      • Biyoloji; Hayvan ve bitkilerin (canlıların) ilk canlının oluşumundan itibaren dağılım, köken, gelişim, büyüme, köken ve üremelerini inceleyen bilim dalıdır.
      • SitolojiOrgan; Beyin tarafından verilen emirler yapılması gereken işlerin yerine getirilmesi için sorumlu olun vücudun belli bölümlerinde görev yapan, yapısal ve görevsel olarak işlevi kesin olarak belirlenmiş, kendi işinde başka görevi yapamayan vücut uzvuna denir.
      • Hücre; kapalı organellerin bulunduğu ve küçük odaya verilen isimdir, ince ve saydan bir zar içinde bir çekirdek ve protoplazmadan meydana gelir. Doku veya organizmanın en küçük kapalı birimi olarak ta anlatılan hücre, içinde gizli nasıl çalışıldığı ile ilgili tam bilgi elde edilemeyen bölüm anlamına gelir,
      • Bilim, belirli bir alanda bir konuyu bilmek, öğrenmek için bir amaca yönelen, yöntemli, planlı araştırma sürecidir. Evrensel gerçeklik ve kesin bilgileri gösteren sıralı ve yöntemli bilgiye verilen isimdir.
      • Fizyoloji; Hayvan ve bitki hücre ve dokularının görevlerini nasıl yerine getirdiklerini ve görevlerinin neler olduğunu tanımlayan sitolojinin alt bilim dalıdır.
      • Stolojik muayene; Canlılarda birçok konuda olduğu gibi genellikle de üreme ile ilgili uygun dönemlerin belirlenmesi için üreme organları hakkında bilgi sahibi olabilmek ve olası üreme bozuklukları kontrol etmek için sıvı dokusu alarak mikroskobik ortamda incelenmesi işlemine verilen isimdir. 
      • Stolojik harita; Canlı genlerinin kromozomlar üzerinde birbirlerine göre baz, klobaz ve megabaz olarak gösteren fiziksel haritaya verilen isimdir.
      Sitoloji'den öğrenilen bilgiler hangi alanlar da kullanılır
      • Biyokimya, Moleküler biyoloji, 
      • Genetik bilimi, 
      • Gelişim biyolojisi  sitoloji ile elde edilen verileri kullanır.
      Sitolojiye göre hücre de proteinin kullanılması nasıldır
      • Protein farklı türlerden meydana gelir, hücrenin her yerinde değişik organeller bulunduğundan ihtiyaçları olan proteinde farklı olacaktır. Sitolojinin bir başka görevi olan hücre içindeki değişikliklerin incelenmesi sırasında hücre dışına salgılanan proteinlerin moleküler mekanızmasını incelemesidir. 
      • Proteinlerin bir çoğu hücre sitoplazmadaki ribozomlar aracılığıyla sentezlenir. Bu sürecin diğer bir adı protein translasyonudur. Kimi proteinler hücre zarını da kullanarak sentezleme sırasında hücre içi endoplazmik retikuluma taşınırlar. 
      • Protein taşınma süreci Golgi cisimciğine taşınmaya kadar devam eder. Golgi cisimciğinde birkaç işlemden sonra Golgi cisimciğinden tekrar hücre zarına, oradan diğer hücre altı yapılara ulaşabilir, hücre zarında kalabilirle]]> Fizyoloji https://www.biyolojidersi.org/fizyoloji.html Thu, 19 Jul 2018 21:29:36 +0000 Fizyoloji; Canlıların fiziksel, mekanik ve biyokimyasal olarak, işlevlerini ve sistemlerinin çalışmasını inceleyen bilim dalına verilen isimdir. Fizyolojiyle ilgilenen kişilere, yani bilim insanlarına, fizyolog denir. Fizyoloji Fizyoloji; Canlıların fiziksel, mekanik ve biyokimyasal olarak, işlevlerini ve sistemlerinin çalışmasını inceleyen bilim dalına verilen isimdir. Fizyolojiyle ilgilenen kişilere, yani bilim insanlarına, fizyolog denir. Fizyoloji alanında olan en büyük ödül, nobel tıp ya da fizyoloji ödülüdür.

        Canlılar hayatlatını devam ettirebilmek için beslenme, solunum, dolaşım, boşaltım, üreme gibi yaşamsal faaliyetleri gerçekleştirmek zorundadırlar.  Tek hücreli canlılarda, yaşamsal faaliyetler tek hücre içerisindeki organeller yardımıyla gerçekleştirilir. Çok hücreli olan canlılarda ise, yaşamsal faaliyetler tek bir hücre tarafından değil, toplu hücreler tarafından gerçekleştirilir. Çok hücreli canlıları oluşturan hücrelerin hepsi aynı yapıda ve görevde değildirler. Canlıların vücudunu oluşturan hücreler, görevlerine göre çeşitli özellikler kazanmışlardır. Canlı vücudunu oluşturan hücrelerden bazıları birleşip, üreme görevini, bazıları da birleşerek destek ve hareket etme görevini, bazıları besinleri ya da çeşitli gazları taşıma görevini, bazıları da birleşip, koruma görevini üstlenirler.Fizyoloji

        Çok hücreli olan canlılarda yapıları ve görevleri aynı olan hücrelerin oluşturmakta olduğu hücre topluluklarına, doku adı verilir. Bitki ve hayvanlarda bulunan dokular, birbirlerinden tamamen farklıdır. Bitkilerin yapısında bulunan dokulara bitkisel dokular denilirken, hayvanların yapısında bulunan dokulara ise, hayvansal dokular denir. Çok hücreli canlılarda dokuların oluşmasıyla, dokular arasında farklı iş bölümleri ortaya çıkmıştır. İnsan vücudunda kas, kan, kemik, sinir, yağ, salgı, epitel doku gibi farklı dokular bulunur. Her dokuyu oluşturan hücrelerin görünümü, görevi, yapısı, büyüklüğü ve diziliş biçimi o dokuya özgüdür. Bir dokunun hücresi ile başka bir dokunun hücresi, birbirinden her yönü ile farklıdır. Çok hücreli canlılarda yapı ve görevdeki hücreler birleştikten sonra dokuları, dokular birleşip organları, organlar birleşerek sistemleri, sistemler de birleştikten sonra canlı organizmayı, yani vücudu oluştururlar. İşte bütün bu düzenin işleyişi, fizyolojinin başlıca konusudur.

        ]]>
        Mikrobiyoloji https://www.biyolojidersi.org/mikrobiyoloji.html Fri, 20 Jul 2018 01:13:26 +0000 Mikrobiyoloji; kelimesi, mikros ve bios sözcüklerinin birleşmesinden ortaya çıkmıştır. Yunanca dilinde, mikros küçük bios yaşam manasına gelmektedir.Mikrobiyoloji, mikroorganizma ismi verilen pek çoğu ancak mikroskopta gör Mikrobiyoloji; kelimesi, mikros ve bios sözcüklerinin birleşmesinden ortaya çıkmıştır. Yunanca dilinde, mikros küçük bios yaşam manasına gelmektedir.

        Mikrobiyoloji, mikroorganizma ismi verilen pek çoğu ancak mikroskopta görülebilen, çok küçük canlıları incelemekte olan bir bilim dalıdır. Mikrobiyoloji mikroorganizmaların özelliklerini, canlılarla ve birbirleriyle olan ilişkilerini inceleyen bir bilim dalı türüdür.  Mikrobiyoloji oldukça geniş kapsamlı bir bilim dalı olup, çeşitli bölümlere ayrılır. Bunların en bilinenleri; tıbbi mikrobiyoloji, toprak tarım su mikrobiyolojisi, endüstri mikrobiyolojisi ve uzay mikrobiyoloji gibi geniş kapsamlı alanların yanında, genel mikrobiyoloji, bakteriyoloji, viroloji, mikoloji ve parazitoyoji gibi her biri özel bir grupları inceleyen dallardan meydana gelir.Mikrobiyoloji 

        Mikrobik olan hastalıklar eski uygarlık dönemlerinde, insanların fazlasıyla ilgisini çekmiştir. Eski Mısırlılar trahomu, leprayı, dizanteriyi, bel soğukluğu hastalığını, Eski Çinliler su çiçeğini, Hintliler ise kolerayı tanıyorlardı. Yaklaşık üç bin yıl önce, Filistinliler vebayı ve bu hastalığın farelerle alakalı olduğunu biliyorlardı. Milattan önce 400 yılında, İstanköy doğan bir  Hipokrat, kendi adını taşıyan eserinde bulaşıcı hastalıkları anlatmıştır. Daha sonra Bergamalı Galen, sıtma hastalığından söz etmiştir. Zekeria el Razi yazmış olduğu eserlerinde, çiçek ve kızamık hastalığından bahsetmiş ve bulaşıcı hastalıkları fermantasyonla benzetmiştir. Milattan sonra 980 ile 1038 yılları arasında yaşamış olan İbni Sina, hastalıkları gözle görülemeyecek kadar küçük bazı mikropların yaptığına inanmış ve korunmada titizliği esas kabul etmiştir.1546 yılında Venedikli olan hekim ve şair Fracastro yayınladığı yapıtında, hastalık etkenlerinin hasta insanların vücudunda giderek çoğalabildiğini ve sağlam insanlara, direkt olarak veya hava ve eşya yoluyla bulaşabildiklerine dikkat çekmiştir.

        ]]>
        Mikoloji https://www.biyolojidersi.org/mikoloji.html Fri, 20 Jul 2018 13:09:13 +0000 Mikoloji, Mantarlar aleminin, genetik, olanları taksonomi ve biyokimyasal özelliklerini kullanım alanlarını inceleyen bilim dalıdır. Mikoloji, mantarların bitkilerle akraba oldukları önceden düşünüldüğü için botaniğin bir d Mikoloji, Mantarlar aleminin, genetik, olanları taksonomi ve biyokimyasal özelliklerini kullanım alanlarını inceleyen bilim dalıdır. Mikoloji, mantarların bitkilerle akraba oldukları önceden düşünüldüğü için botaniğin bir dalı olarak biliniyor. Daha sonra yapılan çalışmalarda genetik olan mantarların bitki yada hayvan olmadıkları ortaya çıkmıştır. Mikoloji böylece bir bilim olarak kabul edilmiştir ilk mikoloji derneği İngiltere'de kurulmuştur. Mantarları inceleyen bilim dalına mikoloji, uzmanlık alanı ile uğraşan bilim mantar uzmanlarına  mikolojist denilir. Çok uzun yıllar öncesi yeryüzünde varlığını sürdüren, canlılar alemidir. Mantarlar dünyası, çok geniş bir üye kitlesinden oluşan büyük bir alemdir. Mantarlar, yüz yıllar öncesi insanların ilgisini çekmiştir bilimsel olarak araştırmalar yapılıp incelenen mantarların kendiliğinden yetişmediği anlaşılmıştır. Yapılan çalışmalarda mantarların sporlar sayesinde çoğaldığı ortaya çıkmışken çok ciddi çalışmalar başlatılmıştır. Yapılan araştırma ve çalışma sonunda bitkiler aleminde farklı bir bilim dalı ortaya çıkmış bunun adına da mikoloji denilmiştir.Mikoloji 

        Mikoloji, kökeni Fransızca  dilinden gelmektedir mantarları, küfleri ve bunların toksinlerini geniş anlamda inceleyen bilim dalıdır. Mantarlar alemindeki sınıf, aile, takım, ve bölüm önemli tür seviyesindeki hayat devirleri taksonların özelliklerinin anlaşılmasını sağlamak ile anlaşılır. Mikoloji uygulamasında mantarların kimyasal, ve hücresel, özelliklerini fizyolojik uygulamalar yapılmaktadır. Yapılan inceleme ve araştırmalara göre mantarların bir grubu zehirli olarak çıktı ve diğer grubu ise zehirsiz çıkmıştır. Doğada bir çok yerde karşımıza çıkan mantarlar insanlarda tedavisi uzun ve zor hastalıklara yol açabilir. Mikoloji klinik laboratuvarı mantarları teşhis eder uygun ilaçlar önerilir. Zehirli ve zehirsiz olarak 2 gruba ayrılır mantarlar zehirli olanları ise ciddi boyutlarda ölüme yol açabilirler. Zehirsiz olan mantarlar sağlık açısından faydalı olarak bilinmektedir. Mikoloji, küfler, mayalar makromantarlar ve mantara benzer mikro organizmaların uğraşması sonucu olan bilim dalındandır. Doğa içerisinde yetişen binlerce mantarların, 150 türü hayvanlar ve insanlar için primer bir patojendir. Bir çoğu birbirine benzer küflerde morfolojik tanı her zaman kolay bulunmamaktadır. 

        Mikoloji laboratuvarı tıbbi, enfeksiyona neden olan mantarları saptamaya yönelik olan hastalardan örnekler alarak direk kültürleri yapılarak boyalı incelemeler  yapılır.  Kabul edilen örnekler ise mikroskopi sonucu yarım saat içinde rapor etmektedir. Gıda üzerine bilinen mikoloji laboratuvarı bir çok mikro organizmasını mikroskopla görülen çok küçük canlıları inceleme alanına almıştır. Ayrıca insanların virüs, bakteri, mantarlar ve parazitler olarak pek çok insana geçen hastalık olarak saptanmıştır. Mikoloji insanların, hastalık oluşmasına sebep olan mantarların elde edilerek, tanımlanabilmesi ve mantar ilaçlarının test edilmesidir. Araştırmalar sonucu ise hayvanların ve insanların saç, deri, ve kıl tırnak gibi yüzeysel dokuları enfekte edenler ise küf mantarlarıdır. Mikoloji laboratuvarında sonuçlanan belirtilerini doktor yardımı ile noktalanır.
        ]]>
        Kloroplast https://www.biyolojidersi.org/kloroplast.html Sat, 21 Jul 2018 05:57:57 +0000 Kloroplast, Bitkilerin fotosentez gerçekleştirmek için kullandığı organele verilen isimdir. İç ve dış İki katmanlı ince şeffaf zar ile çevrili yapısı vardır. Bu yapı sayesinde iç katman renk veren pigmentlerin salgıla Kloroplast, Bitkilerin fotosentez gerçekleştirmek için kullandığı organele verilen isimdir. İç ve dış İki katmanlı ince şeffaf zar ile çevrili yapısı vardır. Bu yapı sayesinde iç katman renk veren pigmentlerin salgılandığı klorofil (renk verici) içeren yassı yuvarlak keseciklere dönüştürmüştür. Kloroplastlar bitkinin DNA'sını içerir, bağımsız hareket ederler, kendi kendine çoğalma yeteneğine sahiptir. 

      Kloraplast içinde ATP olarak bilinen Adonosin Tripfosfat bulunur, bunun görevi ise hücre içi biyokimyasal tepkimeler için gereken kimyasal enerjiyi genetik koda göre taşımaktır. Bu taşıma işi sırasında Güneş ışınlarından yararlanılır. Böylece ATP bağlarında bulunan enerji hücre içinde kullanılabilecek enerjiye dönüşür. Kloroplast ATP içinde ki enerjiye kullanarak karbonların hücre içinde organik maddelere dönüşmesini bitkinin büyümesini sağlar.

      Kloroplast yapısı nasıldır

      Renk pigmentleri ve klorofil kloroplast iç sistemine yerleşmiş durumdadır. Güneş ışığı ile oluşan fotosentezin ışık reaksiyonları ile kloroplast içinde bulunan granada da elektron taşınım tepkimeleri oluşur, Stromada da ise fotosentetik karbon çemberi enzimleri, ribozomlar ve bitki DNA'sı bulunur. Bunlardan başka stroma içinde bir çok tür ve boyutta granüller, sıvı damlacıklar, özel nişasta tanecikleri ile veziküller mevcuttur. Ayrıca kloroplast yapı içinde aşağıda bulunan oluşumlar mevcuttur;
      • Hücre iç zar, dış zar gibi düz, esnek ve şeffaftır,
      • Kloroplast iç sıvısı stroma'dır.
      • Stroma içinde bozuk paraların üst üste dizilerek yan yana getirilmiş haline benzeyen yapıda tillikoid adı verilen zarlardan yapılmış yapılar bulunur, bunlara granum denir,
      • Granum oluşumunun her birine ayrıca lamel denir,
      • Lamellerinin yapısına bakıldığında yağ, protein ve karbonhidrat oluşumu olduğu görülür,
      • Klorofil pigmentleri lameller arasında bulunan yağ dokularına tutunmuş olarak bulunurlar,
      • Krorofil mavi, yeşil alg'lerde stoplazmaya dağılmış halde bulunur,
      • Granum lamellerin birbiri ile bağlantılarını sağlayan bağ lamelleri bulunur,
      • Kloroplast kendi sıvılarını oluşturarak çoğaltır, bunun için yeterli DNA, RNA ve Ribozamları bulunur.
      Kloroplast fotosentezi nasıl gerçekleştirir

      Bu işlem için hücre de hazırlanmış iç ve dış zar,enzimler, ribozom, stromalar ve DNA gibi bir çok oluşum vardır. Bunların hepsinin varlığı birbiri ile ilintilidir. Oluşumlardan herhangi birinde meydana gelen değişim bitkinin neredeyse tamamında değişiklik meydana gelmesini sağlayacaktır.

      Kloroplast
      Kloroplastın görevleri nelerdir
      • Kloroplast, Güneş ışığı enerjisinin emilimini  sağlar,
      • Dış Dünya'dan Karbondioksit toplayarak, karbonhidrat oluşturur,
      • Dış zar vasıtası ile hücre içini madde giriş çıkışını kontrol eder,
      • İç zar vasıtası ile tillakoid olarak bilinen yapıları meydana getirir. Tillakoid disklere benzer, tillakoid içerisinde klorofil (renk veren) pigmentler bulunur. 
      • Tilokoidler "grand" isimli kümecikler meydana gelmesini sağlar, grandlar da güneş ışığının daha fazla emilmesine olanak sağlar. Daha fazla güneş ışığı daha fazla fotosentez, daha fazla fotosentez ise daha büyük daha yeşil bitki oluşumunu meydana getirir.
      • Ayrıca kloroplast içinde yer alan "strom" isimli ayrı bir organel bulunur, bunun görevi de DNA, RNA  ve Ribozom sıvılarını barındırmaktır. Barındırılan bu sıvılar fotosentez için gerekli çalışmalar da kullanılarak, benzer bir bitkinin oluşumuna olarak sağlarlar. Kloroplast içinde yer alan DNA ve Ribozomlar fotosentez sırasında hem kendileri çoğalır, hem de protein üretimi yaparlar.
      ]]>
      Moleküler Biyoloji https://www.biyolojidersi.org/molekuler-biyoloji.html Sun, 22 Jul 2018 00:06:44 +0000 Moleküler Biyoloji, biyolojinin bir dalı olup, tarihsel bakımdan yakın dönemde ortaya çıkmıştır. Moleküler biyoloji,  canlılarda temel yapı taşlarını oluşturan bileşenleri mikro seviyede inceleyen,  moleküler yapıdaki tü Moleküler Biyoloji, biyolojinin bir dalı olup, tarihsel bakımdan yakın dönemde ortaya çıkmıştır. Moleküler biyoloji,  canlılarda temel yapı taşlarını oluşturan bileşenleri mikro seviyede inceleyen,  moleküler yapıdaki tüm faaliyetleri de takip eden bilim dalıdır. Bu çalışmalar için ileri seviyede teknolojiye ve mikroskoplara ihtiyaç vardır. Bu nedenle geçmiş yıllarda imkanlar bulunmadığından son zamanlarda bu alanda çok iyi ilerlemeler kaydedilmiştir. Yapılan çalışmalar,  elektron mikroskobu adı verilen ve bilim çağının en gelişmiş teknolojileri arasında yer alan bu mikroskoplar sayesinde yapılmaktadır. 

      Moleküler biyoloji, genom araştırmaları adıyla bilinen birçok bilimin takip ettiği ve araştırma sonuçlarının oldukça önemsendiği bir çalışmayla da son derece ilgilidir. Böylece moleküler biyolojinin önemi artmakta ve sürekli takip edilen bir dal olması sağlanmaktadır. Bu bilim,  insanlar arasında fikir ayrılıklarına neden olan ve gerek siyaset içinde gerekse din adamları arasında çok yoğun tartışmalara sebep olan insan genomu üzerine çalışmalar yapmıştır. Bu araştırma tüm dünyada duyulmuş ve büyük ses getirmiştir. Birçok ülkede moleküler biyoloji eğitim ve stratejileri oldukça gelişmiş durumda bulunmaktadır.  Ancak ülkemizde moleküler biyoloji bilgileriyle donatılmış, cok iyi yetiştirilmiş ve alt yapısı sağlam moleküler biyolog açığı oldukça fazladır. 

      Bu alanda çalışmalar yapan bilim adamlarına da Moleküler Biyolog adı verilmektedir. Moleküler biyologların bilime faydalı olan araştırmaları şöyle açıklanabilir:
      • Hücre büyümesinin kontrol altına alınmasını sağlayabilirler. 
      • Genetik değişim ve nedenlerini araştırıp,  iyileştirme çalışmaları yürütürler. 
      • Canlı hücrelerin DNA,  RNA, protein ve enzim gibi yapılarını inceleyip,  bu alanlarda çok gerekli çalışmalar yaparlar. 
      • Genetik bir olay olan tıbbi bozukluklara tanı koyarlar. 
      • Tarım yada tıp gibi alanlarda genetik araştırma yapıp,  araştırılan ürünün yada maddenin daha iyi bir şekilde yetişmesi için çözümler bulurlar. 
      • Çevreyi kötü etkileyen birçok faktör için çalışmalar yapar ve bu kötü etkiyi ortadan kaldırmaya uğraşırlar. 
      Moleküler Biyoloji
      Bunca çalışmalar yürüten Moleküler Biyolog mesleği kolay olmamalıdır. Bu mesleği seçecek kişilerde olması gereken özellikler şunlardır:
      • Çok iyi akademik yetenekleri olmalı, 
      • Fizik,  kimya ve biyoloji alanlarına meraklı ve istekli olmalı, 
      • Matematik alanında oldukça başarılı olmalı, 
      • Araştırmacı,  sabırlı ve çok dikkatli kişiler olmalı, 
      • Olaylara çözüm getirebilmek için neden sonuç ilişkisi kurabilmeli, 
      • Hafızası kuvvetli,  görme duyusu iyi ve ince ayrıntıları önemseyen kişiler bu mesleğe yoğunlaşabilir. 
      ]]>
      Biyokimya https://www.biyolojidersi.org/biyokimya.html Sun, 22 Jul 2018 01:39:36 +0000 Biyokimya; Canlı sistemin yapısını ve işlevini kimyasal bakımdan inceleyen bir bilim dalı olarak tanımlanır. Bios, Yunancada yaşam anlamındadır. Canlı sistemlerin yapısal ve fonksiyonel birimi hücre olduğundan, biyokimyanın i Biyokimya; Canlı sistemin yapısını ve işlevini kimyasal bakımdan inceleyen bir bilim dalı olarak tanımlanır. Bios, Yunancada yaşam anlamındadır. Canlı sistemlerin yapısal ve fonksiyonel birimi hücre olduğundan, biyokimyanın işlevsel tanımı, canlı hücrelerin kimyasal temel yapı taşlarını ve bunların ortak davranışta bulunma tepkilerini inceleyen bilim dalı şeklinde olur. Biyokimyanın öncelikli konusu ve görevi, hücre bileşenlerinin doğası hakkındaki bilgilerin toplanmasıdır. Biyokimyasal açıdan bakıldığında sağlık, vücutta gerçekleşen binlerce hücre içi ve hücre dışı tepkilerin tümünün, vücudun fizyolojik durumdaki azami yaşam süreci ile uyumlu olacak hızlarda ilerleyişidir. Sağlığın temeli de, doğrusu normal biyokimyasal olaylardır. 

      Biyokimya insan sağlığıyla  ilgili bilimlerde iki alanı inceler
      • Temel biyokimya
      • Klinik biyokimya
      İstatistiksel veriler tıbbi kararların yaklaşık %70-80 inin laboratuvar sonuçlarına dayanılarak verildiğini göstermektedir. Bu nedenle sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde laboratuvar hizmeti büyük bir öneme sahiptir. Klinik biyokimya bir laboratuvar bilimi ve tıp laboratuvar uzmanlık alanı olan, klinik biyokimya sağlık ve hastalıktaki biyokimyasal mekanizmaları, Hastalıkların önlenmesi prognoz ve tedavinin izlenmesindeki testlerin yapımı, sonuçların tıbben yorumlanması, klinisyenlere ve hastalara danışmanlığı içeren tıbbi uzmanlık alanıdır. Klinik biyokimya laboratuvarı, başvuran hastalara en güvenilir, kaliteli sonucu en kısa sürede vermeyi amaçlayan birimlerdir. Bu laboratuvarlarda biyokimya uzmanları idaresi altındaki biyologlar, kimyagerler, laboratuvar teknisyenleri, hemşireler ve diğer yardımcı görevliler koordineli bir şekilde çalışarak hastalara ve klinisyenlere hizmet etmektedir. Laboratuvarların test türleri ve çeşitliliği, bulunduğu hastanenin tipine ve kapasitesine göre farklılıklar gösterebilmektedir. Rutin biyokimya analizleri, temel hematolojik analizler ve idrar tahlilleri hemen hemen tüm kliniklerin biyokimya laboratuvarlarında çalışılan ortak testlerdir. Laboratuvar ekibi eksternal (dış) ve internal (iç) kalite kontrol programları ile yapılan  tetkiklerin güvenilir, doğru ve kaliteli sonuçlar verecek biçimde çalışmasını sağlar. Günümüz modern tıp anlayışı dahilinde teşhis, tedavi ve hastalık takibi sürecinde biyokimya laboratuvar testlerinin önemi giderek daha da artmaktadır. Klinik biyokimya da gelişmekte ve ilerlemektedir.

      Biyokimyasal Bağlar; Farklı atomların birbirine bağlanması ile farklı özellikte yeni bileşikler oluşur. Bileşikler oluşurken elektron kaybedilir, kazanılır veya ortaklaşa kullanılır. Elektronların yeniden düzenlenmesinde yer alan başlıca dört çeşidi bulunur. 
      Bunlar, İyonik bağ (elektrostatik kuvvetler iyonları bir arada tutar, örnek; NaCI), Hidrojen bağları. Kovbelent bağ (atomlar arası elektronların paylaşılması ile oluşur, örnek; C12). Van der Walls bağlarıdır.

      Biyokimya Analiz Yöntemleri; Biyokimya veya klinik biyokimya labaratuvarlarında, biyolojik metaryellerde, hastalıkların teşhisi, bir hastalığın şiddetinin belirlenmesi, bir hastalığın izlenmesi, bulgu vermeyen bir hastalığın ortaya çıkarılması amacıyla, istenen maddeleri tanılama veya miktarlarını belirleme işlemlerinin tümüne analiz denir.

      Nicel Analiz; Madde içindeki herhangi bir bileşenin miktarını belirler.

      Nitel Analiz; Madenin yapısı hakkında, iyonik, atomik ve moleküler özellikleri hakkında ve fonksiyonel gruplar hakkında veriler elde edilir.

      Biyokimya
      Analitik yöntemler klasik veya aletli yöntemler olarak sınıflandırılır.

      Klasik (ıslak) Yöntemler; Kimyasal maddeler, terazi, kalibre edilmiş cam malzeme, ısıtıcı gibi basit laboratuvar malzemelerinin kullanıldığı ve genelde analitin daha fazla bulunduğu numunelerin anali]]> Paleontoloji https://www.biyolojidersi.org/paleontoloji.html Sun, 22 Jul 2018 18:17:30 +0000 Paleontoloji, Jeolojik dönemlerde yaşamlarını sürdürmüş insan, hayvan ve bitki türlerine ait fosil kalıntılar üzerinde inceleme yapan ve jeolojik çağlarda yaşamış canlı türleri hakkında bilgi edinilebilmesine y Paleontoloji, Jeolojik dönemlerde yaşamlarını sürdürmüş insan, hayvan ve bitki türlerine ait fosil kalıntılar üzerinde inceleme yapan ve jeolojik çağlarda yaşamış canlı türleri hakkında bilgi edinilebilmesine yardımcı olan bir bilimdir. Bu bilim, fosil bilim veya taşıl bilim olarak da adlandırılabilmektedir. Diğer bir ifade ile soyu tükenmiş olan canlıların fosillerini ve biyolojik yapısını araştıran bir bilim dalıdır. Paleontoloji çalışmaları ilk olarak 19. yüzyılda gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Bu bilim  fosilleri kanıt olarak kullanarak dünya yaşamının tarihini belirlemektedir. Toprak altında kalan insan, hayvan ve bitki kalıntılarını inceleyerek geçmiş yaşamların detaylarının ortaya koyulmasına yardımcı olur.

      Fosil, koruyucu katmanlar arasında bozulmadan korunmuş halde kalan canlı kalıntıları olarak tanımlanabilmektedir. Fosil sözcüğü Alman doktor ve maden mühendisi olan Georgius Agricola'nın 1546 yılında yayınladığı de Natura Fossilium eserinde topraktan çıkarılan nesne anlamında ilk kez kullanılmıştır. Fosilin gerçek anlamı kazılarda ortaya çıkan cisimler olmakla birlikte günümüzde, şimdiki jeolojik çağın başlangıcından evvel yaşamlarını sürdürüp kayaların arasında kalan tüm hayvan ve bitki kalıntıları fosil olarak kabul edilmektedir.

       Geniş anlamda paleontoloji, yalınızca hayvan ve bitki fosillerinin kendilerini değil, bu fosillerin etkilerini ve izlerini araştırmaktadır. En eski kayaların içerisinde çıkarılmış olan grafit ve kireçtaşı gibi yaşamın olduğuna dair dolaylı da olsa kanıtlarla ilgilenen bir bilim dalıdır. Çünkü kireçtaşı ve karbonun organik bir araç bulunmadan kayaların içerisine yerleştirilebileceği düşünülmemektedir.

      Bir bilim dalı olarak diğer bilimlerden ayrı  olarak kabul edilmesi 19. yüzyılın başlarında olmuştur. 1834'te bu bilim dalına Ducrotay'de Blainville ve Fischer Von Waldheim gibi kişiler tarafından '' Paleontoloji '' olarak adlandırılmıştır. Önceki dönemlerde fosil kalıntılarını açıklamak için tahmini yöntemlere başvuruluyordu. Hatta bazı hurafeler de ortaya çıkmıştır. Bu hurafelere örnek olarak şunu verebiliriz; Johannes Beringer 1726 yıllarında fosilleri Allah tarafından ya da şeytanlardan dolayı insanın imanını sınamak için yeryüzüne yerleştirilen cisimler olarak kabul etmiştir. Hatta Öğrencileri tarafından kendisine şaka yapmak amacı ile kendisi tarafından rahatlıkla bulunabilecek yerlere pişirilmiş kil örnekleri gömülmüştür ve Johannes Beringer bu gömülen killeri fosil olarak öğrencilerine anlatmıştır. Hatta bu durumlardan da önce yani 1500'lü yıllarda Leonardo da Vinci, İtalya'da kanaldan kazılarak çıkarılan ve geçmişte yaşamış olan canlı metabolizmaların kabuklarının kalıntıları olan fosiller dikkatini çekmişti, fakat bu düşünceye iki yüzyıl kadar değer gösterilmemiştir.

      Gerçekleştirilen ilk çalışmalarda fosiller, ender bulunan ve merak celbeden cisimler olarak incelenmiştir. Neticede, fosillerin yaşamış olan hayvanlara uygun şekilde tasnif edilebileceği öğrenilmiş oldu. Bu gelişme, İsveçli Carl Von Linne'nin çalışmaları neticesinde meydana gelmiştir. Hatta Carl Von Linne'nin Systema Naturale adlı kitabı ile pek çok kişi fosilin gerçek şeklini öğrenmekte, biyoloji ve paleontolojide modern anlamda tasnif ve terminolojinin temelini oluşturmaktadır.

      Paleontoloji

      Çalışma alanı toprak altı olan paleontoloji, 20. yüzyılda bilim dalları arasında yer almıştır. İki alanda gözlem ve araştırma alanı bulmaktadırlar:

      • Botanik Paleontoloji ( Paleofitoloji): Bitkilerin fosillerini araştırarak eski dönemlerde yetiş olan bitkiler hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlar. Paleobotanik olarak da adlandırılabilmektedir.
      • Zoolojik Paleontoloji (Paleozooloji): Hayvanların fosillerini inceleyen bir bilim dalıdır. Geçmiş yaşamlarla gelecek hayatlar arasında bağ kurmaya ve bu bağlarla ilgili bilgi vermeye çalışmaktadır.

      Paleontoloji ilminin ve bu alanda uzmanlaşmış kişilerin verdiği bilgilere göre tüm canlılar kendi]]> Plastit https://www.biyolojidersi.org/plastit.html Mon, 23 Jul 2018 04:52:43 +0000 Plastit, Hayvan hücrelerinde bulunmayıp yalnızca bitkisel hücrelerde yer alan çift zarlı bir organel olan plastit, bitkilerde renk pigmentleri taşır ve yaklaşık olarak 1,5 milyar yıl öncesinde simbiyogenez ile oluştuğu düşün Plastit, Hayvan hücrelerinde bulunmayıp yalnızca bitkisel hücrelerde yer alan çift zarlı bir organel olan plastit, bitkilerde renk pigmentleri taşır ve yaklaşık olarak 1,5 milyar yıl öncesinde simbiyogenez ile oluştuğu düşünülmektedir. Genç hücrelerde renksiz olarak bulunan plastitler hücre ile beraber gelişir ve hücrenin görevine uygun olacak bir şekil ve renge dönüşür. 


      Plastitler bulundurdukları renk maddesi yani pigmente ve aldıkları göreve göre 3 çeşide ayrılır.

      Kloroplast: Bitki hücrelerinde fotosentez olayının gerçekleştiği kısımdır ve bu kısım bitkiye yeşil rengini verir. Kloroplast çiçeklerde, sebzelerde olgunlaşan meyvelerde ve iri bitkilerin kök kısımlarında yer alır. Çift katmanlı bir zarla çevrilmiş olan kloroplastın iç katmanlarında yer alan fotosentez pigmentleri enzimleri ile klorofil barındıran yassı görünümlü keseciklere dönüşür. Kloroplastlar DNA içerir ve bağımsızdır. Kendi kendine çoğalabilen bir yapıya sahiptir. 

      Kloroplastta enzim, iç ve dış zar, tillakoid, ribozom, DNA storomalar gibi oluşumlar yer alır. Bu gibi oluşumlar yapısal ve işlevsel bakımdan birbirine bağlıdır ve her oluşumun kendi içinde gerçekleştirdiği oldukça önem taşıyan işlemleri vardır. Mesela kloroplastta bulunan dış zar, kloroplasta ulaşan maddelerin girmesini ve çıkmasını kontrol eder. 

      Kloroplastta bulunan iç var ise tilakoit diye isimlendirilen yapıları içerir. Dış zarda yer alan tillakoit kısımında fotosentezin yapılması için ihtiyaç duyulan enzimler ve pigment molekülleri yer alır. 

      Dış zarda yer alan tillakoidler grana diye isimlendirilen kümeler oluşturur ve bu sayede güneş ışığının yüksek oranda emilmesi sağlanır. Bu durumda bitkilerin çok daha fazla ışık almasına ve çok fotosentez yapabilmesini sağlar. Kloroplastlarda ayrıca stroma diye isimlendirilen ve içerisinde ribozom, fotosentez yapılması için gerekli ihtiyaç duyulan enzimlerin olduğu sıvı, DNA ve RNA bulunur. Ribozom ve DNA ya sahip olan kloroplastlar bu sayede hem kendilerini çoğaltabilir hem de birtakım proteinlerin üretilmesini sağlarlar.

      Plastit
      Lökoplast: Bitkinin toprak altında bulunan gövde kısmında, kök ve tohum gibi depo organlarında yer alan lökoplast renksizdir. Nişasta gibi besinleri depolama görevi yapar. Fotosentez olayı sonucunda meydana gelen glikoz iletim sistemi sayesinde depolama görevi yapan lökoplasta gelir. 

      Patates sebzesi gibi kökte yumrulu kısımda veya bitkilerin renksiz kısımlarında renksiz olan lökoplastın, aynı zamanda gün ışığına çıktığı durumlardan bulunduğu yerdeki rengi değişir.

      Kromoplast: Bitkilerin çiçekleri renk veren kromoplast, çiçeklerde turuncu, sarı, kırmızı, mor gibi renklerin oluşmasını sağlayan kısımdır. Örneğin domates kırmızı rengini likopenden, havuç turuncu rengini karotenden, limon sarı rengini ksantofilden alır. Bitkiler ise yeşil rengini klorofilden alır. Bazı bitkilerin renkleri ise, koful öz suyunun bazik veya asidik oluşmasına göre renk değiştirilebilen amonyak sayesinde oluşur.
      ]]>
      Ekoloji https://www.biyolojidersi.org/ekoloji.html Mon, 23 Jul 2018 20:39:10 +0000 Ekoloji, canlıların çevreyle olan ilişkilerini inceleyen bir bilim dalıdır. Doğada bulunan canlıların yaşayışlarını, özelliklerini ve çevreye olan etkilerini inceler. Yirminci yüzyıldan önceki tarihlerde  ekoloji ayrı bir Ekoloji, canlıların çevreyle olan ilişkilerini inceleyen bir bilim dalıdır. Doğada bulunan canlıların yaşayışlarını, özelliklerini ve çevreye olan etkilerini inceler. Yirminci yüzyıldan önceki tarihlerde  ekoloji ayrı bir bilim olarak tanınmamaktadır. Yirminci yüzyılda ise bitki ekolojisi hayvan ekolojisine oranla daha hızla gelişmiştir. Ekolojinin bir bütün olarak gelişmesine biyoloji, antropoloji gibi ekolojiyi yakından ilgilendiren bilimler yardımcı olmuştur. İkinci Dünya Savaşından sonra ekoloji tek bir bilim olarak anılmaya başlanmıştır. 

      Ayrıca ekolojide sayısal uygulamalar 1940 yılından sonra kullanılmaya başlanmıştır. İlk kullanım alanı böceklerin zirai üretime yaptıkları zararın incelenmesidir. Zaman içinde ekolojinin de çeşitli dalları ortaya çıkmıştır. Bir dalı sadece bir canlının çevre ile ilişkilerini incelerken, diğer bir dalı da belirli bir çevredeki canlıların karşılıklı ilişkilerini inceler. Ekoloji genellikle bitki ekolojisi ve hayvan ekolojisi olmak üzere ikiye ayrılır. Fakat mevcut şartlar altında bitki ve hayvanlar sürekli bir arada bulunduğu için bu iki parça birbirinden ayrılamaz. İnsanın çevresiyle olan ilişkisi de ekolojinin başka bir dalıdır. İnsanlar topraktan ürün alırken diğer bir yandan toprağı,suyu ve havayı artıklarıyla kirletmektedir. Ekoloji insana daha dengeli yaşamayı öğretmiştir. Yeryüzünün yaşanılabilir, değişik canlıları besleyebilir şekilde bir denge halinde tutulması gerekir. Bu denge canlı yada cansız varlıkların çevreyle olan doğal ilişkisi ile sağlanır. Canlıları ekolojik yönden muhatap alan olaylar en çok yeryüzü ve onu çevreleyen atmosferde meydana gelmektedir. Canlılar bulundukları ortam gereği diğer canlı ve cansız varlıklarla etkileşim halindedirler. 

      Ekolojik Kavramlar

      Popülasyon: Birbiriyle ilişki halinde olan belirli sınırlar içinde bulunan ve aynı türe ait canlıların oluşturduğu topluluktur.
      Kommünite: Belirli sınırlar içinde farklı canlı popülasyonlarıyla oluşturulan topluluktur.
      Ekosistem: Canlılar ve onları saran cansız çevreden oluşur. Doğal ekosistem ve yapay ekosistem olmak üzere ikiye ayrılır. Doğal ekosistem insan etkisinden bağımsız olarak doğanın dengesi içinde kendiliğinden meydana gelir. Yapay ekosistem ise insanlar tarafından meydana gelir ve insanlar tarafından kontrol edilir. 
      Habitat: Canlı varlıkların üreyerek neslini devam ettirdiği yerdir. Canlıların yaşam yeri olarak da bilinir.
      Flora: Belirli bir bölgede yaşayan bitki topluluğudur. 
      Fauna: Belirli bir bölgede yaşayan hayvan topluluğudur.

      Canlılar Üzerindeki Etkisi

      Canlıyı etkileyen faktörler biyotik ve abiyotik faktörler olmak üzere ikiye ayrılır. Biyotik faktörler canlı etmenler olarak adlandırılır ve üreticiler, tüketiciler, ayrıştırıcılar olarak üçe ayrılır. Üreticiler kendi besinlerini kendileri üreten canlılardır. Enerji ve besinin canlıların kullanabileceği hale dönüşmesini yapan sağlayan canlı çeşididir. Örnek olarak fotosentez ve kemosentez sayesinde inorganik maddeleri organik maddeye çeviren ototrof bakteriler, mavi yeşil algler ve bitkiler verilebilir.Tüketiciler yaşamları için ihtiyacı olan besinleri diğer canlılardan hazır bir şekilde temin eden canlılardır. Tüketiciler aynı zamanda kendi içinde de üçe ayrılır. Bunlar bitkilerle beslenen canlılar, hayvanlarla beslenen canlılar ve yırtıcılardır. Ayrıştırıcılar ise bitki, hayvan ölüsü ve artıkları kendine besin olarak kullanan canlılardır. Saprofit bakteri ve mantarlar örnek olarak gösterilebilir. 

      Ekoloji
      Abiyotik faktörler iklim faktörleri ve toprak faktörleri olarak ikiye ayrılır. Bir diğer adı cansız etmenlerdir. Işık, sıcaklık, iklim, toprak, su ve ph dengesi gibi iklim faktörlerinden etkilenirler. Bitkiler için var olan enerjinin temel kaynağı güneştir. bitkiler fotosentez sayesinde güneş enerjisini kimyasal]]> Entomoloji https://www.biyolojidersi.org/entomoloji.html Tue, 24 Jul 2018 18:28:25 +0000 Entomoloji: Entomolojinin bir diğer ismi de böcek bilimidir. Bu bilim dalı ile ilgilenen uzmanlara da entomolog yani bir diğer ismi ile böcek bilimci adı verilmektedir.  Entomoloji yani böcek biliminin çok geniş bir kapsama al Entomoloji: Entomolojinin bir diğer ismi de böcek bilimidir. Bu bilim dalı ile ilgilenen uzmanlara da entomolog yani bir diğer ismi ile böcek bilimci adı verilmektedir.  Entomoloji yani böcek biliminin çok geniş bir kapsama alanı vardır. Hayvanlar âlemi içinde en fazla hayvanı içinde barındıran Insecta, yaklaşık olarak 700 binden fazla bilinen hayvan çeşidinin yanı sıra bir o kadar da fazla türü bulunan böcekler dolayısı ile insan hayatı içerisinde diğer hayvanlardan kat kat daha fazla öneme sahiptir.

      Entomoloji bilim dalı, aslında zooloji yani hayvan biliminin başka bir dalı ise de dünya üzerinde varlığını sürdüren hayvanların tamamının 4/3 ünü kapsayan böceklerin pek çoğunun farklı kültür bitkileri üzerinde ekonomik açıdan verdikleri zararlar nedeni ile zoolojiden ayrı bir bilim dalı halini almıştır.

      Entomolojinin Alt Dalları

      Geçtiğimiz yıllarda bitki korumacıları tarafından, Entomoloji kelimesi daha geniş anlamda kabul edilmek ile birlikte özellikle de eklem bacaklılar olmak üzere ziraatta zararlı olan başka hayvan çeşitlerini de içinde barındırdığı kabul edilmiş olmaktadır. Entomoloji biliminin genel entomoloji, özel entomoloji, uygulamalı entomoloji ve ekonomik entomoloji gibi farklı dalları bulunmaktadır.

      Entomoloji

      Diğer tüm biyoloji alanlarında olduğu gibi entomoloji bilimi de birden fazla alt dala ayrılmaktadır. Bu alt dallara örnek olarak sistematik entomolojiyi, çevre bilimi, etnolojiyi ve fizyolojiyi göstermek mümkündür. Bu alt dalların pek çoğunda uygulamalı ve sadece araştırmaya yönelik olarak çalışmalar yapılmaktadır. Uygulamalı olarak yapılan entomoloji ile ilgili çalışmalar böcekleri faydaları ve zararları yönünden incelemektedir. Bunun yanı sıra, kuramsal yani araştırmaya yönelik çalışmalardaki kasıt dünya üzerinde var olan tüm böcekler ile ilgili temel bilgi elde etmektir.

      ]]>
      Viroloji https://www.biyolojidersi.org/viroloji.html Wed, 25 Jul 2018 07:51:13 +0000 Viroloji, Virüsleri bütün yönleriyle ele alan ve inceleyen, biyolojinin alt bilim dalına verilen isimdir. Virüslerin özelliklerini araştırır ve bu doğrultuda net tanımını yapar. Viroloji alanında çalışma yürüten bilim ins Viroloji, Virüsleri bütün yönleriyle ele alan ve inceleyen, biyolojinin alt bilim dalına verilen isimdir. Virüslerin özelliklerini araştırır ve bu doğrultuda net tanımını yapar. Viroloji alanında çalışma yürüten bilim insanlarına ise, virolog denilmektedir. Virüsler, çok küçük oldukları için virüsleri normal ışık mikroskoplarıyla görmek, oldukça zordur. İlk başlarda bilim insanları, virüslerin bakterilerden salınan bir tür zehir olarak düşünmüşlerdir. Daha sonradan yüksek büyütme yapabilen mikroskopların gelişmesi ve özellikle de elektron mikroskoplarının üretilmesiyle virüslerin varlığı, bilim insanlarınca tam manasıyla tespit edilmiştir. Diğer canlılardan farklı yapı ve özellik göstermeleri sebebiyle virüslerin, virüs bilimi anlamındaki viroloji dalı alanında çalışılması gerekli olarak görülmüştür. Virolojinin inceleme alanına giren bazı maddeler şunlardır;
      Viroloji
      • Virüslerin hangi yapılardan oluştuğunu, bu yapıları oluşturan alt dalları ve sahip oldukları değişik biçimlerdeki görünümleri ile, ölçülerini incelemek.
      • Virüslerin varlıklarını sürdürebilmek için ortaya koydukları hayat tarzlarını incelemek.
      • Virüslerin diğer mikroskobik olan canlı varlıklarla olan farklarını ve benzerliklerini incelemek.
      • Virüslerden daha da  küçük olan varlıkların olup olmadığını araştırmak.
      • Virüsleri kendi içlerinde sınıflandırma ve evrimlerini takip etmek.
      • Virüslerin neden olduğu hastalıkları ve bu doğrultuda virüslerden korunma, tanı ve tedavisinde kullanılan metodların araştırılıp, geliştirilmesini incelemek.
      • Virüslerin fiziksel ve kimyasal faktörlere ve maddelere karşı duyarlılıklarını gözlemlemek.
      • Virüslerden farklı yollarla yararlanma ve kullanım alanlarının genişletilmesini araştırmak. Buna bağlı olarak da, virüs kültür tekniklerinin geliştirilmesini sağlamak.
      • Virüslerin canlı ya da cansız olduklarını incelemek.
      ]]>
      Kök https://www.biyolojidersi.org/kok.html Thu, 26 Jul 2018 07:01:21 +0000 Kök, bitkiyi toprağa bağlayan ve genelde toprağın altına doğru büyüyen kısımdır. Kök, bitkinin beslenmesi için gerekli su ve su içerisinde erimiş halde bulunan tuzları  topraktan emerek alır. Kökler, besin ma Kök, bitkiyi toprağa bağlayan ve genelde toprağın altına doğru büyüyen kısımdır. Kök, bitkinin beslenmesi için gerekli su ve su içerisinde erimiş halde bulunan tuzları  topraktan emerek alır. Kökler, besin maddeleri biriktirmek suretiyle depo organı vazifesini de görürler. Ayrıca kök, gövdenin desteklenmesini  ve oksijen almasını sağlar. Genelde bitkilerin kökü toprak altında bulunsa da bazı bitkiler havada gelişerek hava kökleri bazıları suda gelişerek su kökleri adını almıştır. Algler ve eğreltiler gibi ilkel bitkilerde gerçek kök olmadığı için onların köksü  uzantıları vardır. Toprağın altında bulunan kök ve yan köklerden oluşan kök sisteminin yüzeyi, toprağın üstündeki gövde ve yan dalların yüzeyinden daha fazladır. Kökün gövdeden farkı  yaprakları taşıyan düğümlere ve düğümlerin arasına sahip olmamasıdır. Kök, embriyonun radikula adı verilen kökü verecek olan doku kısmının gelişmesiyle oluşur. Kökün en uç kısmında sarımsı ve kahverengimsi kaliptra adı verilen bölgesi, biraz üstünde yaklaşık 1-2 mm uzunluğa sahip uç meristem adı verilen bölgesi, daha üstte uzama bölgesi ve en üste yakın yerde kök tüylerinin bulunduğu kök tüyü bölgesi vardır. Kökler toprağın içine doğru ilerledikçe tüyler zarar görür. Ortalama yaşam süreleri 4-5 gün olan bu tüyler zarar gördüğünde yerine sürekli yenileri oluşur. Kök tüylerinin bulunduğu bölgenin en üstünde ise kök koyu renkte mantarlaşmış bir koruyucu doku bölgesi bulunur. Kök tüyleri toprakta bulunan su ve su içerisinde erimiş halde bulunan tuzların emilmesine yardımcı olur. 

      Yapısı

      Kök ana kök, yan kök ve emici tüyler olarak üç kısımdan oluşur. Ana kök bir tane olmak üzere her bitkide bulunur ve bitkinin toprağa sıkıca tutunmasını sağlar. Yan kökler ana kökten yanlara doğru belli bir açıda uzanan çok sayıdaki kök topluluğudur. Bitkinin topraktan çıkmasını önler ve allanarak birden fazla yan köklere de ayrılabilir. Bu kökler suyun olduğu yöne doğru dallanarak bitkinin suyu almasına yardımcı olurlar. Emici tüyler ise yan köklerin uç kısımlarındaki tüysü yapılardır. Topraktaki su ve su içerisinde erimiş halde bulunan tuzları emerler. 

      Kök
      Çeşitleri

      Yapılarına ve görevlerine göre kökler kazık kök, saçak kök ve depo kök olmak üzere üç çeşide ayrılır. Kazık kökte ana kök iyi gelişmiş durumdadır. Kalınlaşmış ve toprağın iç tarafına doğru uzanmıştır. Yan kökler ise fazla gelişmemiştir. Fasulye, bamya, gelincik, bakla ve büyük ağaçların kökleri kazık köke örnek gösterilir. Saçak kökte ana kök fazla gelişmemiştir. Gövde ile kökün birleştiği yerden aynı uzunlukta ve birden fazla kökler çıkmıştır. ana kök ve yan kökler aynı kalınlığa sahiptir. Soğan, sarımsak, mısır, ayçiçeği, buğday, arpa ve çilek saçak kök örnekleri arasındadır. Depo kökte ise ana kök aşırı gelişmiştir. Yan kökler ana kökten çıkarak oldukça ince görünümdedir. ana kökün gelişmiş olması yedek besin depolamaya yardımcı olur. Örnek olarak şeker pancarı, şalgam, turp ve havuç kökleri verilebilir 
      ]]>
      Parazitoloji https://www.biyolojidersi.org/parazitoloji.html Thu, 26 Jul 2018 19:26:11 +0000 Parazitoloji, Parazitleri inceleyen bilim dalına parazitoloji denilmektedir. Kelimenin köküne baktığımızda ''parazit'' asalak anlamına, ''loji'' ise bilim anlamına gelmektedir. Bu iki kelime kökünün birleşmesi ile ortaya Parazitoloji, Parazitleri inceleyen bilim dalına parazitoloji denilmektedir. Kelimenin köküne baktığımızda ''parazit'' asalak anlamına, ''loji'' ise bilim anlamına gelmektedir. Bu iki kelime kökünün birleşmesi ile ortaya çıkan parazitoloji ise asalakların yaşam alanlarını, yapısal ve hücresel özelliklerini incelemektedir. İngilizcede kelime karşılığı parasitological olarak geçmektedir. 

      Parazit Nedir ve Nerede Yaşar

      Parazitler bilindiği gibi kendi kendilerine yetebilen canlılar değildir. Genellikle insan, hayvan ve bitkilerden yararlanarak beslenen ve yaşamını devam ettiren canlılardır. Bazıları vücudun dış kısmında fazla güneş almayan bölgelere sığınırlar. Bazı parazitler ise vucudunda girebilirler. Örneğin insan vücudunda mide ve bağırsaklara yerleşerek ishal, kusma, yüksek ateş gibi sorunlara neden olabilirler. Hayvanlarda yine kulak aralarında, bacakların alt kısımlarında, kuyruk kısmında çok fazla parazit barınabilmektedir. Bitkilerin yaprak diplerinde ve hatta köklerinde bile bu canlıları görmek mümkündür. 

      Parazitoloji
      Bu parazitlerin canlıdan uzaklaştırılması için ilaç geliştiren ve bu canlıları inceleyen parazitoloji ise, canlı üzerinde barınan binlerce mikroorganizmanın bulunduğunu ve hepsinin farklı alanlarda farklı koşullarda yaşadığını da belirtmektedir. 

      ]]>
      Atacama Çölü https://www.biyolojidersi.org/atacama-colu.html Thu, 26 Jul 2018 22:45:58 +0000 Atacama Çölü, Şili'nin Kuzey kesimlerinde yer alan ve Dünyanın en kurak çölü olarak bilinen Atacama Çölünün, batı bölgesinde Büyük Okyanus, kuzey bölgesinde, Peru doğusunda ise Bolivya ve Arjantin sınırları bulunur. And Atacama Çölü, Şili'nin Kuzey kesimlerinde yer alan ve Dünyanın en kurak çölü olarak bilinen Atacama Çölünün, batı bölgesinde Büyük Okyanus, kuzey bölgesinde, Peru doğusunda ise Bolivya ve Arjantin sınırları bulunur. And dağlarının yağmur gölgelerinde kalan Atacama Çölü kuru olan doğu rüzgarları nedeniyle oldukça az yağış görür. 
      Atacama Çölü' nün yakınında yer alan Büyük Okyanus sayesinde meydana gelen ve soğuk bir su akıntısı olan Humboldt akıntısından dolayı da bu çölde çok az miktarda yağmur bulutu oluşmaktadır. Bu akıntı Atacama Çölü'nü Güney ve kuzeyinden daha az yağmur almasına neden olur. El Nino etkisinden dolayı bu bölgeden 6-10 yıl aralıklar ile kuvvetli derecede yağış aldığı dönemlerden sonra kısa bir süre canlanmalar olmuştur.

      Atacama Çölü' nün tarihçesi:
      Yaklaşık olarak 15 milyon yaşında olan Atacama Çölü, yağış açısından oldukça fakir bir çöl olsa da tarihin erken yıllarından itibaren bu bölgeye yerleşimler yapılmıştır. Diagutia, Aymara ve Chinchorro gibi bazı kavimler bu bölgede yaşamlarını sürdürmüşlerdir. 
      Chinchorro kavmi dünyanın en eski mumya kültürüne sahiptir ve bu kavmin 7000 yıldan daha eski bebek mumyaları bulunmaktadır. 
      Daha sonra ise bu bölge, İnka Krallığının egemenliği altına girmiştir. 1526 tarihinde Diego de Almagro çölde bulunan Copiapo şehrinin yakın bölgelerine gelmiş olan ilk İspanyoldur. 
      İnka Kallığı'nın yıkılmasından sonra ise bu bölge İspanyol egemenliği altına girmiştir ve Güney Amerika ülkelerinin bağımsızlık istemelerinin neticesinde Atamada Bolivya'ya bırakılmış ve bu çöl belli bir dönem bu ülkenin sınırlarında yer almıştır.
      1832 tarihinde bu bölgede gümüş bulunduğu zaman Şili birçok yıl Dünyada en büyük gümüş üreticisi olarak bilinmiştir.
      1879-1884 tarihleri arasında Şili, çölde bulunan büyük nitrat rezervlerini elde etmek amacıyla İngilizlerin teşviği sayesinde Bolivya ve Peru ile bir savaşa girmiştir.
      Bu savaş sonucunda Şili topraklarını kuzey bölgelerde oldukça genişletmiştir ve o tarihten itibaren Atacama bölgesi Şili'nin kuzey eyaleti sayılmıştır. Bu durumdan dolayı Bolivya'nın denize olan ulaşımı engellenmiştir ve bu konu da Şili ile Bolivya arasında halen bugün bile devam eden gerginlik yaşanmasına neden olmaktadır.

      Atacama Çölü
      Atacama Çölü' nün bilimsel çalışmaları:
      Bazı rasathaneler bu bölgenin ekstrem derecedeki iklimi neticesinde bölgenin dağlık kısımlarında kurulmuştur. Avrupa Rasathanesi, Antofagasta şehrinin yaklaşık 120 km güney kısmında Very Large Telescope'u yerleştirmiştir.
      Bu bölgede aynı zamanda  Atacama  Pathnfinder Experiment ve Large Millimeter Array teleskopları da yer alır. 
      Bu uygulamalarda çöl sisteminde oluşan nem ile Atra panieplas adındaki su elde edilir ve aynı zamanda Şili'nin bazı pilot projeleri de bu bölgede yürütülmektedir.

      Atacama Çölü'nün  ekonomisi:
      Bu bölgede bulunan altın, bakır ve gümüş rezervleri Şili ekonomisinin büyük bir bölümünü oluşturur.
      ]]>
      Abelya https://www.biyolojidersi.org/abelya.html Fri, 27 Jul 2018 10:50:49 +0000 Abelya, hanımeller familyasından olup, çalıları kapsayan bitki türlerine verilen isimdir. Yaprakları tüylü olan bu bitkinin yeşil yaprakları ılıman bölgelerde daima yeşil kalır. Soğuk yerlerde ise kış geldiği zaman yaprakl Abelya, hanımeller familyasından olup, çalıları kapsayan bitki türlerine verilen isimdir. Yaprakları tüylü olan bu bitkinin yeşil yaprakları ılıman bölgelerde daima yeşil kalır. Soğuk yerlerde ise kış geldiği zaman yaprakları dökülür. Temmuz ayının ortasında dallarının uç kısmında salkım biçiminde çiçekler açarak muhteşem bir görüntü sergiler. Güneşli bölgelerde veya yarı gölge yerlerde, zengin mineralli topraklarda oldukça büyük şekilde yetişir. Görüntüsü mükemmel olan abelya bitkisinin birçok çeşidi vardır. Yeşil çalılı, minyatür gibi forumları bulunan türleri de vardır. Hemen hemen bütün bölgelerde yetişebilen bu bitkinin iyi bir  bahçe bitkisi olduğu bilinmektedir. Abelya bitkisinin boyları 2 metreye kadar yükselirken, bu bitkinin eninde belirli bir yayılma vardı. Diğer bitkiler gibi normal bir büyüme hızında olup, yazın başlangıcından sonbaharın sonlarına kadar beyaz, pembe, açık mor gibi küçük çiçekler açan; kenarları dişli olan yapraklara sahiptir. 

      Abelya bitkisinin yetişme özellikleri

      Abelya bitkisi ışığı isteyen kara ikliminin hakim olduğu yerlerde, yarı gölge gibi yerlerden hoşlanan bir bitki olup; denize yakın bölgelerde ve güneş alan mekanlarda kolaylıkla yetişebilir. Su ihtiyacı ortalama bahçe bitkisinin isteği kadardır. Hava sıcaklığının -3 dereceye kadar düştüğü yerler de yaprakları dururken, -5 derecenin altındaki soğuklarda yapraklarını döker. Çok soğuk havalarda bitki korunmalıdır ve çok şiddetli don olaylarından zarar görebilir. Bu bitkinin yaşayabilmesi için en düşük sıcaklığın -10 kadar olduğu yerlerde dayanabildiği görülmüştür. Daha düşük sıcaklıklarda bu bitki soğuk alır ve ölür. Bahar ayında bitkinin kökü gerekli gübreleme yapılarak daha gür ve salkım çiçeklerinin olması sağlanabilir. Ayrıca toprak bakımından drenaji yüksek olan, geçirgenliği güzel olan topraklarda oldukça gür bir şekilde yetişir. Kumlu topraklarda gelişmesi zordur. Bitki ekimi yapıldıktan sonra toprağın neminin az olması gerekir. Fazla nemli topraklarda yetişemez. Toprağın tuz miktarının oranının düşük olması gerekir. Temmuz ve Ekim ayları arasında oldukça gösterişli bir şekilde olur. Çiçekleri açar, çanak yaprakları kırmızı şekilde bulunur. Bitkisinin meyvesinin içerisinde bir adet olunur.

      Abelya bitkisinin kullanım alanı

      Bu bitkinin parlak yapraklarından dolayı tropik bahçe tarzında konumlandırılan bahçelerde kullanılması elverişli olan bitkiler arasında bulunur. Geniş boyuttaki yaprakları ve çiçekleri ile oldukça mükemmel görüntüsü sayesinde bahçeler için ideal bir bitkidir. Yapısından dolayı her yerde kolaylıkla yaşayabilen bu bitki; çiçek saksısında yada kapalı kaplarda yetiştirilmeye el elverişlidir. Ayrıca bahçe duvarlarından sarkıtıldığında dekoratif amaçlı oldukça şık görünür. Abelya bitkisi sıralar halinde dikildiği zaman oldukça mükemmel görüntü elde edilir. Bahçenin sınırlarını belirlemek için çit bitkisi olarak da kullanılabilir. Yaprak bölümlerinin dökülmemesi sıcaklığa bağlı olduğundan dolayı sıcak yerlerde  temizlik bakımında olumsuzluk yaratmaz. Havuz kenarlarında kullanıma elverişli olduğundan dikilmesinde hiçbir sakınca yoktur. Bu bitkinin budaması yapılarak, istenilen şekil verilebilir.

      Abelya
      Abelya bitkisinin üretimi

      Bu bitki ilkbahar döneminin başladığı zamanlarda doğal ve sürgün çelikleriyle daldırma bakımı ile; yaz aylarında sera ortamında yeşil çelikler ile üretimi yapılır. Ağaç dondurma sürgünlerinden alınan yeşil çeliklerin sonbaharda ve yaz aylarında rahatlıkla köklendirme işlemi yapılır. Çeliklerin köklenme süresince sisleme ünitesinde tutulması ve çeliklere köklendirme hormonunun yapılması, bitkinin tutması için olumlu etkiler yaratır. Çelikleri ile üretimi sonbahar ve kış dönemlerinde yapılırken ilk baharın başlarında gerekli yerlere ekimi yapılarak bakımının yapılması sağlanır.

      Abelya bitkisinin karşılaş]]> Amazon Ormanları https://www.biyolojidersi.org/amazon-ormanlari.html Fri, 27 Jul 2018 17:36:11 +0000 Amazon ormanları, dünyadaki en büyük yağmur ormanları olarak kabul edilen ve Güney Amerika'da bulunan ormanlardır. Batıdan Büyük Okyanusa, doğudan Atlas Okyanusuna kadar giden Amazon ormanlarının uzunluğu ortalama 7000 km ye ula Amazon ormanları, dünyadaki en büyük yağmur ormanları olarak kabul edilen ve Güney Amerika'da bulunan ormanlardır. Batıdan Büyük Okyanusa, doğudan Atlas Okyanusuna kadar giden Amazon ormanlarının uzunluğu ortalama 7000 km ye ulaşmaktadır. Dünyadaki en büyük ırmak olan, su kapasitesi en fazla olan Amazon nehri de burada bulunur. Ayrıca Ekvator, Kolombiya, Brezilya, Peru, Venezuella, Guyana, Bolivya, Fransız Guyanası, Surinam ülkelerinin sınırları içerisinde bulunur. Amazon havzasının çoğunu içine alan Amazon ormanları ortalama 6 milyon kilometrekare bir alanı kaplar. Bu ormanların yaklaşık % 13 kadarı Peru, % 60 kadarı Brezilya sınırlarında kalıyor.

      Dünyadaki yağmur ormanlarının yarısından fazlasını Amazon ormanları oluşturmaktadır. İçerisinde en fazla tür bulunan, en büyük ormanlardır. Sürekli olarak yağmur alan ormanların havası sıcak ve nemli bir ortama sahiptir. Amazon ormanları atmosferde bulunan karbondioksit dengesini korumakta, ekolojik sistem içinde canlıların çevre ve kendileriyle olan ilişkilerini düzenleyen etkiler yapmaktadır. Bu ortamda yaşam süren canlı türleri arasında hala daha keşfedilmemiş olanlar bulunmaktadır. Uzmanlar dünya üzerinde yaşayan canlı türlerinin en az yarısının Amazon ormanlarında yaşam sürdüğünü tahmin etmektedir. Günümüzde bu ormanların her yerini keşfetmek için çalışmalar yapılmaktadır.

      Amazon ormanlarını tehdit eden etkenler nelerdir

      Bu konuda çevre örgütleri tarafından 2000-2010 yılları arasında yapılan çalışmalarda, yaklaşık 240 bin km2 alana sahip Amazon ormanlarının tahrip edildiği belirlenmiştir. Bu büyüklük yaklaşık İngiltere'de kadardır. Ağaçların yasa dışı yollardan kesilmesi, hidro elektrik santrali yapımı, otoyol yapımı, çiftçilik, madencilik gibi faaliyetler ormanlara zarar vermektedir.

      Bunun dışında kuraklık ve susuzluk etkenleri de ormanların zarar görmesine neden olmaktadır. Kuraklığın uzun sürmesi etkilerini de arttırmaktadır. Bazı ülke sınırları içinde kalan ormanlarda petrol aramaları nedeniyle tahrip edilmeye başlanmıştır. Özellikle Ekvator ülkesindeki ormanlarda yoğun şekilde petrol araması yapılmaktadır.

      Amazon Ormanları
      Amazon ormanlarında yaşayan bitki ve hayvan türleri

      Amazon havzasının çoğunu kaplayan bu ormanlar, içeriğinde iki bin kuş türü ve memeli hayvanları, kırk bin ağaç türü, 120.843 tür omurgasız canlıları, 2.200 balık türünü barındırmaktadır. Bu açıdan dünyada en fazla canlı türünün olduğu alandır. Bunun dışında Amazon ormanlarında dünyayla fazla bağlantısı olmayan bazı yerli kabilelerde bulunmaktadır. Bu kabileler ilkel bir şekilde, teknolojiden uzak bir yaşam sürerler.

      Amazon ormanlarında genellikle ilkbahar yaz mevsimini iklimi hakimdir. Bitki türü fazla olduğundan ormanlarda yağış da fazladır. Ormanların farklı bölgelerinde görülen canlı çeşitliliği oldukça ilgi çekicidir. Hava nemli ve sıcak olduğu kadar, bitkilerde sıktır. Bu dünya ekolojisi açısından oldukça önemlidir. Çünkü dünyanın ihtiyaç duyduğu oksijenin çoğunluğu bu ormanlarda üretilir. Bitkilerin kullanımı aynı zamanda yeni ilaç yapımında önemlidir.

      Yengeç ve Oğlak dönenceleriyle Ekvator arasında yer alan ormanlara tropik kuşak denilir Bu bölgede sıcaklık oldukça yüksek olur. Bu nedenle ormanlarda sıkça yağmur yağmasına neden olan aşırı su buharı meydana gelir. Amazon ormanlarında bulunan ağaçlar bir yandan yapraklarını döker, diğer yandan sürekli yeni sürgünler gelir. Bu yüzden her zaman yeşil ormanlar olarak tanımlanırlar. Ayrıca bu ormanlarda tipik özellik mevsimler arasındaki yağış rejimlerinin herhangi bir farklılık göstermemesidir.
      ]]> Aerob Bakteriler https://www.biyolojidersi.org/aerob-bakteriler.html Sat, 28 Jul 2018 03:06:12 +0000 Aerob bakteriler oksijenli ortamda hayatını sürdüren bakterilerdir. Oksijenli solunum yaparlar. ökaryot hücrelerde bulunan ve oksijenli solunum tepkimelerinin fazlaca atp üretiminin gerçekleştiği mitokondrileri bulunmaz, fakat b Aerob bakteriler oksijenli ortamda hayatını sürdüren bakterilerdir. Oksijenli solunum yaparlar. ökaryot hücrelerde bulunan ve oksijenli solunum tepkimelerinin fazlaca atp üretiminin gerçekleştiği mitokondrileri bulunmaz, fakat benzer işlevi gören (ets enzimlerini üstünde bulunduran) mezozom adlı yapıları vardır. Mezozom şekil olarak hücre zarının hücre içerisine yaptığı katlanmalardan ibarettir. 

      Monera alemini yaratan prokaryot canlıların en yaygın ve en fazla grubu bakterilerdir. O denli yaygındır ki bu sabah dünyamızda bakterinin bulunmadığı alan yoktur diyebiliriz. En çok organik atıkların bol bulunduğu yerlerde ve sularda yaşamaktadırlar. Bununla birlikte, -90 C sıcaklıkta buzullar içerisinde ve +80 C sıcaklıkta  kaplıcalarda yaşamlarını sürdürebilen bakteri türleri bulunmaktadır. Hava ile ve su damlacıklarıyla uzak mesafelere taşınabilmektedirler. Deneysel olarak ilk kez 17. asırda bakterileri gözlemleyebilen ve şekillerini anlatan Antoni VanLövenhuk olmuştur. Bakteriler tüm yaşamsal olayların gerçekleştiği en ufak canlı türüdür. Tümü mikroskobik canlıdır ve tek hücrelidirler. Büyüklükleri  ökaryotik hücrelerin mitokondrileri kadardır. 

      Hücresel Yapıları
      Prokaryot olduklarından zarla çevrili, mitokondri, kloroplast, endoplazmik retikulum, golgi aygıtı benzeri organelleri bulunmaz. Ribozom tüm bakterilerin basit organelidir. DNA, RNA, Canlı hücre zarı ve sitoplazma tekrardan tüm bakterilerin basit yapısını oluşturur. Bunlarda hücre, cansız çeperle (murein) sarılıdır. Çeperin yapısı, nebat hücresinin çeperinden farklıdır. Selüloz ihtiva etmez. Bazı bakterilerde hücre çeperinin dışarısında kapsül yer alır. Kapsül bakterinin dirençliliğini ve rahatsızlık yapabilme (patojen olma) özelliğini artırmaktadır. Bazı bakteriler kamçılarıyla etkin davranış edebilirken, bazıları kamçıları olmadığından yer aldıkları ortamla birlikte pasif davranış edebilirler. Buna yönelik bakteriler, kamçısız, tek kamçılı, tek demet kamçılı, 2 demet kamçılı ve çok kamçılı olarak gruplandırılır. Aerob bakteriler "mezozom" olarak bilinen zar kıvrımlarını bulundurur. Bu kıvrımlarda oksijenli solunum için gerekli enzimler (ETS enzimleri) vardır. Oksijenli solunum yapan, fakat mezozomu mevcut olmayan bakterilerde ise solunum zinciri enzimleri hücre zarına tutunmuş olarak yer alır. bakterilerde genel yapının yüzde 90 kadarı sudur ve suda çözünmüş olan maddeler hücre zarından giriş-çıkış yaparlar. DNA'lar sitoplazmaya özgür olarak dağılmıştır. Bakteriler ökaryot hücrelere yönelik fazladan ve daha minik ribozoma sahiptirler bu nedenle protein sentezleri çok hızlıdır. Bakteriler çeşitli nitelikleri durumundan gruplandırılırlar. Bu özelliklerin başlıcaları ; şekilleri, kamçı vaziyetleri, beslenmeleri ve boyanmaları olarak sayılır. 

      Aerob Bakteriler
      Bakterilerin Solunum Türleri 
      • Anaerob Bakteriler: Bakteriler organik besinleri alayarak enerjilerini elde ederken çoğunlukla oksijen kullanmazlar. Şunlar havasız yerlerde de yaşayarak çoğalırlar (Konservelerde meydana geldiği benzeri). Bunlardan bazıları oksijenin meydana geldiği ortamlarda hiç gelişemezler. Örnek: Clostridium tetani (Tetanoz bakterisi). 
      •  Aerob Bakteriler: Bazı bakteri grupları fakat oksijenli ortamda yaşayabilirler. Bunlarda mitokondri meydana gelmediği için, solunum, hücre zarının iç bölümündeki kıvrımlarda (mezozom) gerçekleştirilir. Misal, azot bakterileri. 
      •  Belli bir süre Aerob ya da belli bir süre Anaerob Olanlar: Asıl solunumları oksijensiz meydana geldiği takdirde, oksijenli ortamlarda kısa zaman için aerob olanlar bulunur. Solunum şekilleri aerob olanlar ise havasız kalınca fermantasyona başvururlar. 
      • Aerob bakteri grupları (Escherichia coli, Zatürre ve Yoğurt Bakterisi benzeri) fakat oksijenli ortamda yaşayabilir. Bunlarda mitokondri meydana gelmediği için solunum hücre zarının iç bölümündeki kıvrımlarda (mezozom) gerçekleştiril]]> Bitki Fizyolojisi https://www.biyolojidersi.org/bitki-fizyolojisi.html Sat, 28 Jul 2018 12:11:57 +0000 Bitki fizyolojisi, fizyolojinin bir alt dalıdır bitki fizyolojisi bitkilerin fizyolojik yapısını inceleyen bir bilimdir bitkiyi oluşturan bütün yazıların nasıl oluştuğunu ve görevlerini nasıl yerine getirdiğini inceleyen ve ay Bitki fizyolojisi, fizyolojinin bir alt dalıdır bitki fizyolojisi bitkilerin fizyolojik yapısını inceleyen bir bilimdir bitkiyi oluşturan bütün yazıların nasıl oluştuğunu ve görevlerini nasıl yerine getirdiğini inceleyen ve ayrıca bitkilerin biyokimyasal fiziksel süreçlerini inceleyen bir bilim dalıdır bitkilerin yaşamsal faaliyetleri yapılarını bitkilerde meydana gelen fiziksel ve kimyasal gelişmeleri oluşumları başlıca açıklamaya çalışır.

        Bitki fizyolojisinin ana konuları şunlardır
        • Bitkisel dokular
        • Bitkilerde taşıma sistemi
        • Bitkilerde diğer( boşaltım sindirim solunum gibi ) yapılar
        Bitkisel dokular

        Gelişmiş olan bitkilerde bitkisel dokular meristem doku ve değişmez doku olarak ikiye ayrılır
        Meristem( sürgen) doku: meristem doku bitkilerde gelişmeyi ve farklılaşmayı ayrıca uzanmayı ve enine kalınlaşmayı sağlar. Bu doku bölünebilen canlı küçük ince çeperli bol bol sitoplazmalı büyük çekirdekli ve çok çok küçük kofullu hücrelerden meydana gelir. 
        Meristem doku birincil meristem ve ikincil meristem olmak üzere ikiye ayrılır
        • Birincil meristem, bitki meydana getiren ve bitkinin bitkinin ömrü boyunca bölünme yeteneğini devam ettiren meristemin adıdır bitkilerde kök Gözde ve dallarda bulunur
        • İkincil meristem, değişmez doku hücrelerinin sonradan bölünmez özelliğini kazanmasıyla oluşan dokudur bitki gövdesinin enine büyümesini sağlayan meristemlerdir
        Birincil ve ikincil meristem dokular farklılaşarak bölünmez. Kendi aralarında dokuları meydana getirirler. Bunlar şunlardır:
        • Temel doku(parankima; özümleme parankiması, havalandırma parankiması, iletim parankiması, depo parankiması olarak bölümlere ayrılır.
        • Koruyucu dokular; epidermis ve periderm koruyucu dokular olarak ifade edilir.
        • İletim dokusu; odun(ksilem) demeti, soymuk(floem) demeti dokuları diye adlandırılır.
        • Destek doku
        • Salgı dokusu
        Bitki Fizyolojisi
        Bitkilerde taşıma sistemi
        Bitkilerde taşıma sistemi tek hücreli bitkilerde hücre zarları ile meydana gelir. Yüksek yapılı bitkilerde ise yaprak, kök, iletim demetleri ve bazı yapılar tarafından uygulanır.

        Bitkilerde diğer olaylar
        Diğer gelişmiş canlılarda olan solunum boşaltım, sindirim ve sinir gibi sistemler olmadığı için bunun yerine bu görevi yapan küçük yapılar vardır. Bu küçük yapılar sayesinde bitkiler için gerekli olan yaşamsal faaliyetler devam ettirilir.

        ]]>
        Biyoçeşitlilik https://www.biyolojidersi.org/biyocesitlilik.html Sat, 28 Jul 2018 17:25:35 +0000 Biyoçeşitlilik, kısaca tüm dünyadaki hayat formlarının çeşitliliğidir. İnsanların hayatlarını sürdürebilmesi için yaşadıkları çevrede, temiz su ve havanın, toprakların, besinlerin ve öbür ihtiyaçlarının karşı Biyoçeşitlilik, kısaca tüm dünyadaki hayat formlarının çeşitliliğidir. İnsanların hayatlarını sürdürebilmesi için yaşadıkları çevrede, temiz su ve havanın, toprakların, besinlerin ve öbür ihtiyaçlarının karşılandığı, kullanacağı çeşitli maddelerin yer alması gereklidir. Hayat için gerekli madde ve koşullar, çevrenin abiyotik etkenleri ile bakteri, protista, mantar, nebat ve hayvanlar aracılığıyla sağlanır. Bir alandaki biyoçeşitlilik arttıkça o çevrenin ekolojik hizmetleri de o oranda artar. Tek bu yükseliş bilimsel çeşitliliği yaratan türler içinde etkileşimin yapılması halinde geçerlidir. Bu sebeple bilimsel farklılık arttıkça, ekosistemlerdeki madde döngüsü ve enerji akışları daha etkili gerçekleşir. Bunun aksine, ekosistemdeki bilimsel farklılık azaldığında, ekosistem hizmetlerinde azalma olabilir. Söz gelişi, yılan yer aldığı ekosistemdeki kurbağa benzeri türleri besin olarak kullanır. Böylelikle kurbağa popülasyonlarının fazla artışı engellenir. Bunun sonucu olarak, kurbağalarla benzer besini paylaşan öbür hayvanların besinlerden yararlanmalarına imkan verilir. 

      Biyolojik çeşitlilik, bir bölgede bulunan genlerin ve türlerin, ekosistemlerin ve ekolojik olayların meydana getirdiği bir bütündür. Başka bir söylemle bir bölgedeki genlerin, bu genleri taşıyan türlerin, bu türleri barındıran ekosistemlerin ve bunları birbirlerine bağlayan olayların hepsini kapsar. Bu vaziyette bir ekosistemdeki biyofarklılığın sürdürülebilir olmasının ciddi parametreleri üç ögeden oluşur;

      Genetik farklılık: Kalıtsal olarak geçtiğimiz ve var oluşun fizyolojik ve biyokimyasal özelliklerini tespit eden biyokimyasal paketler olarak tanımlanabilir. Kalıtımsal farklılık belli bir tür, popülasyon, türde, alt-tür veya ırk içerisinde bulunan gen farklılığıyla ölçülür. Bu tür değişiklikler, söz gelişi evcil hayvanların ve zirai ürünlerin üretilmesini ve yabanıl hayatta değişim gösteren şartlara uyumu olanağı sağlar. 

      Tür çeşitliliği: Bir grup organizma kalıtımsal olarak benzerlikler gösterir ve karşılıklı olarak olarak ürerler, bunun sonucunda türler olarak adlandırılan üretken canlılar belirir. Tür çeşitliliği çoğunlukla, belli coğrafi kısıtlar içerisinde bulunan türlerin toplamında sayısıyla ölçülür. 

      Biyoçeşitlilik
      Ekosistem çeşitliliği: Bir ekosistem bitki ve hayvanlar, toprak, su, gökyüzü ve mineraller benzeri cansız varlıklardan meydana gelir. Toplulukların bizzat içlerinde ve topluluklar ile etrafları içinde karma karışık işlevsel ilişkiler söz konusudur. Su dolaşımı, toprak oluşumu, enerji akışı benzeri ana ekolojik süreçlerinde mekanizmasını meydana getirir. Bu aşamalar işlek toplulukları için gerekli meydana gelen dayanak sistemlerini olanağı sağlar ve böylelikle ciddi, karşılıklı olarak bağımlılık meydana gelir. Bu bağımlılık, bir bağlamda, sürdürülebilir kalkınmanın temel olgusudur. Her türün ekosistem hizmetlerinin oluşumunda tesiri bulunur. Söz gelişi, ekosistemlerin kilit taşı türlerinin ekolojik işlevi öbür türlere nispeten daha çoktur. Bu sebeple bu ekosisteme ilişkin kilit taşı türleri yok olduğunda, ekosistem çabuk biçimde değişmekte, bunun tesiriyle, ekosistem hizmetleri önemli oranda aksar veya tamamı ile bozulur. Azot bağlayan bakteriler, mikoriza mantarlar (Bitkiler ile mutualizm ilişkisinde meydana gelen mantarlar) açık denizlerde hayatını sürdüren önemli kütleli algler, tropik bölgelerdeki palmiye ve incir türleri yer aldıkları ekosistemin kilit taşı türleridir.
      ]]> Zooloji https://www.biyolojidersi.org/zooloji.html Sun, 29 Jul 2018 16:46:39 +0000 Zooloji, Hayvanların yapısını, özelliklerini ve yaşam alanlarını inceleyen, araştıran bilim dalına ''zooloji'' denir. Biyoloji alanında bitkileri inceleyen ve araştıran bilim dalına ''botanik'' hayvanları inceleyen ve araştı Zooloji, Hayvanların yapısını, özelliklerini ve yaşam alanlarını inceleyen, araştıran bilim dalına ''zooloji'' denir. Biyoloji alanında bitkileri inceleyen ve araştıran bilim dalına ''botanik'' hayvanları inceleyen ve araştıran bilim dalına ise ''zooloji denilmektedir. Hayvanları toplu olarak ele alan ve hayvanların canlı, cansız diğer varlıklar ile ilişkilerini araştırır ve tespit etmektedir. Zooloji bilimin konusu; hayvanların yaşayış şekilleri, psikolojik davranışları, hayvanların anatomisi, eski çağlardan bu yana geçirmiş oldukları değişimleri, genetik özellikleri, hücre yapısı, sınıflandırılmaları ve embriyonun gelişimleri zooloji biliminin incelediği ve araştırma yaptığı konulardır. İncelemiş oldukları konular açısından zooloji bilimi birçok dallara ayrılmaktadırlar. 

      Zooloji Biliminin İncelediği Konular
      • Histoloji: Doku bilimidir.
      • Paleontoloji: Fosil bilimi olarak bilinir, jeolojik devirlerdeki hayatı incelemektedir.
      • Anatomi: Canlı varlıkların iç yapısını incelemektedir.
      • Evolusyon (evrim): Canlıların geçirmiş oldukları değişimi ve menşeini inceler.
      • Ekoloji: Canlı varlıkların birbirleri ile aralarındaki ilişkileri ve yaşadıkları ortamı incelemektedir.
      • Sitoloji: Hücrelerin yapısını ve görevlerini inceleyen ve araştıran bilimdir.
      • Genetik: Soya çekim yani kalıtım olan genetik, canlıların karakterlerinin nesilden nesle aktarılmasını inceleyen bilim dalıdır.
      • Patoloji: Organizma ile organın hastalıklarını ve doku bozukluklarını incelemektedir.
      • Fizyoloji: Canlı varlıklarda bulunan organların görevleri ile çalışmalarını inceleyen bilim dalıdır. 
      • Embriyoloji: Zigot içerisinde döllenmiş yumurtadan yavru oluşana kadar embriyonun geçirdiği safhaları incelemektedir.
      • Morfoloji: Şekil bilimi olan morfoloji, canlıların dış yapısını incelemektedir.
      • Sistematik: Ortak özelliklerine göre canlıları sınıflandıran bilim dalıdır.
      Zooloji
      Görüldüğü gibi zooloji bilimin çalışma alanı oldukça geniştir. Bu neden ile birçok alt bilim dallarına ayrılan zooloji bilimin ortaya çıkış tarihi öncesi devirlerde mağara duvarları üzerine insan resimleri ve hayvan resimleri çizerek farkında olmayarak hayvanları sınıflandırarak, sistematik biliminin ilk temellerini atan ilk çağ insanlarına kadar uzanmaktadır. İlk kez Yunan, Mısır ve İran kültürlerinde hayvanları incelemelere yönelik düşünceler ve fikirler yazılı belgeler ile görülmektedir. Geçmişte hayvanların basit açıklaması, beslenmeleri, kalıtım ve evrimleri, sağlıkları, embriyonik gelişim süreçlerini, davranışları çevrelerindeki diğer canlılar ile iletişimleri ve etkileşimlerini inceleyen ve daha sonrasında kendi içinde alt dallara ayrılacak kadar gelişmiştir. Günümüz çağında ise her bilim adamı zooloji bilimin alt dallarından biri ile ilgilenmekte olup ilgilendiği dala göre adlandırılırlar.
      ]]>
      Tohum https://www.biyolojidersi.org/tohum.html Mon, 30 Jul 2018 04:38:33 +0000 Tohum, Tohumlarda hayvanlar, insanlar ve bitkiler gibi canlı varlıklardır. Tohumlar tozlaşma ve döllenme gibi olayların sonunda  dişi olan organın yumurtalığın daki tohum yerinde zigot (biri anneden biri babadan gelen hücr Tohum, Tohumlarda hayvanlar, insanlar ve bitkiler gibi canlı varlıklardır. Tohumlar tozlaşma ve döllenme gibi olayların sonunda  dişi olan organın yumurtalığın daki tohum yerinde zigot (biri anneden biri babadan gelen hücrelerin  birleşmesi)  oluşur, bu oluşan zigot sürekli bölünerek embriyo denilen bitkinin dışını  oluşturur, embriyo  oluştuktan sonra dışında, dış  etkenlere   karşı  koruyucu bir kabuk oluşturur,  bu oluşturduğu  kabuğun içinde besin depo  etmeye  başlar. Tüm bitkilerde oluşan tohumların şekilleri, büyüklükleri, sayıları ve  yapıları  aynı olmayabilir, bunun sebebi ise bulundukları  ortamın havasına suyuna yani yetişme şartlarına bağlıdır. Tohumlar bu şekilde incelendiğinde ortaya  bir doğa harikası çıkar.

      Tohumlardaki farklılıkları şu şekilde örneklerle de anlatabiliriz, mesela; kayısıyı ele alalım kayısın içindeki kendi çekirdeği onun tohumudur, bu tohum  kayısının dış kabuğu olan, bizlerinde ayrıca kurtların, kuşlarında yediği tatlı genelikle yumuşak kısmıdır, bu kısım  aynı zamanda kayısıdan faydalanan  tüm canlılar için çok iyi  bir besin kaynağıdır, bazı meyvelerin  yada diğer bitkilerin bu şekilde iki kısımdan  oluşması onlar için iyi bir fırsat sayılır,  çünkü  meyvesi  yenildiğinde direk tohum ortaya çıkar bu tohum atıldığı yerde uygun ortam sağlayıp  bir ağaca dönüşür, kendi meyvesinin yani  tohumunun sürekliliğini sağlar. Kiviyi de çok tohumlu  meyveler olarak örnek  gösterebiliriz,  kivide de  kayısının tek  tohumunun aksine bir çok çekirdeği yani tohumu bulunur, kivi etli bir  meyvedir çekirdekleri de içinde  dağınık halde  bulunur, böyle olduğu içinde  çekirdeğiyle beraber tüketiriz. Kivinin büyük bir kısmını tüketsek bile geri kalanındaki  çekirdekler  yani tohumları onun çok  fazla çoğalmasını sağlar. Diğer  bir  tohum  çeşidi olarak karahindiba otunu ele alabiliriz bu ot ve buna  benzeyen tüylü otlar yada  bazı orman ağaçları rüzgarla beraber tohumlarının etrafa dağıtarak çoğalma imkanı bulurlar.

      Tohum
      Tohum hayatımızda büyük önem  taşır, tüm bitkilerin çoğalmasını devam ettirmek için tohumlara  ihtiyaç vardır,  hayatımızı sağlıklı bir şekilde  devam ettirebilmemiz de yeşil bitkiler büyük önem  taşır. İnsanlar tüm bitkilerden faydalanırlar, tahıllar insanlar için çok önemli bir besin  kaynağıdır, baklagillerin tohumlarını besin  kaynağı olarak kullanırız, sebzelerin kök ve gövdelerinden besin maddesi olarak yararlanırız, meyveleri tüketerek çeşitli  vitaminler alırız, bazı  bitkilerden çeşitli yağlar elde ederiz, şekerimizi yine bir bitkiden üretiriz, çiçekleri  parklarda bahçelerde süs olarak ekeriz, ayrıca bazı orman ağaçlarından kereste elde ederiz, yani kısacası hayatımızda çok çok büyük önem taşıyan bitkilere sahip çıkmalıyız, tohum deyip geçmeyin.
      ]]>
      Bakteriler https://www.biyolojidersi.org/bakteriler.html Mon, 30 Jul 2018 17:39:05 +0000 Bakteriler, bağımsız şekilde yaşam süren tek hücreli mikroorganizmalardır. Yaklaşık olarak 0,5-2 µm boyutlarına sahiptirler. Bu bakteri türlerine ve cinslerine göre farklılık gösterebilir. Büyük olanlar çoğunlukla saprofi Bakteriler, bağımsız şekilde yaşam süren tek hücreli mikroorganizmalardır. Yaklaşık olarak 0,5-2 µm boyutlarına sahiptirler. Bu bakteri türlerine ve cinslerine göre farklılık gösterebilir. Büyük olanlar çoğunlukla saprofit olarak bulunur. Prokaryotik hücreleri olan bakterilerin kendilerine has hücre yapıları olur. Bakteriler çeşitli şekillerde olur. bazıları spiral, bazıları küresel, bazıları da virgül, çubuksu gibi şekillerde olur. Dünyada her türlü ortamda bakteriler bulunmaktadır. Deniz suyunun içinde, toprakta, yer kabuğunda, okyanuslarda, hayvan bağırsaklarında, radyoaktif kalıntılarının içinde, asidik sıcak su kaynaklarında yaşam süren bakteriler vardır. Normalde bir gram toprağın içinde 40 milyon bakteri hücresi, bir mililitre tatlı suyun içinde bir milyon bakteri hücresi olur. Dünyadaki biyo kütlenin çoğunluğunu bakteriler meydana getirir. Bakteri türlerinin yarısı kadarı laboratuvar ortamında kültürlenebilir. Bakteriyoloji ise bakterileri araştıran bilim adıdır. Bu alan mikrobiyolojinin bir alt dalıdır.

      İnsan vücudundaki bakterilerin sayısı, insan hücrelerinin yaklaşık 10 katıdır. En fazla sindirim yolunda ve ciltte bulunurlar. Bu bakteriler insanın bağışıklık sistemi tarafından etkisiz hale getirilmiştir. Ancak bazı bakterilerde yararlıdır. Bunlara probiyotik adı verilir. Patojen olan bakteriler enfeksiyon hastalıklarına yol açarlar. Bu hastalıklar arasında cüzzam, frengi, kolera gibi hastalıklarda vardır. Solunum yolu hastalıkları en fazla rastlanan ve ölümcül etkiye sahip olan bakteriyel hastalıklardır. Bunların arasında verem hastalığı da bulunur. Antibiyotikler bakteri kökenli hastalıkların tedavisinde yaygın olarak kullanıldığından, bakterilerde antibiyotiklere karşı direnç gelişmeye başlamıştır. Endüstri alanında ise, yoğurt ve peynir yapımında, atık su arıtmasında, antibiyotik, kimyasal üretiminde bakteriler önemli bir yere sahiptir.

      Bakterilerin genel özellikleri

      Monera sınıfını meydana getiren prokaryot canlılar arasında en fazla bilineni ve yaygın olanı bakterilerdir. Dünya üzerinde her alanda bakteriler bulunur. Özellikle organik atıkların fazla olduğu yerlerde, sularda bile bakteriler yoğun şekilde bulunur. Bunun yanında 80 derecenin üzerindeki kaplıcalarda, -90 derecedeki buzullarda bile bakteriler vardır. Bakteriler havayla ve su damlacıkları yardımıyla bulundukları yerden uzaklara da taşınır. Bakterileri deneylerle gözlemleyen ilk kişi 17. yüzyılda Antoni Van Lövenbuk bakterilerin şeklini de açıklamıştır. Yaşamsal olayların meydana geldiği en basit canlı grubu bakterilerdir. Tümü mikroskopik, tek hücreli canlıdır.

      Bakteriler
      Bakteriler prokaryot oldukları için çekirdek zarla çevrili olup, kloroplast, mitokondri, golgi cisimciği, endoplazmik retikulum gibi organelleri bulunmaz. Bütün bakterilerin temel organeli ribozomdur. Bunun yanında canlı hücre zarı, DNA, RNA, sitoplazma bakterilerin temel yapısını meydana getirir. Bakterilerin hepsinde hücre murein denilen cansız bir çeperle sarmalanmıştır. Bu yapı bitki hücre çeperinden daha farklıdır. İçeriğinde selüloz olmaz. Bazılarının hücre çeperi dışında kapsül olur. Bu yapı bakterinin hastalık yapma ve dirençli olmasını sağlar.

      Bakterilerin bir kısmı kamçıları sayesinde aktif şekilde hareket eder. Kamçıları olmayan bakterilerde bulundukları alanda pasif harekette bulunurlar. Bu açıdan bakteriler tek kamçılı, kamçısız, çok kamçılı, iki demet kamçılı şeklinde sınıflandırılır. Bakterilerin bir kısmında ise, mezozom adı verilen zar kıvrımları olur. Bu kıvrımlarda ETS enzimleri denilen oksijenli solunum enzimleri bulunur. Oksijenli solunum yapıp, mezozoma sahip olmayan bakterilerde solunum zinciri enzimleri hücre zarına tutunmuştur. Bakterilerin genel yapısı % 90 oranında sudan oluşur. Hücre zarından sudaki çözünmüş maddeler giriş çıkış yapar. Sitoplazmaya DNA lar serbest şekilde dağılmıştır. Ökaryot hücrelere göre bakterilerde daha]]> Gobi Çölü https://www.biyolojidersi.org/gobi-colu.html Tue, 31 Jul 2018 16:40:26 +0000 Gobi Çölü, Çin ve Moğolistan topraklarına yayılmış olan soğuk bir çöldür. Gobi çölü Türkistan'ın Dungbeye kadar olan uzunluğu 1600 km iken Altay dağlarının güneyinde bulunan Sarı ırmağa kadar 800 km alanı kaplamaktad Gobi Çölü, Çin ve Moğolistan topraklarına yayılmış olan soğuk bir çöldür. Gobi çölü Türkistan'ın Dungbeye kadar olan uzunluğu 1600 km iken Altay dağlarının güneyinde bulunan Sarı ırmağa kadar 800 km alanı kaplamaktadır. Ayrıca gobi çölü deniz seviyesinden yaklaşık yüksekliği 900 ile 1500 metre arasında değişmektedir. Gobi çölünün büyük bir bölümü kayalıktır ve kenarda kalan kesimlerinde ise, çayırlar ile ağaçsız ve kısa otlu olan bozkırlar bulunmaktadır. Gobi çölü orta Asya'da yer alan Moğolistan cumhuriyetinin güney kısmında ve Çine bağlı olan Sinkiang ile Kansu eyaletlerinin yakın çevresindeki bölgeleri de içerisine kaplayan çok geniş bir çöldür. Hatta etrafında kayalık olan sıradağlar ile çevrelenmiştir. Güney kısımda Altun Dağı, Bei ile Yin Dağları, batı kesiminde Hangay ile Altay dağları bulunmaktadır. Gobi çölünün uzunluğu 1600 km iken genişliği de 480 ile 965 km arasında farklılık göstermektedir. 

      Gobi Çölünde İklim Şartları Nasıldır Gobi çölünde özellikle kış mevsimi hem çok uzun hem de soğuk geçerken yaz mevsimi ise, oldukça kısa ve çok sıcak bir şekilde geçen sert iklim şartlarına sahip olmaktadır. Ayrıca gobi çölünde sıklıkla ortaya çıkan çok şiddetli kum fırtınaları sebebi ile kumun üst kısmında bulunan tabakada büyük ölçüde aşınmalara yol açmıştır. Gobi çölünde hem karasal hem de kuru iklim hüküm sürmektedir. Bu nedenle kış aylarında oldukça soğuk, yaz aylarında ise çok sıcak olmaktadır. Gobi çölünde mevsim şartlarına göre sıcaklıklar -45 derece ile 45 derece arasında farklılık göstermektedir. Genellikle gobi çölünde yaz aylarında yağışlar daha fazladır. Batı kısımda bir senelik yağış ortalaması ise, 69 milimetre görülürken kuzeydoğusunda 200 milimetre oranında yağmaktadır. Gobi çölünün bir kısmında kumlar varken bir kısmında ise beyaz çakıllar bulunmaktadır. Hatta çöldeki bitki örtüsü sadece küçük olan otlar ile dikenli çalılardan mevcut olmaktadır. Gobi çölünde akarsu neredeyse hiç yoktur. Ancak gobi çölünde orta büyüklükte olan tuzlu göllere rastlamakta mümkündür. Yaygın olarak rotaya çıkan yeraltı suları sayesinde bazı kesimlerinde büyük baş hayvanlara ev sahipliği yaparak yetişmesine olanak sağlamaktadır. Gobi çölünde boydan boya mevcut olan bit demir yolu hattı bulunmaktadır.

      Gobi Çölü
      Gobi Çölünün Özellikleri Nelerdir Çöl çok iyi bir şekilde korunmuş olan dinozor fosil yataklarında ev sahipliği yapmaktadır. Hatta gobi çölünün kızıl kayalar ismi ile anılan bölgesi özellikle paleontologlar açısından çok büyük önem taşımaktadır. Gobi çölünde birden fazla hayvana da ev sahipliği yapmaktadır. Bunlar arasında yaban eşekleri, develer, kar kaplanları, ayılar, kurtlar ve atlara rastlamakta mümkün olmaktadır.
      ]]>
      Gram Boyama https://www.biyolojidersi.org/gram-boyama.html Wed, 01 Aug 2018 03:03:36 +0000 Gram Boyama, bakterilerin mikroskobik özelliklerin incelenmesinde en sık kullanılan yöntemdir. Bakterilerin şekilleri, büyüklükleri, dizilişleri ve yapısı  boyanarak belirlenebilir. Bakterideki mikroorganizmaların sınıflandırı Gram Boyama, bakterilerin mikroskobik özelliklerin incelenmesinde en sık kullanılan yöntemdir. Bakterilerin şekilleri, büyüklükleri, dizilişleri ve yapısı  boyanarak belirlenebilir. Bakterideki mikroorganizmaların sınıflandırılmasında ve tanımlanmasında uygulanan en başarılı yöntemdir. Bu yöntem ilk olarak Hans Christian Joachim Gram tarafından uygulanmıştır. Bakterilerdeki duvar yapısının farklı olmasından dolayı bakteriler iki gruba ayrılır. Bunlar gram pozitif ve gram negatif bakterilerdir. Boyuma işlemi esnasında gram pozitif bakteriler mor rengine, gram negatif bakteriler ise kırmızıya yakın pembe rengine boyanır.  Gram boyama yöntemi ile mikroorganizmaların morfolojisi ve dizilimi baz alınarak ön tanı konur. Buna bağlı olarak daha uygun bir antibiyotik seçilir ve izolasyon için besiyer seçimi yapılır. Gram boyama mikroorganizmanın anaerop olup olmadığını anlamaya yardımcı olur. 

      Gram Boyama Nasıl Yapılır

      Preparat hazırlama işlemi ile başlanır. Preparatlar doğrudan hasta örneklerinden, kültürlerden hazırlanır. Kültür katı veya sıvı olabilir. Sıvı kültür kullanılacaksa tüp önce çalkalanmalıdır. Katı kültür kullanılacaksa da serum fizyolojik veya distile su kullanılabilir. Doğrudan hastadan alınan örneklerde önce ekim işlemi yapıldıktan sonra eğer materyal sıvı ise santrifüj edilir. Eğer örnek doku parçası kullanılacaksa enfeksiyon kapılmaması için doku steril olarak kesilir ve dokunun orta kısmından preparat hazırlanır. Aerop mikroorganizmalar da ise doku homojen hale getirildikten sonra  küçük parçalara ayırma ile yapılabilir. Tüm bu işlemlerden sonra preparat hazırlanabilir.Preparat önce yayılır sonra kurutulur ve en sonrada tespit edilir. Preparatın üzerine kristal viyole boya çözeltisi dökülerek kaplanır. Yaklaşık olarak 1 dakika kadar beklenir. Preparat bol suyla yıkanır. Preparatın üzerine lugol çözeltisi dökülerek kaplanır. Yaklaşık olarak 1 dakika kadar beklenir ve yeniden preparat bol suyla yıkanır. Preparatın üzerine %95 oranında etanol eklenerek 10-15 saniye civarında beklenir. Preparat bol suyla yıkanır. Preparatın üzerine kristal safranın boya çözeltisi dökülerek 30 saniye kadar beklenir.Preparat bol suyla yıkanır. Preparat kurutma kağıdı ile yada doğal olarak havada bırakılarak kurutulur. Daha sonra mikroskopta incelenir. İnceleme sonucunda görülen mor renkler gram pozitif bakteriler, kırmızıya yakın pembe renktekiler ise gram negatif bakterilerdir.

      Gram Boyama
      Gram Boyamaya Mikroorganizmaların Etkisi 

      Gram pozitif bakterilerin hücre çeperlerinde gram negatiflere oranla oldukça kalın bir tabaka bulunur. Bu nedenle aldıkları boyayı gram negatiflere göre daha geç bırakırlar. Hücre çeperinde gram pozitif bakterilerde karbonhidratlar, gram negatifler bakterilerde ise lipidler fazladır. Karbonhidratlar alkolle karıştırıldığında hücre çeperindeki porlar daralır ve boyanın dışarı çıkması engellenir. Lipitlerde ise alkol çözücü olduğu için hücre çeperindeki porlar daha çok açılır. Ayrıca gram pozitif hücre çeperinde magnezyum da bulunur. Magnezyumun gram boyanmada önemli fonksiyonları vardır. Genel olarak yaşlı kültürden elde edilen preparat gramla boyama tekniğine daha eğilimlidir. Gram boyamada kullanılan değişik boya çözeltileri bulunur. Bu boyaların hazırlanan çözelti süreleri boyama süresini de değiştirir.  kullanılmaktadır. 
      ]]>
      Lobotomi https://www.biyolojidersi.org/lobotomi.html Wed, 01 Aug 2018 04:55:28 +0000 Lobotomi, Geçirilen ağır hastalıklarda genelde oldukça fazla ağrı çeken ve şiddetli şizofreni belirtisi olan kişilerde kişinin beyin fonksiyonlarında sorun çıkaran bölümlerin devre dışı bırakılma yöntemine ''lobotomi'' Lobotomi, Geçirilen ağır hastalıklarda genelde oldukça fazla ağrı çeken ve şiddetli şizofreni belirtisi olan kişilerde kişinin beyin fonksiyonlarında sorun çıkaran bölümlerin devre dışı bırakılma yöntemine ''lobotomi'' denir. Beynin durumuna göre istenen fonksiyonun devre dışı bırakılması içini ilaçlar, cerrahi müdahale yöntemi ve elektroşoklar kullanılmaktadır. Genellikle yapılan işlem beynin ön lobunun beyin ile olan bağlantısını kesme şeklinde uygulanmaktadır. Uygulanan işlem sonrasında kişi acı ve ağrıyı hissetme yetilerini kaybederek acı çekmez hale gelirler. Lobotomi yöntemi 1940 yılından günümüz çağına kadar hatta günümüzde en son tedavi şekli olarak uygulanmaktadır. Lobotomi ameliyatı beynin ön kısmında yer alan beyaz renkteki maddenin kesilerek talamusunu ön lobdan ayırma işlemidir çok nadir uygulanan ameliyat şeklidir. Lobotomi yöntemi veya bir başka adı ile lökotomi psikolojik bir rahatsızlığı tedavi etmek amacı ile uygulanan tek beyin ameliyatıdır. Ameliyat esnasında hastanın beynine ulaşmak için hastanın gözünden içeri sivri bir alet yardımı ile girilmektedir.  Lobotomi ameliyatının amacı dinmek bilmeyen ve giderek artan ağrıları yok etmek ve psikolojik hastalıkların tedavisinde, aşırı huzursuzluk halinde, endişe, stres ve depresyon halinden kurtulmak için uygulanmaktadır. Lobotomi yöntemi ile kısmen tedavi edilen şikayetler; kronik depresyon, aşırı şizofreni, kronik anksiyete, kronik takıntı, kronik gerginlik ve nevrozudur. Lobotomi ameliyatı birçok ülkede yasaklanan bir yöntemdir.

      Lobotomi genelde prefrontal kortekste gerçekleştirilirken bu işlem kimi zamanda beynin başka yerlerinde gerçekleştirilmektedir. 100 yıldan beri var olan lobotomi ameliyatının ilk uygulama yöntemleri oldukça vahşi bir şekilde yapılırdı. Ameliyat esnasında doktor hastanın sinir yollarına ulaşmak ve kesmek için gözünden girerek bu ameliyatı gerçekleştirirdi. Uygulanan bu vahşi yöntemin yanında lobotomi ameliyatı olmak istemeyen kişilere uygulanması ve öngörülemeyen sonuçların ortaya çıkması sebebi ile bu yöntem her zaman tartışmalı bir şekilde kalmıştır. Lobotomi ameliyatı 196 ile 1940 yılları arasında oldukça fazla tercih edilen bir yöntem olup beyin cerrahileri bu zamanlarda beynin sağ ile sol loblarını birleştiren kısımdaki bağlantının koparılması sonucunda epilepsi semptomlarının iyileşeceğini tespit etmişlerdir.

      Lobotomi

      Lobotominin Sonuçları

      İlk başta nörologlar bu yöntemin kısa sürede olumlu etkiler gösterdiğini açıklamış olsalar bile frontal lobotomi üzerinde oldukça kapsamlı ve iyi kontrol edilmiş uzun süreli çalışmalarda ortaya karmakarışık sonuçlar çıkarmıştır. Bazı kişiler lobotomi ameliyatı sonrasında oldukça az saldırgan olurken bazı kişilerde ise hiçbir değişiklilik gözlenmemiştir. Bazı kişilerin ise durumlarının olduğundan daha fazla kötüleştiği görülmüştür. Sosyo- duygusal davranışları düzelmiş kişilerin bir başka yerlerinde yeni sosyal gerekliliklere uyum sağlamak, içerisinde bulunmuş oldukları durum ve şartlara uygun olarak duygusal tepkiler vermek, plan yapmak ve hayata geçirmek gibi konularda çok ciddi sorunların ortaya çıktığı görülmüştür.

      Sosyo duygusal şikayetlerin tedavisinde 1950 yıllında frontal lobotominin kullanılma yöntemine son veren iki gelişme olmuştur. Birini gelişme; takip araştırmalarının, frontal lobotominin sosyo duygusal sorunlarını en aza indirmek konusunda hiçbir etki ve faydasının olmadığını ortaya çıkmasıdır. İkinci gelişme ise; oluşan ciddi sosyo duygusal sorunların tedavi süreçlerinde daha büyük bir başarı göstermekte olan antipsikotik ilaçların keşfedilmesidir.
      ]]>
      Fosfor Döngüsü https://www.biyolojidersi.org/fosfor-dongusu.html Wed, 01 Aug 2018 09:22:27 +0000 Fosfor döngüsü,  doğadaki elementlerden azot (N), karbon (C), oksijen (O), gibi elementlerine döngülerine göre daha basit bir biçimde gerçekleşir. Sebebi, fosfor doğada gaz haline dönüştürülemediği için, atmosfere doğ Fosfor döngüsü,  doğadaki elementlerden azot (N), karbon (C), oksijen (O), gibi elementlerine döngülerine göre daha basit bir biçimde gerçekleşir. Sebebi, fosfor doğada gaz haline dönüştürülemediği için, atmosfere doğru da geçme bölümüne sahip değildir. Bu nedenle fosfor döngüsü, bilinenin aksine karalardan sulara ve sulardan karalara doğru bir döngü halinde gerçekleşir.

      Canlı organizmalar ile cansız çevre elementleri arasında sıkı bir bağ bulunmaktadır. Karşılıklı bir biçimde madde alışverişi meydana getirecek bir durumda birbirine etki eden canlı organizmalar ile cansız maddelerin yer aldığı bir doğa parçası genel olarak ekosistem olarak adlandırılmaktadır. Bir yerdeki canlı organizmalar ile cansız elementler çevreleriyle olan bağa göre etkileşim gösterirler. Bir ekosistem, temelde abiyotik maddeler, ayrıştırıcılar, tüketiciler ve tüketicilerden meydana gelmektedir. Ekosistemlerde yaşamın devamı için enerjinin sürekli olarak oluşması ve belli bir akış içerisinde gerçekleşmesi ile besin döngülerinin oluşması gerekmektedir.  Doğaya açık bir sistem olan ekosistemde, besin ile enerji giriş-çıkışı sürekli bir biçimde devam etmektedir. Tüm organizmalar bu enerjinin yanış sıra çeşitli besinlere ve suya da ihtiyaç duyarlar. Bu besinlerin en önemlileri ise oksijen, karbon, nitrojen ve fosfordur.

      Fosfor canlı ve cansız varlıklarda yine fosfat olarak yer alır. Fosforun asıl kaynağı ise, fosfatlı kayaçlar olarak bilinmektedir. Fosfatlı kayaçlar, bazı doğal etkenler sonucunda ( bunlara yağmur, rüzgar örnek verilebilir) aşındıkça inorganik olan fosfat olarak geniş bir zaman dilimi içerisinde toprağa karışır ve taşınır. Bitkiler tarafından doğrudan topraktan elde edilen inorganik fosfat türü, bu sayede organik fosfata dönüştürülür.

      İnsan yaşamı için kullanılması gereken minerallerden birisi de fosfordur. Fosfor içeren kayaların yapısında fosfat adı verilen yapı yer alır. Kayaların aşınması ile erozyon gibi doğal süreçlerin sonucunda fosfat akarsulara ve ırmaklara karışır ve buradan da okyanuslara doğru taşınır. Bundan sonra ise diğer minerallerle birlikte doğada depolanırlar. Milyonlarca yıl boyunca burada kalırlar. Kabuk çarpışmaları sonucunda deniz tabanının bir bölümü yüzeye doğru çıkar ve karasal yapı meydana gelir. Kayaların da yeniden aşınmasın sonucunda da tekrar fosfor döngüye katılır. Oldukça yavaş bir şekilde ilerleyen bu fosfor döngüde, karadan okyanuslara doğru daha hızlı bir şekilde geçer. Fosforun tekrar karaya dönüşü yine milyonlarca yıl sürebilir.

      Fosforun ekosistemlerde gerçekleşen döngüsü diğer döngülere göre daha hızlı gerçekleşir. Tüm canlılar yaşamlarını devam ettirebilmek için az miktarda fosfora ihtiyaç duyar. Bitkiler, bu fosforun çözünerek iyonlaşmış şeklini kullanırlar. Bunu çözünmeyi o kadar hızlı bir biçimde yaparlar ki, topraktaki fosfor düzeyi birden bire asıl olması gereken durumun çok daha altına düşebilir.

      Ot ile beslenen hayvanlar için fosforun bilinen tek kaynağı ise bitkilerdir. Etçil hayvanlar ise, otçul hayvanları doğada avlayarak fosfor ihtiyaçlarını karşılarlar. Hayvanlar, fosforun bir bölümünü dışkı ile idrar yoluyla dışarı atarlar. Ölü canlıların doğada yok olup çürümesiyle birlikte de bir miktar içerisinde yer alan fosfor tekrardan toprağa karışır. Toprağa taşınan fosfor, buradan yine doğrudan bitkiler tarafından tüketilerek döngüye katılır.

      Fosfor Döngüsü

      Fosfor, sıklıkla sucul ekosistemde bitki büyümesinde sınırlayıcı olan besindir. Fosforun ana kaynağı olarak kayaçlar bilinmesine rağmen, ticari gübreler de döngüye çok daha fazla fosfor katabilirler. Fosforun yeryüzünde bir döngü halinde iken çok fazla miktarda bulunması durumunda ise çevresel sorunlar meydana gelebilir. Örneğin, tarım bölgelerinde gübre olarak kullanılan fazla miktardaki fosfor sığ göllere aktarıldığında, bu besinde görülen fotosentetik bakteri ile algler gibi ayrıştırıcı maddelerin sayılarında ani bir şeki]]> Alpin Çayır https://www.biyolojidersi.org/alpin-cayir.html Wed, 01 Aug 2018 11:52:50 +0000 Alpin Çayır, yüksek dağlık yerlerde ve ağaç yetişme için uygun olan sınırının biraz üstünde görülen yeşil çayırlıklara verilen genel addır. Türkiye'de sıklıkla görülmekle birlikte özellikle de Doğu Anadolu da Alpin Çayır, yüksek dağlık yerlerde ve ağaç yetişme için uygun olan sınırının biraz üstünde görülen yeşil çayırlıklara verilen genel addır. Türkiye'de sıklıkla görülmekle birlikte özellikle de Doğu Anadolu da yer alan dağlar, Toros Dağları ile Kuzey Anadolu Dağları'nda oldukça fazla alpin çayırları bulunmaktadır. Alpin çayırların bulunduğu yerlerde herhangi bir ağaç yetiştiği görülmemiştir. Bunun sebebi ise yağış miktarında görülen azlıktan kaynaklanmamaktadır. Asıl nedeni yüksek dağlık kesimde yer alan ortam ısısının oldukça düşük olmasıdır. Bu sebepten ötürü ağaçların yetişmesine müsait değildir.

      Alpin çayırlarının yer aldığı bu alanlar ülkemizde özellikle büyükbaş hayvancılığın oldukça ilerlediği ve geliştiği yerlerdir. Karadeniz, Doğu Anadolu ile Akdeniz bölgelerinde sıklıkla yapılmaktadır. Özellikle Doğu Anadolu bölgesinin büyük bir kısmının geçim kaynağı olan büyükbaş hayvancılığın yapılmasında da bu Alpin çayırlarının etkisinin çok fazla olduğunu söyleyebiliriz. Hayvancılıkla uğraşan insanlar bu alanlarda hayvanlarını otlatarak beslenmelerini sağlamaktadırlar. Bu sebepten ötürü ülkemizde Alpin çayırlarının bulunduğu alanlar büyükbaş hayvancılığının gelişmesi açısından oldukça önemlidir.

      Alpin çayırları ülkemizde özellikle Doğu Anadolu bölgesinde yer alan dağlık alanlarda bulunmakla birlikte Karadeniz ve Akdeniz bölgesinde de görülmektedir. Bunun yanı sıra az bir miktar da olsa İç Anadolu bölgesinde dağ çayırları halinde yer almadığı bilinmektedir. Alpin çayırlar Akdeniz kıyılarında yaklaşık olarak 2300-2500 metre civarında görülür. Bunun yanı sıra Karadeniz kıyılarında ise 1900-2200 metre civarında görülmektedir. Doğu Anadolu'da ise  en yüksek miktarda bulunduğu bilinmektedir. Doğu Anadolu’da yaklaşık olarak 2800 metre civarında alpin çayır görmek mümkündür. Sebebi ise Doğu Anadolu ülkemizin en dağlık alanlarının olduğu yerdir.

      Dağlardaki yer alan kalıcı karlar ile buzullar alpin çayırların en üst sınırın meydana getirmektedir. Alpin kuşağın yukarı bölümlerinde sıcaklığın oldukça azalması sebebiyle en ufak bir otun dahi yetişmediği görülmektedir. Bu gibi yerlerde kayaların üst kısmında genellikle likenler ile yosunlara rastlamak mümkündür.

      Alpin Çayır

      Yağış miktarının az olmasına karşın ısı değerlerinin düşük olması bu Alpin çayırlarının insanlar tarafından tercih edilmesini de kısıtlamıştır. Alpin çayırlarında yerleşim alanlarına pek rastlanılmaz.

      Alpin Çayırlarında sıklıkla rastlanılan bitki türleri şunlardır:

      • Kar çiçekleri
      • Kardelen çiçeği
      • Zambak çiçeği
      • Menekşe türleri
      • Yıldız çiçekleri

      Alpin çayırların otları hoş kokulara sahip olmakla birlikte aynı zamanda da besin maddeleri barındırması itibariyle de oldukça zengindirler.

      Alpin çayırları genel itibariyle iklim uygun arazi koşulları ile toprak  yapısı bakımından ağaç yetişmesine elverişli olmayan alanlarda görülen çayırlar olduğu için ağaçlarda görüldüğü gibi oldukça derin olan bir kök sistemi yapısına sahip oldukları söylenemez. Geniş yapılı bir gövdeye sahip değildirler. Bu sebepten ötürü sadece yağışlı dönemde büyüme imkanı bulurlar. Eğer Alpin çayırlarının olduğu alanlarda kuraklık görülmesi halinde ise bu çayır türünün barınması mümkün değildir.

      ]]>
      Anatomi https://www.biyolojidersi.org/anatomi.html Wed, 01 Aug 2018 20:13:42 +0000 Anatomi, insanların, hayvanların ve bitkilerin yani tüm canlı varlıkların iç dış tüm yapılarına verilen isimdir, aynı zamanda tüm şekil ve yapılarını inceleyen bilim dalına da Anatomi ismi verilmiştir, aynı zamanda tıp d Anatomi, insanların, hayvanların ve bitkilerin yani tüm canlı varlıkların iç dış tüm yapılarına verilen isimdir, aynı zamanda tüm şekil ve yapılarını inceleyen bilim dalına da Anatomi ismi verilmiştir, aynı zamanda tıp dalının da ana derslerinden biridir. Anatominin terimi olarak, ana (içinden) tomi de (kesmek, parçalamak) anlamına gelmektedir, bu kelimelerin tarihi eski Yunancaya dayanmaktadır. Anatomi çok geniş anlamda vücudumuzun normal yapısını ve şeklini aynı zamanda iç organlarımızın yapısını, şekillerini ve görevleri her birinin birbirine olan görevlerini bağlantılarını da inceleyen bir bilim dalıdır. Anatomi 3 ayrı bölümden oluşmaktadır. Bunlar; Hayvanlarla ilgili olana Hayvan Anatomisi, bitkilerle ilgili olana bitki anatomisi, insanlarla ilgili olana da İnsan anatomisi denir. Bu bölümlerden birisi olan insan anatomisi insan vücudunda olan organların tanımlanması, şekil ve büyüklük gibi özelliklerinin ortaya konması, birbirleriyle olan ilişkilerinin açıklanması ve bunların doktorlukta kullanılması ile ilgili bilimsel uğraş alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Anatomi çok geniş bir anlamı kapsadığı için vücut yapılarına ve şekillerine göre kendi altında da bir çok dallara ayrılmıştır. Bunlar; topografik anatomi, karşılaştırmalı anatomi, sistematik anatomi, nöro anatomi, gelişimsel anatomi, Klinik anatomi, mikroskobik anatomi, psikolojik anatomi, radyolojik anatomidir.

      Anatomi
      İnsanoğlu yaradılışından beridir hep vücudunun iç yapısını merak etmiştir ki, M. Ö. 3000 yıllarında İskenderiye'deki bir okulda insan vücudu üzerinde çalışmalar yapıldığı tespit edilmiştir. İslamiyette ise insan vücudunun çok değerli olduğu düşünülerek, insan cesedine saygı duyulup üstünde çalışmalar yapılmamıştır. İslam tıp dünyasından EL-Cahız isimli tıp alimimiz öncelikle hayvan vücutlarını parçalayarak içlerini gözlemlemiş, gebe olan hayvanların karnını keserek içindeki embriyolarını incelemiştir, bunların bulundukları yerleri, sayılarını ve duruş pozisyonlarını gözlemiştir, daha sonra da diğer canlılar olan bitkilerin yapılarını, tabiatlarını, hayvanların karakterlerini inceleyip deneyler yaparak adını tarihe yazdırmış ilk Müslüman alimimizdir. 
      ]]>
      Ötanazi https://www.biyolojidersi.org/otanazi.html Thu, 02 Aug 2018 11:43:53 +0000 Ötenazi, bir canlının kendi iradesiyle ya da yakınlarının verdikleri kararla ağrısız ve acısız bir şekilde hayatının sona erdirilmesidir. Ötenazi işlemi yüksek dozda ağır ilaçlarla ya da hastanın bağlı bulunduğu yaşa Ötenazi, bir canlının kendi iradesiyle ya da yakınlarının verdikleri kararla ağrısız ve acısız bir şekilde hayatının sona erdirilmesidir. Ötenazi işlemi yüksek dozda ağır ilaçlarla ya da hastanın bağlı bulunduğu yaşam destek ünitesinden ayrılmasıyla gerçekleşir. Tıbbi tanımla ötenazi, tıbbi yöntemlerle hafifletilemeyen acılar ve işkenceler yaşayan, hastalığının tedavisini tıbbın gerçekleştiremediği hastanın öldürülerek hayatına son verilmesidir. Hastanın büyük acılar çekmesi, bu acıları sonlandırmak istemesi ve hayattan hiç bir şekilde zevk alamaması ötenazi nedenleri arasında sıralanır. Hukuki tanımla ötenazi ise iyileşemez hastalığa yakalanmış bir hastanın iradesiyle hayatına son verilmesidir. Ötenazi doktorları olduğu kadar, hukukçuları, felsefecileri ve din adamlarını da yakından ilgilendirir. 

      Ötenaziden bahsedebilmek için bazı koşulların mutlaka bilinmesi gerekir. Öncelikle hastalığın ıstırap verici düzeyde ve tedavi edilemez olması gerekir. Ölüm kasıtlı olarak meydana getirilmeli ve kaza eseri olmamalıdır. Öldürme fiili hastanın menfaatinin bunu gerektirdiği düşüncesine dayanmalıdır. Ötenazi hareketinin acısız bir şekilde gerçekleştirilmesi ve ölümün hasta için o an çektiği acıdan daha ağır olmaması gerekir.

      Ötanazi

      Ötenazi Çeşitleri

      • Dar Anlamda, Geniş Anlamda, En Geniş Anlamda Ötenazi: Dar anlamda ötenazi, ölümün eşiğine gelmiş ve kurtulma ümidi kalmamış hastaların kendi talepleriyle acılarının dindirilmesi için ölmeyi talep etmesidir. Geniş anlamda ötenazi, kurtuluşu imkansız ve şifası olmayan bir hastalığa yakalanan hastaya ıstırabını dindirmek için ölüme yol açacak bir müdahalede bulunarak hayatını sonlandırmasını sağlamaktır. İkisi arasındaki en büyük fark zaman dilimidir. Bu da  dar anlamda ötenazide kişinin ölmek üzere olduğu kabul edilirken, geniş anlamda ötenazide ise ölümün daha sonra da meydana gelebileceği düşüncesi savunulur. En geniş anlamda ötenazi ise yaşanmaya değer olmayan hayatın sona erdirilmesidir. 
      • Aktif, Pasif ve Dolaylı Ötenazi: Aktif ötenazi, hastanın bedenine yüksek dozda maddenin verilmesiyle hastanın ölümünün gerçekleşmesidir. Pasif ötenazi hastanın tedavisinin kesilmesi sonucu yaşamının sona erdirilmesidir. İkisi arasındaki en büyük fark pasif ötenazide doktor hastanın ölümüne neden olabilecek bir davranışta bulunmazken aktif ötenazide ise hasta doktorun müdahelesi sonucu ölür. Dolaylı ötenazi ise, kişinin acılarının dindirilmesi hastanın hayatına son vermek amacında olunmamasına rağmen yapılmasına dolaylı ötenazi adı verilir. 
      • İstemli, İstemsiz Ötenazi: İstemli ötenazi, hastanın ötenazi talebini bizzat kendisinin açıkça dile getirmesi halinde uygulanır. İstemsiz ötenazi ise hastanın iradesi dışında, hasta tarafından dile getirilemeyen, genelde hastanın bilincinin kapalı ve komada olduğu zamanlarda hasta yakınları yada doktor tarafından karar verilerek uygulanır. 
      • Kazai, Medikal Ötenazi: Ötenazinin bir mahkeme kararının gerçekleşmesi durumuna  kazai ötenazi, bir doktor tarafından gerçekleşmesi durumuna ise medikal ötenazi adı verilir. 

      Ötenazi işlemleri, yasalar ile de düzenlenmektedir. Örneğin ülkemizde olduğu gibi pek çok ülkede aktif ötenazi kesinlikle yasaktır. Yürürlükte olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında, hastaya ötenazi uygulayan doktor tasarlayarak adam öldürmek suçundan yargılanmaktadır. Bu suç, ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. 

      ]]>
      Taklamakan Çölü https://www.biyolojidersi.org/taklamakan-colu.html Thu, 02 Aug 2018 14:38:55 +0000 Taklamakan Çölü, Ruh'ul Hali Köln den sonra gelen, Dünyanın ikinci büyük gölü olan Taklamakan Çölü, aynı zamanda Çin de bulunan en büyük kum çölü olma özelliğine sahiptir. Taklamakan Çöl Taklamakan Çölü, Ruh'ul Hali Köln den sonra gelen, Dünyanın ikinci büyük gölü olan Taklamakan Çölü, aynı zamanda Çin de bulunan en büyük kum çölü olma özelliğine sahiptir. 

      Taklamakan Çölü'nün yüzölçümü:
      Batı kısımdan doğuya 1000, kuzeyden güneye ise 400 km genişliği olan Taklamakan Çölü yaklaşık olarak 325 bin kilometrekare büyüklüğe sahiptir. Yani yaklaşık ülkemizde bulunan toprakların yaklaşık yarısı kadar bir alanı kaplar. Taklamakan Çölü nün sınırları Anaasya'dan başlayarak Kuzeybatı Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesinde bulunan tarım havzasının batı bölgesinde 218 nolu ana yola kadar uzanmaktadır. Bu anayolun doğu kısmındaki tarım havzasının en derin bölgesi olan Lop  Nur Çölü yer alır. Daha önceki yıllarda Taklamakan Çölü ve Lop Nur Çölü Çerçen Derya ve Konçe Derya nehirleri tarafından ayrılırdı. Ancak Tikenlikin Güney kısmı son 10 yıl içerisinde kurudu.

      Taklamakan Çölü'nün iklimi:
      Yıllık yağış ortalaması 30 mm altında olan bu gölün aşırı derecede kurak bir iklime sahip olmasının iki nedeni vardır. Birinci neden Taklamakan Bölgesi'nin yüksek sıradağların yağmur gölgesinde yer alması, ikinci neden ise çölün karasal iklim kuşağında yer almasıdır. Denizden gelen hava akımları Anaasya'ya gelmeden önce nemini kaybeder  ve bu nedenle yüksek sıcaklık oluşur.

      Taklamakan Çölü'nün bitki örtüsü:
      Yüksek sıra dağların eteklerinde çok sayıda vahalar yer alır ve bu vahalar da oldukça zengin bir bitki örtüsüne sahiptir. Tanrı Dağları ve Kunlun Shan dan eriyen kar suları tarım ırmakları ve tarım nehirlerini beslemektedir. Söğüt, yalancı,iğde, kenevir, oldukça sık çalılıklar, kendir ve kavak gibi bitki örtüsü vardır. Tarım vadisinde ise ince kavak ormanları bulunur. Tamarix ramosissima bitkisi alkali ve tuzlu olan topraklarda bulunur ve kökü oldukça derindir Ilgıngiller ailesinden olan bu bitkinin pullu şekilde olan yaprakları tuzu dışarı atar.

      Taklamakan Çölü
      Taklamakan Çölü'nün coğrafi yapısı:
      Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin yaklaşık olarak üçte ikilik kısmını kapsayan Taklamakan Çölü'nün alanı yaklaşık 300.000 kilometrekaredir ve bu alanın büyük bir bölümü kumulla kaplıdır. Taklamakan Çölünün yağış alan kısımlardaki dağlardan inen sularla beslenmekte olan ve güneyde bulunan Kaşkar Botan ve Miran, kuzeyinde Tufan ve Kuçar, doğusunda ise Dunhuang ve Loulan başlıca vaha şehirleridir. Bazı bölgelerinde tuz gölleri de mevcut olan Taklamakan Çölünün yaklaşık olarak birkaç metre derinliklerinde büyük taban suyu tabakası yer alır ve bu tabakada sıradağlardan eriyen kar suları birikmiştir. Taklamakan Çölü'nün belirli bir parçası ise deprem riski taşımaktadır.
      Aynı zamanda Taklamakan Çölü dünyada bulunan en zengin petrol kaynağının bulunduğu bölgeler arasında yer alır ve yüksek miktarda petrol rezervleri vardır.

      Taklamakan çölü'nün tarihi:
      Ölüm denizi denilen bu çöl tarihi açıdan oldukça önemli bir çöl olma özelliğine de sahiptir. Geçmiş yıllarda oldukça önemli bir yol güzergahında bulunan bu çölde oldukça fazla tarihi eser kalıntıları yer almaktadır. Özellikle de geçmiş yıllara ait olan birçok eserin hala kumun altında olduğu bilinir.
      ]]>
      Mera https://www.biyolojidersi.org/mera.html Fri, 03 Aug 2018 13:19:40 +0000 Mera, arazilerin hayvan otlatılması amacıyla ayrılan kısmına denir. Mera arazileri kamu hukuku köy kanununa göre köy tüzel kişiliğini meydana getiren esaslardan biridir. Hayvancılıkla geçinen çiftçilerimiz için mera araziler Mera, arazilerin hayvan otlatılması amacıyla ayrılan kısmına denir. Mera arazileri kamu hukuku köy kanununa göre köy tüzel kişiliğini meydana getiren esaslardan biridir. Hayvancılıkla geçinen çiftçilerimiz için mera arazileri en büyük etkendir. Hayvanların sağlıklı bir şekilde yetiştirilebilmesi için mera arazilerinin bakımı ve verimi çok önemlidir. Bu amaçla bazı meralarda gübreleme,otlama kontrolü, zararlı ot mücadelesi, kireçleme, tohumlama gibi işlemler yapılır. 

      Mera arazileri bazı durumlarda birkaç köy tarafından da kullanılabilir. Bu durumlar köylerin coğrafi durumlarına göre değişebilir. Köy sınırları belirlenirken ve köye ait mallar tespit edilirken meralar göz önünde tutulur. Meralar köylerin müşterek malları olarak kabul edilir. Yalnız bütün meralar kamu emlağı olmayabilir. Özel kişilere ve kamu tüzel kişilere ait meralarda mevcuttur. Bu meralarda kiraya verilme, yeterli ot şartına bağlıdır. 

      Meralar hayvan cinslerine göre de ayrılabilir. Küçük baş ve büyük baş hayvan meraları bitki örtüsü özelliğine göre değişir. Küçük baş hayvanların (koyun-keçi) genellikle ormanlık meralarda otlatılması uygundur. Büyük baş hayvanların (inek-manda) daha çok otlak ve düz arazilerde otlatılır. Meralar hayvanların fiziksel özelliklerine de uygun olmalıdır.

      Mera toprakları verimsiz,sığ,kumlu ve çakıllı,su tutmayan,yağış dönemleri dışında kuru arazilerdir. Araziler fiziksel olarak engebeli derininde suyu tutabilen yüzeyi kıraç yerlerdir. Meraları, besi (yapay) ve dağ(doğal) olarak ikiye ayırabiliriz. Besleme değeri yüksek,hayvanların et ağırlığını arttıran meralar besi meralarıdır. Doğal meralarda ise besin değeri düşük gezi alanı fazladır. Doğal meralar küçük baş hayvan yetiştiriciliğine uygundur.

      Mera
      Meralarda kullanım süresi çok önemli bir yer tutar. Çamur ve yağışlı zamanda otlatılması doğru değildir. Bu durum sürekliliği ve verimi düşürür. Kış döneminde meralar bahar dönemine kadar bakıma alınır. Bu sürede otlatma yapılmaz. Mera değişikliği hayvanlarda hastalık yapabileceğinden farklı meralar önerilmez. Otlağı (merası) değişen hayvanlarda çeşitli hastalıklar oluşur. Bundan dolayı meralar hayvan cinsine ve sürekli kullanan hayvanlara göre ayrılır. Her köyün kendi merası olmasının en büyük sebeplerinden birisi de budur. Ayrıca meraların kullanım mesafesi de önemlidir.
      ]]>
      Elektroporasyon https://www.biyolojidersi.org/elektroporasyon.html Fri, 03 Aug 2018 23:43:51 +0000 Elektroporasyon; Cilt hücrelerinde bulunan biyolojik faaliyetleri kuvvetlendirerek, cilt hücrelerini yeniden oluşturarak daha genç bir şekilde kalmalarını sağlayan türlerin hücre içine konulması ile, hücre duvarının dışar Elektroporasyon; Cilt hücrelerinde bulunan biyolojik faaliyetleri kuvvetlendirerek, cilt hücrelerini yeniden oluşturarak daha genç bir şekilde kalmalarını sağlayan türlerin hücre içine konulması ile, hücre duvarının dışarıdan gelecek tehlikelere karşı kendi savunan yapısı sebebi ile oldukça zor bir şekilde olur. Elektroporasyon, bu türlerin hücre içerisine girmesine yardım eder. Elektroporasyon sağlamış olduğu fayda ile elektriksel şeklinde güdümlenmiş olan moleküller, hücre zarından giderek hücre içine girebilmektedir. Yararlı olanı moleküller elektroporasyon cihazında elektromanyetik dalgalar yardımı ile dürtülmektedir. Dürtülmüş olan moleküller hızlı bir şekilde cildin hücrelerini iterek kendine geçici olan bir geçiş yolu meydana getirir ve hücre içine konulmasının ardından meydana gelen kanal kendi kendine kapanır.

      Elektroporasyon yeni bulunmuş olan bir yol değildir. Özellikle moleküler başta biyolojide kullanılmak üzere, kanserden başlayarak enfeksiyon hastalıklarının tedavisine kadar tedavinin birden fazla yerinde, birden fazla ülkede kullanılmasına rağmen ülkemizde henüz kullanılmamaktadır. Elektromanyetik dalgalar yardımı ile meydana getirilmiş olan elektroporasyon metodunda cilde yaşama hissi oluşturacak olan birden fazla molekül, cildin derinlikleri iner ve bütün noktalarına eşit olan seviyelerde iletilebilmesini sağlar.

      Cildin genç kalmasını sürdürebilmek maksati ile, biyolojik olan faaliyetlerini genç olması ile yapabilmesi mümkün olmaktadır. Bu olayı uygulamak için cildin ihtiyacı bulunan yararlı olan maddelerin hücrelere konulması ve sağlıklı olan biyoloji içerisine hücre zarında bulunan geçirgenliğin daha iyi olan miktarlara getirilebilmesi gerekmektedir. Sağlıklı bir şekilde ve hızlı olan bir yenilenmeyi oluşturmanın sırrı ilk olarak kolajen, elastin, fosfolipid, aminoasit, mineral, vitamin, antioksidan ve daha birden fazla hücreye gençlik mevzun da yararı bulunacak olan maddelerin ciltte bulunan bütün hücrelerin içine sokulmasından oluşur.

      Elektroporasyon
      Birden fazla yerde uygulaması; Elektroporasyon teknolojisinin yapılmasında doktorun uygulamış olduğu cildin neye ihtiyacı olduğunun belirlenmesinin ardından, bu ihtiyaçları karşılamakta olan kokteyl yapılır daha sonra haftada 1-2 kez uygulanmak üzere saçlı olan deri de içinde tutularak üzere bütün cildin etrafına sürülür. Elektroporasyon, saç dökülmesi, akne, elastikiyet ve kırışıklık sorunları, güneş ve yaşlılık sorunları, selülit ile terleme sorunlarına karşı uygulanabilir. Daha genç olan bir cilt oluşturulabilmesi için elektroporasyon yolu öbür metotlara nazaran kombine edildiği vakit daha etkin olan neticeler elde edilir.
      ]]>
      Otopsi https://www.biyolojidersi.org/otopsi.html Sat, 04 Aug 2018 08:17:20 +0000 Otopsi, ölü üzerinde tanı amaçlı yapılan incelemelere verilen addır. Otopsinin amacı, ölüm nedenini tespit etmek ya da hangi organların ölüme yol açtığını, organları nasıl ve ne düzeyde etkilediğini bulmakt Otopsi, ölü üzerinde tanı amaçlı yapılan incelemelere verilen addır. Otopsinin amacı, ölüm nedenini tespit etmek ya da hangi organların ölüme yol açtığını, organları nasıl ve ne düzeyde etkilediğini bulmaktır. Otopsi tıpkı bir hastanın muayene ya da ameliyat edilmesi gibi bir işlemdir. Tek fark incelemenin ölü üzerinde yapılmasıdır.

      Otopsi neden yapılır

      Otopsinin genel amacı, hastanın neden ya da nasıl hayatını kaybettiğine dair sorulara yanıt bulmaktır. Otopsiden beklenen vakitsiz gerçekleşen ölümlerden ders almak ve benzer hastaların hayatlarını kurtarabilmektir. Tıp camiasında gerçekleşen gelişmeler sayesinde günümüzde neredeyse her hastalığın tanısı ve tedavisi yapılabilmektedir. Dolayısıyla otopsiden öğrenilecek fazla bilgiye ihtiyaç olmadığı düşünülmektedir. Ancak bu düşüncenin yanlış olduğu pek çok kere kanıtlanmıştır. Gelişmiş ülkelerde bile, otopsinin birçok hastalık üzerinde hasta henüz yaşamını kaybetmeden sorunlar üzerinde bilgi sahibi olmaya yardımcı olduğu bilinmektedir. Ülkemizde gerçekleştirilen otopsilerde hayatını kaybeden hastanın tanısı yapılamamış hastalıklara maruz kaldığı gözlemlenmekte, klinik olarak ek lezyonlar fark edilebilmektedir. Yaşanan hastalığın organlarda yaratmış olduğu değişikliklerle hastanın şikayetleri ve tıbbi bulguların seviyesi arasında çok sıkı bir bağ olmayabilir. Hafif seyreden öksürük ağır bir pnömoninin, çok basit görülen ufak bir karın ağrısı ise iç organ delinmesinin tek belirtisi olarak yaşanabilir. Bu tür hastalarda ölüm gerçekleştiğinde ve otopsi yapılmadığında ölümün neden kaynaklandığı konusunda doktorlar yanıtsız kalabilir. Otopsi işte bu nedenle önemli bir incelemedir.

      Hasta yakınları tarafından konu ele alındığında, çok basit şikayetlerden hayatını kaybeden hastaların tanı ve tedavi yönünden ağır bir ihmalin olduğu düşünülebilir. Bu gibi durumlarda otopsi yapılması bu tür kuşkuların giderilmesinde en sağlıklı yollardan biridir. Yenidoğan ve ani bebek ölümlerinde de otopsi ile sorunun neden kaynaklandığı tespit edilebilir.

      Otopsi izni

      Yaralanma, trafik kazası, zehirlenme tarzında hukuki inceleme gerektiren vakalarda otopsi savcı izni ile yapılır. Savcı isteği bir emir niteliğindedir. Bu vakalarda aile izni gerekmeden otopsi yapılır. Otopsiyi gerçekleştirecek doktorun da görevi ret etmesi mümkün değildir. Ölen şahsın yakınlarının itirazı da bu gibi vakalarda kabul edilmez. Adli otopsiler adli tıp uzmanı ve patologla birlikte yapılır. Patolog ve adli tıp uzmanı olmadığında savcı herhangi bir doktoru görevlendirerek otopsi yaptırabilir.

      Ölen şahısta bulaşıcı bir hastalık şüphesi yoksa tıbbi otopsi için anne-baba-kardeş-eş izninin olması gerekir. Organ nakillerinde de aynı süreç işler. Hastalar ölüm nedeniyle üzgün oldukları için otopsi sözü yadırganabilir. Bu nedenle de otopsi ihtiyacı hissedilen hastalarda ölüm gerçekleşmeden yakınlarının otopsiye hazırlanmaları faydalı olur.

      Otopsi tekniği

      Otopsiler, havalandırması ve aydınlatılması uygun, temizlenmesi kolay olan ameliyathane tarzı odalarda yapılır. Otopsiye dahil olan kişilerin bulaşıcı bir enfeksiyona karşı korunabilmeleri için gerekli önlemleri almaları gerekir. Maske takmak, gözlük takmak ve otopsi anında eldiven kullanmak ve değiştirmek alınabilecek önlemler arasındadır. Otopsi izleyen kişiler de aynı şekilde korunmak için önlem almalıdır.

      Otopsiye başlamadan önce gerekli yerlerden gerekli izinlerin alınması ve cesedin doğru kişiye ait olduğundan emin olunmalıdır. Hasta yakınları da herhangi bir yasak söz konusu değilse otopside yer alabilir.

      Otopsiye başlamadan önce ölünün dış muayenesi gerçekleştirilir. Ölümün neden gerçekleştiğine ait belirtiler saptanır. Adli olgular için dış muayenede elde edilen bulgular olayın aydınlatılması için önemlidir. Dış muayene göz ve gerekli görüldüğü durumlarda palpasyonla yapılır. Saptanan bulgular teker teker not alınır ve fotoğraflanır.

      Otopsi

      Otopside kafa, göğüs v]]> Bitki Hormonları https://www.biyolojidersi.org/bitki-hormonlari.html Sat, 04 Aug 2018 14:56:27 +0000 Bitki hormonları, oksin, giberalin, sitokinin, absisik asit ve etilen olmak üzere 5 guruba ayrılıyor. Bitki hormonları, çoğunlukla salgılandıkları yerde etkili olmazlar. Hedef dokuya taşınır ve orada etkili olur. Hormonla Bitki hormonları, oksin, giberalin, sitokinin, absisik asit ve etilen olmak üzere 5 guruba ayrılıyor. Bitki hormonları, çoğunlukla salgılandıkları yerde etkili olmazlar. Hedef dokuya taşınır ve orada etkili olur. Hormonlar, bitkinin büyüme ve gelişmesinde çok önemlidir. 5 ana hormon gurubu bitkinin büyümesinde mevcut olduğu belirtilmiştir. Hormonlar bitkilerin büyümesinde meydana gelen fizyolojik faaliyetlerin çoğunluğu bu hormonların kontrolü altındadır. Hormonların etkileri daima bir denge içerisinde birbirlerini tamamlar ya da bir diğerinin etkisini azaltıcı olarak ortaya çıkar. Günümüzde hormonlardan çok yararlanılıyor. Bitkilerin çabuk büyümesi ve gelişmesi için hormonların yönlendirici özelliklerini önemseyerek çok yönlü yararlanılmaktadır. Çok sayıda kimyasal maddeler hormon olmadığı halde hormon olarak bilinmekte ve bu durum ise karışıklığa neden olmaktadır.


      Oksin hormonu:

      Bu hormon bitkinin uç bölgelerinde sentezlenir ve bitkinin köklerine doğru taşınır. Işıktan kaçma özelliğine sahiptir.

      Görevi:
      • Bitkinin boyuna uzamasını sağlar.
      • Tohumun çimlenmesinde yardımcı olur ve hücre farklılaşmasında görev alır.
      • Bitkide yaprak oluşumunu, çiçeğin açmasını ve meyvenin oluşmasını sağlar.
      • Bitkinin yönelmesini, hareketlerinin gerçekleşmesini sağlar.
      • Bitkilerde çiçeklerin açılmasında görev alır.
      • Işığı sevmez.
      • Bitkinin ışık görmeyen yerlerinde üretilir.
      • Işığın olduğu yerden ışığın olmadığı yere doğru kaçar.
      • Çok fazla salgılanması büyümeyi durdurun.
      • Bu hormon bitkinin büyüme hücrelerini uyarır.
      Giberalin hormonu:

      Bu bitki hormonunun etkisi bitkilerin, boyuna büyümesini sağlar ve bitkinin kısa kalmasını önler.
      • Bitkinin boyuna uzamasını sağlar.
      • Bitki tohumunun çimlenmesine yardımcı olur.
      • Bitkideki meyvelerin büyümesini sağlar.
      • Bitkide oluşan çiçeklerin açmasına yardımcı olur.
      • İkinci gurup bitki hormonudur.
      Sitokinin hormonu:

      Bu hormon köklerde sentezlenir ve bitkinin diğer yerlerine doğru ulaşır.

      Görevi:
      • Tohum çimlenmesinde ve bitki hücrelerinin farklılaşmasında görevlidir.
      • Yaprakların geç yaşlanmasını sağlar.
      • Bitki tomurcuklarının gelişmesini sağlar ve dal ve sürgünlerin oluşmasını sağlar.
      • Bu hormon etkisi ile kombiyum uyarılır ve bölünmeye başlar.
      Bitki HormonlarıAbsistik asit hormonu
      • Bu hormon tohumun ve tomurcukların gelişmesini engelleyerek uyku durumunda kalmasını sağlar.
      • Bitki köklerindeki hareketinin gerçekleşmesine yardımcı olur.
      • Bitki köklerinin topraktan su almasına yardımcı olur.
      • Bitki yapraklarının dökümünde görev alır.
      • Susuzlukta; bitkilerde gündüz stomaların kapanmasını sağlar.
      • Çelikle çoğalmayı sağlar.
      • Bitkinin soğuğa dayanıklı olmasına yardımcı olur.
      • Tohumun çimlenmesi gücünü arttırır.
      • Meyvenin iri olmasını sağlar ve meyve renginin iyi olmasını sağlar.
      Etilen hormonu

      Bu hormon gaz halinde bulunan tek hormondur ve salgılandığı yerde çok etkili oluyor. Olgunlaşmakta olan meyvenin dokularında, kök nodüllerinde, sararan yapraklarda ve çiçeklerde bulunan bitkisel hormondur. 

      Görevi:
      • Bitkinin yaprak dökülmesini sağlar.
      • Bitkideki meyvenin olgunlaşmasını sağlar. 
      • Meyvenin olgunlaşmasını sağlar.
      • Salgılandığı bölgede etkilidir.
      • Tohumun çimlenmesini ve tomurcuklanmasına yardımcı olur.
      • Çiçeklenmeyi düzenler.
      ]]>
      Köpek Irkları https://www.biyolojidersi.org/kopek-irklari.html Sun, 05 Aug 2018 08:34:07 +0000 Köpek Irkları,Köpek büyüklük, küçüklük ve görüntüsüne göre 400'den fazla çeşit ırktan meydana gelen memeli ve etçil bir hayvandır. Köpek ırk olarak Bozkurt'un alt türüdür. Köpek ırkları incelenirken, köpekler Köpek Irkları,Köpek büyüklük, küçüklük ve görüntüsüne göre 400'den fazla çeşit ırktan meydana gelen memeli ve etçil bir hayvandır. Köpek ırk olarak Bozkurt'un alt türüdür. Köpek ırkları incelenirken, köpekler akrabaları ile karıştırılmaması gerekir. Çakal ve tilkiler köpekler ile ırk değil akrabadır. Köpek ırkları kediler ile birlikte Dünya'da ki en geniş coğrafyaya yayılmış evcil hayvandır. Yapılan tahminlere göre 2001 yılında Dünya üzerinde 400 milyondan fazla köpek vardır. Köpek ırkları yaklaşık 12000 yıldan bu yana insanoğlu tarafından evcil olarak yetiştirilmektedir. Köpekler, insanlar için dost, arkadaş, koruyucu ve av köpeği olarak yetiştirilmiştir. 

      Köpek ırkları nelerdir

      Sivas Kangalı; Türkiye'de üretilen en önemli köpek cinsidir. Korumacı ve sahibine olan sadık oluşu, Kangal'ın en önemli özelliğidir. Sivas'ın Kangal ilçesinde daha çok yetiştirildiği için Kangal ismini almıştır. Bu köpek türü Türklerin Büyük Orta Asya göçleri ile birlikle sahibine eşlik ederek Anadolu'ya geldiği bilinmektedir. Beslemek isteyenler yavru iken almalılar, iri bedeni için geniş bir alana ihtiyaç vardır. Görüntüsü, grinin bütün tonları ve beyaz, ağız kısmı, burun üstü, burnundan alnına doğru siyahtır, ayrıca kulakları da siyahtır. Beyaz olan kangalın ağız ve burun kısmında siyahlık bulunmaz. Yüksekliği cinsiyete göre değişmekle birlikte 70-81 cm, Ağırlığı 40-60 kg.'dır. Ortalama 11-13 yıl arasında yaşayabilirler.

      Sivas Kangal Köpeğinin özellikleri nelerdir
      • Zeki, hızlı ve cesur bir köpektir,
      • Kadın ve çocuklara olan uysal davranışı ile bilinirler,
      • Kötü niyetli kişilere karşı saldırgan tavır sergilerler,
      • Sahiplerine karşı son derece sadıktır,
      • Uzman eğiticiler tarafından bir çok şey öğretilebilir,
      • Kuru ve sert iklimler de yaşamayı severler,
      • Kapalı ev ortamı Kangal'a uygun değildir,
      • Sahibini ve bulunduğu bölgeyi iyi korurlar.
      Diğer Köpek ırkları ve özellikleri;

      Chihuahua; En çok dikkat çeken özelliği 15-20 yıl yaşayarak köpekler arasında uzun bir ömre sahip olmasıdır. Uzmanlara göre uzun ömrünün sırrı küçük boyutlu olmasında yatıyor. Ayrıca titizliği hastalıklara daha az yakalanmasına neden olmaktadır. Rengi daha çok beyaz, kahverengidir.
      Yorkshire Teriyer; Şirin ve güzel görüntüsü  ile son yıllarda hayvan severler arasında çok beğenilen bir ırktır. İnsanlar tarafından beslenmesi ve bakımı bu ırkın yaşam süresinin uzamasına neden olmuştur. Ortalama 17-20 yıl arasında yaşamaktadır. Rengi siyah kahverengidir.

      Pomeranian; Ülkemizde fazla rastlanmayan bu ırk dik tüyleri ve 25 cm yüksekliği ile dikkat çekmektedir, 12-16 yıl arasında yaşayan bu köpek ırkı, beyaz kahverengi renklere sahiptir. Bu ırkın bir diğer özelliği tam da görüntüsü gibi neşeli tavırlar sergilemesi dir.

      Köpek Irkları
      Dachshund; Ülkemizde sosis köpeği olarak bilinirler. Canlı ve hareketli görüntüsü ile sahibine yaşam enerjisi verir. Bu ırkın yaşam süresi yaklaşık 12-15 yıldır.

      Malta Köpeği; En şirin köpek cinsidir, beyaz düz tüyleri onu diğerlerinden ayıran en önemli özelliğidir, yerden yüksekliği 25-30 cm olan bu ırk, uzmanlar tarafından antik ırk olduğu belirtilmektedir. 12-15 yıl arasında ömür yaşarlar.

      Amerikan Staffordshire Terrier; Bu tür Buldog ile Beyaz Terrier çiftleşmesi sonucu oluşmuştur. Amerika'da daha çok arama kurtarma faaliyetlerinde kullanılan bu ırk, şiddete eğilimli görüntüsü ile dikkat çekerken iyi bir eğitim ile sadık ve zararsız bir hale getirilebilir. Siyaha yakın renge ve 50-60 cm ağırlığa sahiptir.

      Pyrenees Çoban Köpeği; İri ve kalıplı yapısı ile tam bir çoban köpeğidir, genellikle beyaz renkli ve 50 cm yüksekliğinde olabil]]> Çiğneme Kasları https://www.biyolojidersi.org/cigneme-kaslari.html Sun, 05 Aug 2018 18:35:27 +0000 Çiğneme Kasları; Çiğneme işlevini oluşturmaktadır. Çene eklemlerimizi ağız açma ve kapama fonksiyonlarımız da büyük önem taşır. Konuşma fonksiyonuna yardımcı kaslardır çiğneme kasları. Konuşma öğrenildikte Çiğneme Kasları; Çiğneme işlevini oluşturmaktadır. Çene eklemlerimizi ağız açma ve kapama fonksiyonlarımız da büyük önem taşır. Konuşma fonksiyonuna yardımcı kaslardır çiğneme kasları. Konuşma öğrenildikten sonra tamamen nöromüsküler sistemin bilinç altı kontrolüne geçer. Bundan dolayı konuşma sonradan kazanılmış bir refleks olarak kabul edilmiştir. Çiğneme kasları, göz kaslarından hemen sonra vücudun en hızlı kasılma zamanına sahip bir kastır. Ancak yorulmaları da çok çabuk olabilen kaslardır. Diş sıkma, gıcırdatma gibi durumlarda çiğneme kaslarında ağrı ve hassasiyet ortaya çıkmaktadır. Çiğneme işlemi ile ilgili kaslar çizgili kaslardır. Kasların rengi işlevi ile ilişkili olarak, daha soluk ve beyaz renkli olabildiği gibi daha koyu ve kırmızı renkte de olabilmektedir. Her bir tarafımız da dörder tane çiğneme kası bulunmaktadır. Bunlar,
      • Dış çiğneme kası (Masseter)
      • İç yan kanatsı kas (İç pterigoid)
      • Dış yan kanatsı kas (Dış pterigoid)
      • Gagak kası (Temporal)
      Dış çiğneme kası; mandibula ve maksillanın dış tarafında dört köşeli bir kastır. Mandibulayı yukarı kaldırır ve ağzı kapatır.
      İç yan kanatsı kas; mandibulanın  iç yanında derinde bulunur ağzı kapatır.
      Dış yan kanatsı kas; kasın üst tarafın da bulunan kısa ve kalın kastır. Mandibulayı öne aşağı çeker çeneyi açar.
      Gagak kası; en güçlü çiğneme kasıdır. Temporal kemikteki şakak çukurundan başlar, mandibula kolunun ön çıkıntısında sonlanır. Mandibulayı yukarı kaldırır ağzı kapatır.
      Çiğneme Kasları
      Çiğneme ve yutma; çiğneme ve yutma fonksiyonları sırasında dişler temas etmektedir. Oluşan temasların tümü alışkanlığa bağlı oklizyon sırasında oluşmaktadır. Çiğneme fonksiyonu sırasında sentrik oklizyon çok kısa bir sürede, yutkunma fonksiyonu sırasında ise ara sıra oluşmaktadır. Ağzımız da güçlü taraftaki dişlerimiz çekildiği zaman çiğneme potansiyelimiz azalmaktadır. Her iki yandaki çiğneme gücümüz eşitken bir yandaki diş kaybının çiğneme potansiyelimizin üzerimizdeki olumsuz etkisi azdır.
      ]]>
      Pilus https://www.biyolojidersi.org/pilus.html Mon, 06 Aug 2018 11:17:51 +0000 Pilus, Bakteri hücrelerinin yüzey kısmında bulunan, bakteriyel birleşme meydana gelebilmesi maksadı gerekli bulunan saç şeklindeki bir yapıdır. Piluslar bakteriyi kendi cinsinden öbürüne bağlayarak iki hücrenin sitoplazmala Pilus, Bakteri hücrelerinin yüzey kısmında bulunan, bakteriyel birleşme meydana gelebilmesi maksadı gerekli bulunan saç şeklindeki bir yapıdır. Piluslar bakteriyi kendi cinsinden öbürüne bağlayarak iki hücrenin sitoplazmaları arasında köprü görevi görmektedirler. Bu görev ile plazmidler bir hücreden diğerine sevk edilebilir. Edinilmiş olan bilgiye göre bir plazmid bakteriye antibiyotik dayanıklı olması şeklinde yeni özelliklere sahip olabilir. Pilus, seks pilusu şeklinde de isimlendirilir. Fakat sürecin işlemesi cinsel üreme yada çiftleşme ile hiçbir şekilde bir ilişkisi bulunmamaktadır. Pilus da penisin bakterilerde bulunan dengi değildir. Buna karşın azda olsa bazı metinlerde piluslu olan bakteriler için erkek benzetmesi, pilussuzlar için ise dişi benzetmesi kullanılmaktadır.

      Bir bakteri hücresinde yer lan pilusların miktarı 10 adete kadar artabilir. Cins olan bir pilus 9 ve 10 mili metre çapında olmaktadır. Pilus, piluslu olan bakteriden alıcı olan bakteriye DNA aktarılmasını sağlamaktadır. Bu vasıta ile avantajı sağlamakta olan genetik şeklinde olan özellikler bir bakteri popülasyonu içerisinde insanlara ulaştırılabilir. Her cins bakteri seks pilusu meydana getirmez fakat değişik olan bakteri cinsleri arasında pilus bağlantıları meydana gelebilir.

      Fimbrium pilus; Bakterinin belli olan yüzeye bağlanmasına yarayan kısa şeklide olan bir pilustur. Bazı yerlerde pilus kelimesi fimbriumun kullanılması gereken yerde de kullanılmaktadır. DNA aktarmada kullanılmakta olan pilus için ise seks pilusu adı verilmektedir. Fimbriumlar hücrenin kutuplarında yada tüm hücrenin yüz kısmına eşit bir şekilde dağılmış şekilde yer alırlar. Miktarları 200'e kadar yükselebilir. Fimbriumlar hastalık oluşturan bakterilerin hedef olarak gösterilen dokularda bulunan hücrelere bağlanmalarını oluşturduğu için, fimbriumları meydana getiren proteinler kolonizasyon faktörü olarak da isimlendirilir.

      Pilus

      Mutasyon olması neticesinde fimriumsuz bir şekilde kalmış olan bakteriler bu sebepten dolayı hastalık oluşturmazlar. Bazı fimbriumlar alyuvarlar ile bağlantı kurup onların öbekleşmesine sebep olur. Değişik olan fimbriumlar ise bakterinin maya yada mantar hücrelerine bağlanmalarına sebep olur. Pilus ve fimbriumlar ilk olarak pilin proteinlerinden meydana gelir. Fimbriumlar da yer alan lektinler, hedef olan hücrelerin yüzey kısmında yer alan oligosakkaritleri tanımakta olup onlara bağlanmayı oluşturmaktadır. 

      Bazı bakteriler ise konak organizmanın bağışıklık sistemine karşı korunmasını sağlamak maksadı ile aralıklı bir şekilde fimbria antijenlerini farklı duruma getirirler. Bazı bakteriler ise enfeksiyonlarının sadece belli olan zamanlarında pilus imal ederler. Piluslar bakteri hücre iskeletinde bulunan MreB proteini ile etkileşime girerek hareketi meydana getirir. Bu süreç içerisinde kaslarda oluşan miyozin hareketine benzer bir hareket gösterir. Pilusun ucu katı yüzeye bağlanmasının ardından pilusun kasılması ile bakteriyi ileri kısma doğru çeker.

      ]]>
      Namib Çölü https://www.biyolojidersi.org/namib-colu.html Tue, 07 Aug 2018 06:33:34 +0000 Namib Çölü, Güney Afrika'da bulunan ve Atlas okyanusuna kıyısı olan Namib Çölü, dünyanın en eski çöllerinden biridir ve Namib sözcüğü. Nama dili kökeninden gelir ve çok büyük anlamına gelmektedir. Oldukça büyük bir a Namib Çölü, Güney Afrika'da bulunan ve Atlas okyanusuna kıyısı olan Namib Çölü, dünyanın en eski çöllerinden biridir ve Namib sözcüğü. Nama dili kökeninden gelir ve çok büyük anlamına gelmektedir. Oldukça büyük bir alanı kapsayan bu çöl Atlas Okyanusu boyunca yaklaşık 2000 kilometre uzunluğuna sahiptir. Güneyinde Angola da yer alan Carunjamba nehiri ile kıyı sınırları başlar ve Angola Namibya ve Güney Afrika ülkelerinde bulunan topraklara kadar devam ederek Güney Afrika'da yer alan Olifants Nehri ile sonlanır.

      Namip Çölü iklimi:
      Namib çölünün yıllık yağış oranı en kurak olan bölgelerde yaklaşık olarak 2 milimetre en çok yağış olan bölgelerde ise 200 metre civarındadır. Bazı kaynaklarda çok az miktarda yağış olması nedeniyle gerçek çöl olarak isimlendirilen bu çöl yaklaşık 55-80 milyon yıl boyunca kurak ve yarı kurak iklime sahip olmuştur ve bu özelliğinden dolayı dünyanın en eski çölü olarak bilinmektedir.

      Jeolojik olarak; Deniz kıyılarında rüzgarların etkisiyle oluşan kum yığılmalarına rastlanır çöl içindeki bazı bölgelerde ince çakılların yer aldığı düzlük alanlar ve çölün tamamında seyrek kum tepeleri yer alır. En büyüğü 32 kilometre uzunluğu ve 300 metre yüksekliği ile Çin de bulunan Badein Karan Çölünden sonra ikinci sırada yer alır. 
      Okyanus kıyısında sıcaklık çoğunlukla yıl boyunca sabit olur ve yaklaşık olarak 9-20℃ civarıdır. Fakat iç kısımlara gidildiğinde sıcaklıklar değişir Özellikle de yaz mevsiminde kavurucu güneş nedeni ile sıcaklık genellikle  45℃ yi aşar. Ancak geceleri dondurucu soğuklar olur. Hadley hücresi sıcak hava dalgası ve Benguela soğuk su akıntısının birleşmesi sonucunda yılın uzun dönemlerinde bazı bölgelerde yaklaşık üç ay boyunca okyanus kıyısı üzerinde sis kemeri meydana gelir. Bu sis kemerinden  dolayı Namibya çölünde yer alan skeleton Coast yani iskelet sahilnde bugüne kadar 1000 den daha fazla gemi tamiri yapılmadığı için zarar görmüş paslanmış ve çürümeye bırakılmıştır. 

      Bitki örtüsü:
      Okyanus kıyısında bitki yoğunluğu çok azdır. Ancak bazı bölgelerde rastlanabilir. Oldukça çorak iklime uyum sağlayan birkaç ağaç türü ve uzun otlar bulunur.

      Namib Çölü
      Efsanesi:
      Bazı efsanelere göre buraya cehennem kıyıları denmiştir. Kıyıya ulaşan gemiler aşırı rüzgar ve soğuk su akıntısının meydana getirdiği sis ten kurtulamaz ve sığ kayalıklara otururmuş. Gemide bulunanlar çölde susuzluktan dolayı hayatını kaybedermiş. İsviçreli pilot Carl Nauer Cape Town'dan Londra'ya uçuş yaparken uçağı bu sahile düşmüştür. Pilot hayatını kaybettikten sonra cehennem kıyıları iskelet sahili ismini almıştır.

      Yerleşimi ve barındırdığı canlı türleri:
      Namib çölünde hiçbir yerleşim alanı yer almamaktadır. Birtakım küçük gruplar bazı yerlerde bulunmasına karşılık çölün tamamında yerleşim alanı bulunmamaktadır. Dolayısıyla Namib çölünde çok sayıda endemik yani bu bölgeye ait canlı türü barınır. Çölün kıyı şeritlerinde soğuk sularda balıkçılık sahaları meydana gelmiştir. Arctocephalus pusillus ismindeki Güney Afrika'da ayı balığı denilen balık da bu bölgede yaşar. Namib çölünde aynı zamanda aslan, zebra ve fil gibi Afrika ülkesinin anımsatan canlılarda bulunur.
      ]]>
      Mukoza https://www.biyolojidersi.org/mukoza.html Wed, 08 Aug 2018 06:12:30 +0000 Mukoza; Vücudun iç kısmında bulunan, kanal ve boşluklarını döşeyen hücrelerden husule gelen, zar tabakaya verilen isimdir. Mukoza döşeli olan iç boşluklar, dışarıya açılmakta olan vücut kanalları ile, dış ortamla temas Mukoza; Vücudun iç kısmında bulunan, kanal ve boşluklarını döşeyen hücrelerden husule gelen, zar tabakaya verilen isimdir. Mukoza döşeli olan iç boşluklar, dışarıya açılmakta olan vücut kanalları ile, dış ortamla temas halindedir.

      Bu sistemler; Sindirim sistemi, boşaltım sistemi ve solunum sistemleridir. Ayrıca kadın üreme organları da, mukoza ile döşenmiş biçimdedir.

      Sindirim sistemi; Ağızdan, anüse kadar devam etmektedir. Sindirim borusunun farklı bölümlerinde, çeşitli tip mukozalar yer alır. Ağız, yutak ve yemek borusunun sonuna kadar olan kısımda ise, çok katlı yassı epitel dokusu, mukozayı yapmaktadır. Dildeki mukoza da bu şekildedir. Ancak dilde papilla adı verilen, tat almak için özelleşmiş çıkıntılar bulunur. Mide ve bağırsakların mukozası, tek katlı bir epitelden ortaya çıkmıştır. Bu hücrelerin arasında, ayrıca sümüklü salgı yapan hücreler de bulunmaktadır. Mide mukozasında bunun dışında,  başka asit salgılayan hücreler de bulunmaktadır. Sindirim kanalının son bölümü olan rektumda yine çok katlı, yassı epitel dokuya rastlanır. 

      Solunum sistemi;  Bu sistemin organları olan burun boşlukları, gırtlak ve soluk borusunda bulunan mukoza, tek katlı titrek tüylü epitelden oluşmuştur. Bu sistemle hava geçişinden ötürü alakadar olan yutak, çok katlı yassı epitel ihtiva etmektedir.

      Ürogenital sistem; Böbrekten itibaren başlayıp, idrar boruları, mesane ve idrar kanalında bulunan mukoza, bu sisteme mahsus olan epitelden meydana gelmiştir. Buna çok katlı değişken epitel ismi de verilmektedir.

      Mukoza

      Erkek üreme organlarından olan meni borucukları ile, kadın üreme organlarından olan rahim, yumurta kanalcıklarında tek katlı titrek tüylü epitel mukozayı meydana getirir.

      Diğer mukozalar; Göz kapaklarının alt kısmını ve gözün görünen beyaz kısmını döşemekte olan, konjoktiva ismini alan mukoza, çok katlı yassı epitelden oluşmuştur. Orta kulak döşemesini yapan mukoza, tek katlı küçük epitellerdendir. Aynı çeşit mukoza, yine beynin iç boşluklarını da döşemektedir.

      ]]>
      Etoloji https://www.biyolojidersi.org/etoloji.html Wed, 08 Aug 2018 12:48:56 +0000 Etoloji, hayvanların kendi doğal ortamlarında davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. Radikal etolojik olarak düşünüldüğünde, davranışsal incelemeler vahşi doğa ortamında yapılmak zorundadır, çünkü hayvanların tep Etoloji, hayvanların kendi doğal ortamlarında davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. Radikal etolojik olarak düşünüldüğünde, davranışsal incelemeler vahşi doğa ortamında yapılmak zorundadır, çünkü hayvanların tepkilerinin doğal ortamları dışındayken incelendiğinde hiç bir gerçekciliği olamaz. Hayvan tek başına düşünüldüğünde tüm sistemin yalnızca bir bileşenidir, ve bu sistem onun içinde bulunduğu ortamı da kapsamak zorundadır.  

      Hayvan davranışları üç ana sınıfta toplanabilir:

      Refleksler; bazı dış etkiler sonucu tetiklenen ani, istem dışı tepkilerdir. Reflekssel davranış yalnızca o davranışa neden olan etki söz konusu olduğu sürece devam eder. Dahası, tepkinin derecesi etkinin gücüne bağlıdır. Refleksler yürüme ve diğer yüksek koordinasyon gerektiren davranışlarda kullanılırlar.

      Yönelimler; hayvanı bir etkinin geldiği tarafa veya ters tarafa doğru yönelten davranışsal tepkilerdir. Yönelimler farklı tür hayvanlarda görsel, kimyasal, mekanik ve elektro manyetik olaylar karşısında oluşur. Karıncaların bir yolu takip etmesi kimyasal olarak yönelme, sinek larvalarının ışığa doğru ilerlemesi ışıksal yönelime birer örnek oluşturur. 

      Sabit davranış şekilleri; refleksler gibi bir etkiye bağlı olarak, kendini gösterir, fakat etki bittikten sonra da sürmeye devam eder. Tepkinin şiddetinin derecesi ve süresi, reflekslerin aksine, etkinin şiddet derecesine ve süresine bağlı değildir. Sabit davranış şekilleri istemli olabilir ve basit bir reflekse neden olanlardan çok daha geniş bir etki yelpazesi sonucu oluşabilirler. Örnek verecek olursak, Ağustos böceklerinin ötme sesi ve çekirgelerin uçuş şekilleri gösterilebilir. 

      Canlılarda davranışa neden olan başlıca uyarılar; dış faktörlerden kaynaklı olanlar; sıcak, soğuk, ışık, ses, kimyasal maddeler, yer çekimi gibi etkenlerden kaynaklanırken iç faktörler ise; açlık, susuzluk, ağrı gibi etkenlerden kaynaklanabilir. Ayrıca organizmalar, çevredeki diğer canlı ve cansız varlıklara karşı da belirli bir tepki gösterebilir. 

      Davranışın, organizmalara sağladığı iki temel yarar vardır bunlar;

      • Davranışlar bireyin yaşamını devam ettirebilmesini sağlar.
      • Yavrulayarak çoğalma düzenini etkileyerek türün devamının sağlanmasına yardımcı olur.
      Etoloji

      Canlıların hayatta kalmasına yarayan davranışları besin sağlamaya, düşmanlarından kaçıp korunmaya, çoğalmaya ve yavrularını büyütmeye yönelik tepkilerdir.

      Bu konuda önemli adımlar atmış olan Konrad Lorenz Avusturyalı zoolog. Konrad Lorenz 1973’te tıp  alanında nobel ödülü almıştır.Çağdaş davranış biliminin kurucusu olarak tanınır. Bu konudaki görüşü ise İnsanlar ve hayvanların davranışlarında iç dünyalarının yanı sıra çevredeki yaşanan olayların ve genetiğin de etkisi olduğunu savunurdu.

      ]]>
      Hipokampus https://www.biyolojidersi.org/hipokampus.html Wed, 08 Aug 2018 22:27:47 +0000 Hipokampus: Beyinde medial temporal lobda bulunan ve hafıza ile yön bulma konusunda çok önemli bir rol oynayan hipokampus, gri cevher tabakasıdır. Ayrıca, leteral ventrikülün de alt boynuz tabanı boyunca uzanan hipokampus, filo Hipokampus: Beyinde medial temporal lobda bulunan ve hafıza ile yön bulma konusunda çok önemli bir rol oynayan hipokampus, gri cevher tabakasıdır. Ayrıca, leteral ventrikülün de alt boynuz tabanı boyunca uzanan hipokampus, filogenetik bakımdan beynin kısımları arasında en eski olanıdır. Yapılan eylemlerin bir davranışa dönüşmesi konusunda rolü çok büyük olan limbik sistem içerisinde yer alan hipokampus bunun yanı sıra, hafıza ve daha çok kısa süreli hafızada önemli rol oynamaktadır. Ayrıca, uzaysal yön bulma konusunda da etkili olan hipokampüs ismini Yunanca at ve deniz kelimelerinin birleşiminden almaktadır. Bir unutkanlık hastalığı olan Alzheimer rahatsızlığında beynin ilk olarak etkilenen kısımlarından birinin de hipokampus olması nedeniyle bu hastalıktaki ilk belirtiler hafıza bozuklukları ile dezorientasyon olmaktadır.

      Hipokampus Araştırmalarının Tarihi

      Hipokampüs ile ilgili yapılan ilk araştırmalarda bunun koku almayla alakalı bir merkez olduğu düşünülmüş olmasının sebebi olfaktör bulbustan direk sinir lifleri aldığı konusundaki yanlış düşüncedir. Daha sonraki yıllarda ise, hipokampüs konusunda yayımlanan yayınlarda gelişmenin engellenmesi ve hafıza ile uzay kavramlarının daha fazla ön planda olduğu görülmektedir.

      Davranış engellenmesi teorisi günümüzde eski önemini kaybetmiştir. Tedavi amaçlı olarak bir hastanın hipokampusunun çıkarılması sonucunda hastada önemli ölçüde anterograd ve kısmı retrograd ammezi görülmesi hipokampusun hafıza ile ilgili olduğunu ortaya koymuştur. Daha sonra bu hasta yeni hafızadan yoksun bir hale gelmiştir. Ayrıca bu hasta ameliyattan önce yaşanan her şeyi tamamen unutmuştur. Tek hatırladığı yıllar öncesinde kalan anılarıdır. Böyle bir olay tıp dünyasındaki kişilerce çok büyük bir ilgi uyandırmıştır. Sonrasında ise, bu hasta o tarihte üzerinde en geniş kapsamlı araştırma yapılan kişi olmuştur. Daha sonraki yıllar içerisinde ise bu konu hakkında çok fazla araştırma yapılmış ve bugün artık hipokampusun hafıza ile ilgili çok önemli bir rolünün olduğu hususunda tüm dünyada aynı fikre kavuşulmuştur.

      Hipokampusun Hafızadaki Üzerindeki Rolü Günümüzde artık hipokampusun yeni hafızanın oluşumu hususunda çok önemli bir rolü olduğu bilim adamları tarafından kabul görmektedir. Bazı araştırmacılara göre ise hipokampus, medial temporal lob içerisinde yer alan daha geniş bir hafıza sisteminin sadece bir parçası konumunda görülmektedir. Beyinde hipokampusta ciddi derecede bir hasar oluşması yeni hafızanın oluşmasının büyük çok fazla zorluk ile olacağı anlamına gelmektedir. Ayrıca, genellikle böyle bir durumda hasar oluşumundan önce edinilmiş olan anılar da etkilenmektedir. Bu etkilenme olayın öncesindeki birkaç yılı kapsamakta daha eski anılar ise bozulmamaktadır. Eski anılarda bir bozulma görülmemesi durumu, zaman içerisinde çok eskiye dönük hatıraların hipokampustan ayrılarak beynin başka bölgelerine gönderildiği düşüncesinin oluşmasına sebep olmuştur. 

      Hipokampus
      Hipokampusta oluşan hasarlar, yeni motor ve zekâ işleyişiyle ilgili maharetleri öğrenme gibi hafıza faaliyetlerinden bir kısmını etkilememektedir. Bu durum ise bu tür becerilerin başka hafıza türleri ile başka beyin parçaları ile olduğu düşüncesini pekiştirmektedir.   Hipokampusun daha önce gidilmiş yerlerde daha kestirme olan yolların keşfedilmesi hususunda da bir rolü vardır. Buna örnek olarak Londra’da yaşayan taksi şoförleri gösterilebilir. Bu şoförler işlerine başlamadan önce sıkı bir teste tabi tutulmaktadır. Şoförlerden birden fazla mekânı ve bu mekânlar arasındaki en kestirme yolları bilmeleri istenmektedir. Bu araştırma London College üniversitesinde yapılmaktadır ve yapılan bu araştırmanın sonucunda taksi şoförlerinin beyinlerindeki hipokampusun konu ile ilgili bölümlerinin normal insanların hipokampusun ilgili bölümlerinden çok daha fazla büyük olduğu ve hatta şoför ne kadar deneyim sahibi ise hipokampustaki il]]> Biyom https://www.biyolojidersi.org/biyom.html Thu, 09 Aug 2018 08:48:38 +0000 Biyom; aynı iklim türlerinin içerisinde bulunduğu ve yaşandığı bunun yanı sıra benzer bitki örtüsüne sahip olan oldukça geniş coğrafi alanların genel adıdır. Canlıları ve bu canlıların yaşadıkları yeri içine al Biyom; aynı iklim türlerinin içerisinde bulunduğu ve yaşandığı bunun yanı sıra benzer bitki örtüsüne sahip olan oldukça geniş coğrafi alanların genel adıdır. Canlıları ve bu canlıların yaşadıkları yeri içine almaktadır. Her biyomun kendine has iklim türü ile hayvan ve bitki çeşidine sahip olduğu bilinmektedir. Biyomlar iklim şartlarına göre farklı olarak kategorilere ayrılmıştır. Her biyomun kendine has özellikleri bulunan egemen bitki örtüsü yapısı o biyomda yer alan hayvan türlerini doğrudan etkilemektedir.

      Konumları itibariyle genel anlamda biyom çeşitlerini karaların ve sulak alanların bulunduğu yerlere göre sınıflama yapmak gerekirse iki çeşit biyomdan söz edilebilir. Bunlar karasal biyomu ile su biyomudur.

      Karasal Biyomlar

      Karasal biyomlar yapıları itibariyle ortamın iklim şartları ile fiziki özelliklerine göre değişik canlı çeşitlerine sahip oldukları söylenebilir. Karasal biyomlar kendi içinde 3′ e ayrılmaktadır.

      • Ilıman Alandaki Çayır Biyomları: Yağış düzeyi orman oluşturacak miktarda fazla değildir. Bunun yanı sıra gelişen bitkilerin kurumasına sebep olacak kadar az bir miktar yağış almamaktadır. Bitkiler hızlı bir biçimde gelişmektedir. Hızlı şekilde gelişen bu bitkiler mevsimden ötürü oldukça çabuk bir biçimde çürümektedir. Bundan dolayı tarım arazileri için elverişli humus düzeyi fazla olan birtakım toprak yapıları ortaya çıkmaktadır.
      • Çöl Biyomları: Bitki örtüsünün neredeyse hiç görülmediği ya da çok az olarak bulunduğu alanlardır. Düzenli bir şekilde yağmur görülmez. Belli aralıklarla ve oldukça kısa süreli yağışlar ortaya çıkmaktadır. Çöl biyomunda görülen sıcaklık farkı ise oldukça yüksektir. Gündüz + 55 dereceye kadar yükselebilen sıcaklık miktarı geceleri eksi değerlerin altına inmektedir. Bu sıcaklık farkından ötürü çölde yer alan taşlarda da çözülmeler ve toz haline gelme durumu söz konusudur.
      • Orman Biyomları: Ormanlar dünyada karaların önemli bir bölümünü kapsar. Orman biyomları özellikleri iklim şartları bakımından bölgelere göre farklılıklar göstermektedir.

      Orman biyomları da kendi arasında 3 kısıma ayrılır. Bunlar:

      Tropikal Yağmur Ormanları: Bu orman bölgeleri ekvator alanının 20 derece kuzeyi ile 20 derece güneyinde bulunmaktadır. Yeryüzünün görülen en çok yağmur bu orman biyomunda görülür. Eski zamanlarda meydana gelen bu ormanlar yeryüzünde bulunan hayvanların büyük bir kısmına ev sahipliği yaptığı bilinmektedir. Ağaçların uzunluğu yaklaşık olarak 70 metreyi geçtiği görülmüştür.

      Ilıman Bölge Ormanları: Orta enlemlerde yer alır. Kuzeydoğu Amerika, Avustralya, Asya ve Avrupa’da bulunmaktadır. Ağaçlar genellikle açık renktedir.

      İğne Yapraklı Ormanlar: Kuzey Yarım kürede yer alan ve kışları oldukça sert geçen yerlerinde kar ve don olaylarının yaşandığı yüksek enlemlerinde yetişirler. Özellikle Sibirya’da iğne yapraklı ormanlara rastlanılmaktadır.

      Biyom

      Su Biyomları

      Dünyanın büyük bir kısmı suyla kaplı olduğundan su biyomları geniş yer kaplamaktadır. Sucul biyomlar kendi içinde ikiye ayrılır.

      • Tuzlu Su Biyomları %3 lük bir tuz derişimi barındıran sular tuzlu su biyomları olarak bilinmektedir. En büyük yer kaplayan tuzlu su biyomları ise okyanuslar ve denizlerdir.
      • Tatlı Su Biyomları %1 den az tuz oranı olan bölge tatlı su biyomu olarak adlandırılmaktadır. Tatlı su biyomları da kendi içinde ikiye ayrılır.

      Göl Biyomları
      Göl biyomlarının sabit bir büyüklüğü yoktur. Bazen küçük bir gölcüklerden meydana gelirken bazen de oldukça büyük göllerde bu göl biyom canlılarına rastlanılmaktadır. Göller genellikle su ve kara ekosisteminin bir arada olduğu yerlerdir.

      Akarsu Biyomları

      Akarsular tek yönlü olarak akan sulardan oluşmaktadır. Akarsu ağızları özellikle de canlı o]]>